Afganistan tarihi hakkında bilgiler

Afganistan tarihi hakkında bilgiler

Tarih. Afganistan’ın konumu, . ticaret yollarının kavşak noktası olma özelliğinden ötürü, tarih boyunca önem taşımıştır. Ülke, bu nedenle çeşitli istila ve saldırılara uğramıştır. Ancak, yüksek dağlık bölgeler, AfganlIların tarih boyu özgürlüklerini korumalarında büyük rol oynamıştır. Afganistan eski Yunanlılarca Ariyana adıyla bilinirdi. Arkeolojik bulgular, ilkçağları aydınlatacak kesinlikte değildir. Bilinen ilk kültür, kuzeyde ve doğuda İÖ 500’de Pers Kralı I. Darius’un istilasından önceye dayanır. Pers e-gemenliğinden sonra, İÖ 329-327 arasında Büyük İskender, kışın sert koşulları altında Hindukuşları başarıyla aşarak Hindistan yoluna indi. Ülke, İÖ 250-İS 50 arasında Yunan kökenli Baktrian Hane-danınca yönetildi. Bu dönemde Yunan ve Hint kültürü gelişti. Budizm, doğudan Yueçilerce getirildi. İÖ 129 ve İS 480 arasında etkili olan iskitler İÖ 2. yy’da etkili olan Kuşan Hanedanı, Doğu Türkistan’a kadar yayılan Budist Tuhari uygarlığını geliştirdiler. 5. yy’a doğru ülke, Sasaniler ve Akhunlar arasında paylaşıldı. 7. yy’dan sonra Arap etkisi görülmeye başladı. Çeşitli Müslüman Türk hanedanlar kısa sürelerle ülkeyi yönettiler. Gazneli Mahmut, 11. yy başlarında İran’ın Horasan Bölgesi’nden, Hindistan’ın Pencap Bölgesi’ne kadar olan toprakları ele geçirerek, Afganistan’ın büyük bir bölümünü egemenliği altına aldı. 13. yy’da Cengiz Han ve
14. yy sonunda Timur, Moğol egemenliğini getirdiler. Timur döneminde merkezi Herat olan bir İslam uygarlığı gelişti. Tarih boyunca, kervan yollarının denetimi Perslerin, Yunanlıların, Hintlilerin, Moğolların ve Arapların ortak amacıydı. Budizmin Hindistan’dan Çin’e, islamiye-tin Arap Yarımadası’ndan Hindistan’a yayılmasında, ülkenin bir geçiş, yolu olmasının rolü büyüktür. Tüm bu uluslar kendi kültürlerini getirdiklerinden yerli kültür, özgünlüğünü koruyamadı. 16. yy dolaylarında AvrupalI deniz güçleri, dünya deniz ticaret yollarını ele geçirince Afganistan’ın ticaret önemi azaldı. Yabancı ülkelerin askerlik ve ticaret çıkarları eski önemini yitirdi. Bunun sonucunda, başta Peştular olmak üzere, yerli boylar bağımsızlıklarını elde ederek güçlenmeye başladılar. 18. yy’da Nadir Şah, Hindukuşlar’ı yönetimine almış bulunuyordu. Ölümünden sonra Ahmet Şah Dürrani 1747’de başa geçerek, Dürrani Hanedanı’nı kurdu. Bu olay, bugünkü Afganistan’ın başlangıcı kabul edilmektedir. 1818’de, Dürrani Hanedanlığı yıkıldı. 1826’da, Dost Muhammet, emir oldu. 19. yy başlarında Rusya’nın yayılma politikasından tedirginlik duyan ingilizler, Afganistan’ı işgal girişiminde bulundular. 1838-42 arasında, eski emirle birleşen ingilizler, Dost Muhammet’i devirmek istediler, ancak 1841’de Kâbilde yenilerek çekildiler. 1857’de, İngilizlerle bir antlaşma imzalayan Dost Muhammet. 1863’te, üçüncü oğlunun düzenlediği suikast sonunda öldürüldü. 1878’de 2. Afgan-ingiliz Savaşı başladı; ingilizler, 1880’de Hayber Geçidi’ni, Kâbil Irmağı boğazlarını ele geçirerek, ote taraftan ilerleyen Huşlarla Karşı Karşıya geldiler. 1665’te yap ilan bir antlaşmayla Ruslarla olan sınır sorunu çözüme bağlandı. İngiliz yönetimi, ülkenin gelişimini olumsuz yönde etkiledi. 1907’de yapılan Anglo-Rusya Antlaşması sonucunda Ruslar, Afganistan üzerindeki tüm haklarından vazgeçtiler. Birinci Dünya Savaşı’nda ülke, İngiltere yararına tarafsızlık siyaseti güttü. 1919’-da Emir Habibullah’ın öldürülmesi, 3. Afgan-! ngiliz Savaşı’na yol açtı. Bu savaş Rawalpindi Barışı ile son buldu. 1919 Ağustosunda Afganistan’ın bağımsızlığını tanımak zorunda kalan Büyük Britanya, 1921’de de tüm haklarından vazgeçti.
Siyasal yapı. Afganistan’ın dünya siyasal alanına bağımsız bir ülke olarak çıkışı, 1919’da ingilizlerin Rawalpindi Barışı sonucu çekilmesi ve 1919 Ağustosunda bağımsızlığının tanınmasıyla başlar. Siyasal yaşamının ilk ve en önemli olayıysa 1921 ‘de Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ni tanımasıdır. 1926 yılında tahta Emir Emanullah geçti. Emanullah Han 1927’de Türkiye’yi ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında Atatürk devrimlerinden etkilenerek ülkesine dönüşte özellikle din liderlerinin siyasal etkinliğini kaldırmak, kadın özgürlükleri konusunda yenilikler yapmak istedi, ancak yoğun tepki üzerine ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı (1928). Aynı yıl tahta amcası Muhammet Nadir Şah geçti. Nadir Şah 1933 te öldürülünce yerine oğlu Muhammet Zahir, şah oldu. Afganistan sürekli olarak komşularıyla iyi ilişkiler kurmaya çalıştı, ikinci Dünya Savaşı’na kadar ABD ve SSCB ile dengeli bir siyasa izleyerek ekonomisini ve kalkınmasını her iki ülkeden aldığı yardımlarla düzeltmeyi amaçladı. Savaş sonrasında ABD’nin, SSCB’yi çevreleme amacı dışında kalan Afganistan, ekonomisinde SSCB’ye daha çok yer verdi. Bu 1947’de Afganistanda komünist hareketin ve komünist partisinin çekirdeği olan bir gençlik örgütünün (Wikihri-Zalmayan) kurulup gelişmesine yol açtı.

SSCB Afganistan’ın altyapısından eğitimine, ordusundan siyasal parti örgütlenmesine varıncaya kadar birçok alanda giderek etkisini artırdı. 1960’ta Şah’ın da isteğiyle meşruti monarşiye geçilerek 1930 Anayasası’nın değişmesi için Kurucu Meclis oluşturuldu. Hazırlanan yeni anayasa 1963’te Afganistan’a iki meclisli demokratik bir düzen getirdi. Anayasaya göre yasama görevi Şah’tan alınarak Millet Meclisi ve Senato’ya verildi. Millet Meclisi seçimleri 4 yılda bir yapılacak ve üyeleri halk seçecekti. Senato üyelerininse üçte birini şah, üçte birini yerel yönetimler 5 yıl için, üçte birini de halk 3 yıl için belirleyecekti. Anayasa, yürütme yetkisini hükümete veriyor, ancak hükümet üyelerinin parlamento dışında atanmasını olanaklı kılıyordu. Bu arada bir de Anayasa Mahkemesi kuruldu.

Paton, Tacik, Hazari, Türkmen, Özbek

ve Kırgız halklarının oluşturduğu, geniş ölçüde aşiret ilişkilerinin egemen olduğu feodal aşamada bir toplum yapısına sahip olan Afganistan’da 1965 te yapılan seçimlerde parlamentoya doğal olarak halkların ve onları oluşturan aşiretlerin ileri gelenleri seçildi. Böylece toplumsal yapıdaki çelişkiler ve çekişmeler parlamentoya da yansıdı. 1966 -da Nur Muhammet Taraki, Anayasadaki basın özgürlüğünden yararlanarak “Halk” adlı sol eğilimli bir gazete yayımlamaya başladı. Bu gazete çevresinde oluşturulan birlik sonradan Halkçı Parti’yi oluşturdu. Halkçı Parti kendisini uluslararası sosyalizmin bir parçası olarak görüyordu. Halk gazetesine ve onun oluşturduğu ekibe bir seçenek olarak Babrak Karmal, sol eğilimli “Bayrak” gazetesini yayımladı. Bu gazetenin çevresinde oluşan aydınlar grubuysa Bayrak Partisi’ni oluşturdular. Her iki gazete ve parti ulusal bir demokrasiden yana ağırlık koyuyor, parlamentoda sert tartışmalara giriyorlardı. Gerikalmışlık, okur-yazar oranının düşüklüğü, feodal ilişkiler nedeniyle

1969 seçimlerinde de parlamentonun yapısı hemen hiç değişmedi. Bu yapısıyla parlamento yasama görevini yerine getiremedi, hükümet gerekli atılımları yapamadı. Ek olarak 1970’den 1972’ye kadar yaşanan ve on binlerce kişinin ölümüne yol açan kuraklıkların yol açtığı tepkiler sonucu, şah ailesinden Muhammet Davut Han 1973’te askeri bir darbeyle “Zahir Şah”ı (1933-1973) devirip meşruti monarşiye son vererek Afganistan Halk Cumhuriyetin kurdu, 1963 anayasasını askıya aldı, bir ihtilal Konseyi kurarak yasama görevini bu konseye verdi. Kendisiyse Dışişleri, içişleri, Savunma, Bayındırlık Bakanlığı ve Başkomutanlık görevlerini üstlendi. Darbeye Nur Muhammet Taraki’nin Halkçı Partisi karşı çıktı. Babrak Karmal’-ın Bayrak Partisiyse destek sağladı. 1977’de yeni anayasayı Meclis (Loyajir-gah) kabul etti. Ancak, Muhammet Davut Han, ülkeyi bir şah gibi yönetmeye başladı, kendisine destek sağlayan Bayrak gazetesini bile kapattı. Bunun üzerine Halkçı Parti ile Bayrak Partisi birleşerek Afganistan Demokratik Hatk Partisini (ADHP) kurdular. Yeni parti SSCB ile ilişkileri daha da sıklaştırdı, parti örgütlenmesinde yardım sağladı ve üyelerini eğitim için SSCB’ye gönderdi. Bu iki partinin işbirliği, halkların giderek yoğunlaşan tepkisi sonucu 1978 Nisan’-ında SSCB’nin de desteğiyle Nur Muhammet Taraki, Muhammet Davut Han’ı devirerek başkan oldu. Davut öldürüldü, 1977 Anayasası yürürlükten kaldırıldı. Nur Muhammet Taraki döneminde gerek parti, gerek hükümet düzeyinde SSCB ile ilişkiler daha da gelişti ve bir karşılıklı yardım antlaşması imzalandı (1978). SSCB ile bu yakınlaşma üzerine kırsal kesime yönelik sosyal alanda ve ekonomi alanında yeni önlemler alındı. Toprak reformu yapıldı, başlık parası kaldırıldı, dinsel önderlerin, kabile ve aşiretlerin etkinliği azaltılmaya çalışıldı. Bir süre sonra ADHP içinde yoğun tartışmaların başlaması ve Bayrakçılarla özellikle sağcı müslümanların tasfiyesi nedeniyle halklar, din önderlerinin de etkisiyle, sosyalist nitelikli hükümete karşı yer yer direnişe başladılar. Bu sırada komşu İran’da da din adamlarının etkin olması, onların desteğiyle Afganistan’da da aynı olasılığı gündeme getirdi. ABD’nin güdümündeki Pakistan’da direnişçileri hükümete karşı kışkırtıyor ve silah yardımı yapıyordu. Bu durum 25 yıldan beri Afganistan’ı kendi etki alanı içinde gören SSCB’yi harekete geçirdi. Başbakan Hafizullah Amin, SSCB desteğinde Eylül 1979’da Nur
Muhammet Taraki’yi devirdi ve öldürttü. Hafizullah Amin sol eğilimli olmasına karşın yansızlığa kaydı. SSCB ile olduğu kadar ABD ile de ilişki kurmaya çalıştı. Babrak Karmal’ı Doğu Avrupa’ya sürgüne gönderdi. Ancak Müslüman mücahitler direnişlerini daha da şiddetlendirdiler, yer yer hükümet güçlerini bozguna uğratıp başkent Kâbil ve çevresinde de etkin olmaya başladılar. Hükümet güçlerinden kitleler halinde kaçmalar, direnişçilere silahlarıyla birlikte katılmalar çoğaldı. Bu durum karşısında SSCB imzalanan yardım antlaşmasına dayanarak Afganistan’a 24 Aralık 1979’da asker yolladı. Amin görevinden alınıp yerine Doğu Avrupa’da sürgünde bulunan Babrak Karmal getirildi. Amin’-se kurşuna dizildi (29 Aralık 1979). SSCB askerlerinin Afganistan’a girmesiyle Müslüman Mücahitler, artık açıktan hükümet güçlerini ve SSCB askerlerini hedef alan saldırılara başladılar:SSCB desteğinde hükümet güçlerinin yoğun baskısı sonucu 2 milyon Afganlı aileleriyle birlikte Pakistan ve İran’a sığındılar (1983’te 4000 kişilik bir Afganlı grup Türkiye’ye yerleştirildi). Mücahitlerse Pakistan’ın desteğiyle Ulusal İslam Devrim Partisi, Uiusal Kurtuluş Öncüleri ve İslam Partisi adı altında Hükümet güçleri ve SSCB askerlerine karşı direnişlerini sürdürdüler. SSCB’nin Af-

ganıstan a girmesi batı dünyasında ve ABD’de yoğun tepkilere yol açtı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu SSCB’den askerlerim Afganistan’dan derhal çekmesini isterken (Ocak 1980) ABD, SSCB’ye karşı birçok alanda ambargo koydu. 1980’de Moskova’da yapılacak olan 22. Olimpiyat oyunlarının boykot edilmesi için tüm dünyaya çağrıda bulundu. 62 ülke bu çağrıya uyarak Olimpiyat oyunlarına katılmadı, 16 ülkeyse oyunlara katıldı, ancak protesto için bayrak taşımadı. İslam Konferansı üyeleri de SSCB’yi kınadı. Mücahitlerin yer yer etkinlik göstermesine karşın SSCB askerlerinin desteğinde hükümet güçleri giderek duruma egemen olmaya başladılar

Dil ve edebiyat: Tarihin en eski çağlarından başlayarak İran (Pers, Fars) dil ve kültür alanına girmiş olan Afganistan, sonradan Yunan ve Hint etkilerini de benimser görünür. 11 yy’ın ilk yarısında kesinlikle İslam Medeniyet çevresinde yerini alır. Halkının büyük çoğunluğu Sünnidir; geleneğe en bağlı ülkelerden biri olarak deniz yollarının açılıp kullanılışından sonra sapa ve kapanık bir özel dünya olarak varlığını korur. Günümüzde Afganca ile Peştu sözleri, birbirinin tam anlamdaşıdır ve Afgan halkının konuştuğu dili belirler. Yanı sıra resmi dil olan Dari yani Afgan Farsçası vardır. Bazı değişik özellikler gösteren bu iki dilin İran Farsçası ile olan ayrılıklarını saptamak ise, filologların uğraşı olan ince bir uzmanlık işidir. Bugün bile ülke topraklarının yalnızca onda biri ekim alanları halindedir. Daha eski çağlarda bugün de yürürlükte olan göçebe hayvancılığın önde gelen geçim yolu olduğunu tahmin etmek yanlış olmaz. Böyle bir toplum yapısı içinde belki yalnızca konup-göçer halk sanatçılarının sözlü bir edebiyatı var ettikleri düşünülebilir. Ancak 17. ve 18. yy’larda derebeyi soyları arasındaki çatışmalardan çnnra mprkp7i hı ikiimptlprin kı imiduğu görülür. Dürrani’ler sülâlesinden günümüze doğru belli kültür merkezlerinde esirgenen yüksek zümre sanatçılarının Arapça-Farsça ile İslâmî bir edebiyatın klâsikleşmiş ürünlerini izlemeleri buna bağlıdır. Daha önceki Türk-Moğol-Timur istilaları da şüphesiz birçok etki bırakmış olmalıdır. Ne var ki edebiyat herşeyden önce bir dil sanatı olduğu için ister Peştu ister Farsça’yı kullanmış olsun her Afgan sanatçısı temelde İran kültürünün bir izleyicisi kimliğindedir. Bu yüzden bazı sanatçılara sahip çıkma konusunda İran-Afgan ortaklığı görülür. Afganistan’ın sınırları geçmişten günümüze doğru yetişmiş nice sanatçının doğum, öğrenim, yaşama çevresi olarak eser verdikleri yerleri de içine almakta-
dir. Onun için bazı değerli kaynaklar bile Gazneliler sarayında önem kazanmış destan şairi Firdevsi (935-1020) gibi Unsurı yi de (öl, 1049) bir yere kadar Afganlı gösterme eğilimindedirler. Bu kabul tarzına Molla Cami (1414-1492), Hafız Ebu (öl. 1430) Şerefeddin Ali Yazdi (öl. 1454) bile katılır. Bu adların dışında Moğollar döneminin yurtsever savaşçısı ve Katak (Khatek) boyu reisi Khuskal Khen’in (Kuşal, Huşhal Han) (1613-1694) özgün varlığından söz edilir. Çünkü matbaanın geç alındığı Afganistan’da eski eserlerin gerekli inceleme dikkatleriyle basılması yeni yeni başlamıştır. Eğitim yaşamı yeni örgütlenmek-te, 1940 sonrasında kurulmuş üniversiteler adım adım geçmişi aydınlatmaya çalışmaktadırlar. 1940 Kâbil Yıllığında (Kâbil Salnâmesi) 11, yy’dan kalmış bazı şiir parçaları Süleyman Makû’ya mal edilerek yayımlandı (Tezkeret ul Evliya). Bu arada yayımlanan Muhammed Ho-tak’ın Pota Kozana adlı bir tür antolojisi (Hazırlanışı 1729), Peştu şairlerinin eserlerini içermesine karşın bilim adamlarınca kuşkuyla karşılandı. Bayazıt-ı Ensarî (1525-1585)’nin Hayr-ül Beyan (Söylemenin En iyisi) adlı eseri de yakında bulunup incelenmeye başlandı.
Bu arada Afgan edebiyat ürünleriyle ilgilenen Batı bilim adamlarıyla Peştu Akademisi derleme ve tarama yöntemleriyle ele geçirdikleri ilginç ve özgün metinleri yayımlamayı belli bir yöntem içinde sürdürmektedirler. Bu arada Cemaleddin Afganî gibi (1838-1897) bazı Afgan aydınlarının bu kez Arapça’yı kullanmış olmaları dikkate değer örneklerdendir. Afgan edebiyatının güncel verimleri ise henüz dış dünyaya yansımış değildir.

Mimarlık ve sanat. Hayber Geçidi’n-den Belh’e kadar uzanan eski hac yolu boyunca yapılan kazılar Buda’ya tapınma döneminden kalan manastırları ve stupaları (kutsal alanları) ortaya çıkartmıştır. Hadda. Fondukistan, Bamiyan

yörelerinde Hint ve Greko-Romen eğilimlerim birleştiren Gandharan sanat okuluna ilişkin duvar resimleri, taştan alçak kabartmalar ve heykeller bulunmuştur. İslamlık Çağına tarihlenen yapıtlar, başlıcaları Ghazni, Kala Bist (Büst), Herat, Mazar-ı Şerif ve Balh olmak üzere, ülkenin her yerine dağılmıştır, Camiler, kutsal yerler ve minareler açık renkli fayanslar, sivri kemerli yüksek kapılar ve kemerlerle çevrili geniş açık alanlarla İrandaki örneklerle yakın benzerlikler gösterir. İslam dini yaşıyan kişilerin resimlerinin yapılmasını yasakladığından duvar betimlemeleri yüzyıllarca soyut olarak sürdürülmüştür.Daha sonraları, 15. yüzyılda Herat kenti Bihzat (d. yakl. 1440)ın öğretmenliğinde Kasım Ali ve Nasr Allah Abül Maliyi’nin de katıldıkları bir minyatürcülük okulunun merkezi olmuştur; bu sanatçılar minyatürlerinde şiirsel ve tarihsel konuları işlemişlerdir. Arap harfleriyle hat sanatı 15.16. yy larda yüksek düzeye erişmiştir Müzik. Bütün Doğu müzikleri gibi Afganistan müziği de tek sesli ve makamlıdır. Çok sayıda telli çalgılar, kanun ve davul bir müzik topluluğu oluşturur. Vurgulama basit bir melodiye ve çeşitlemelerine verilir.

Advertisement

Yorum yazın