Afrika tarihi

Afrika tarihi

• «Afrika» denince genellikle akla gelen aslan avcıları, yemyeşil vahalar, garip maskeler takmış büyücüler, yan çıplak zenciler ve bunların doğal sonucuymuş gibi görünen bir az gelişmişliktir.

• Ama Afrika’nın insan türünün beşiği olduğunu ya da
Avrupa’nın, Ortaçağ karanlıklarında boğulduğu sırada Nijer’den Zambezi’ye kadar uzanan zenci krallıklarının parlak bir uygarlık içinde yaşadıklarını içimizden kaç kişi bilir acaba? Ya 20 milyondan çok zencinin yurtlarından koparılıp dünyanın bir başka ucuna götürülmesine yolaçan köle ticaretini 1930 yıllarında bile sürdüren kişiler bulunduğunu bilen var mıdır aramızda?

• Üç yüzyıllık sömürgecilik döneminden ve yakın tarihte kazanılan özgürlükten sonra günümüz Afrika’sının bilançosu şöyledir: Bağımsızlığa alışma çabaları içinde zaman zaman gazetelerin birinci sayfalarına geçen elli kadar devlet; Afrikalının ruhuna değişmez bir biçim vermiş geleneksel bir uygarlık; az gelişmişliğin oluşturduğu taşınması güç bir ortak özellik.

• Az gelişmişlikten kurtulma sorununu çözme biçimlerinin, Afrika’nın Batı’ya karşı durumunu kökten değiştirmesi beklenebilir.

PARÇALANMIŞ BİR TARİH

• Afrika topraklarında insanlığın tarihi çok eskidir. Hattâ, günümüzün bilginleri

1,7 milyon yıl önceden kalma kemiklere dayanarak, bu kıtanın insanlığın beşiği olduğunu ileri sürmektedirler. Hoggar mağaralarında bulunan tarih öncesinden kalma duvar resimlerinden, henüz verimli ve kalabalık bir yer olduğu dönemde, Büyük Sahra’ da bir uygarlığın yaşadığı anlaşılmaktadır.

• Büyük Sahra’nın ikliminin değişmesini izleyen insan göçlerini anlamaya çalışırken, Nil’ in çevresinde bambaşka bir gelişme gösterecek olan Mısır’ı ya da erken bir tarihte içine kapanacak olan dağlar arasındaki Etyopya’yı ayrı tutmak gerekir. Yunan ve Fenike tüccarlarının yerleştikleri Kuzey Afrika ise, çok kısa süre içinde Akdeniz uygarlığına yönelmiştir.

• Bantu’ların göçlerinde olağandışı bir şey vardır. İ.S.I. yüzyıl başlarında bugünkü Kamerun’da ekvator ormanlarıyla kuşatılmış olarak yaşayan bu halk, ormanları aşarak bütün Güney Afrika’ya yayılmıştır; öyle ki, ekvatorun güneyinde konuşulan bütün diller, Bantu dilleridir.

• «Afrikalı ruhu» denen şeyi oluşturan bu halk, günümüzde 60 milyon kişi kadardır.

• Ekvator bölgesinde yaşâ-yan Bantular ormandan çok uzaklaşmamışlardı. Geçimlerini ormandan açtıkları tarlalarda tatlı patates ve manyoka yetiştirerek sağlarlardı. Ormanla çevrili, birbiriyle bağlantısız küçük köylerde, bir aile toplumu halinde ya şarlardı. Köyü kuran atanın en yakın akrabaları, köyün ortak mallarını gözetir, çalışmanın fakir ürünlerini topluluk öğeleri arasında bölüştürürlerdi. Bu uygarlığa «orman içi uygarlığı» adı verildi.

• Bantuların ikinci grubu, savanada yaşıyordu (günümüzde de savanada yaşarlar). Savana, toprağın daha iyi işlenmesine elverişli olduğundan, hemen tüketilmeyip oldukça uzun bir süre saklanabilen tahıl ve sebze tarımı gelişti. Bu yüzden, etnologlar bu uygarlığa «ambar uygarlığı» adını verdiler. Biriktirilen fazlalık, zanaatçıların çalıştırılmasını, bir kâhya tutmayı olanaklı kildi; bazıları Lunda, Kongo gibi krallıkların kurulmasına yolaçan ilk örgütlü gruplar böyle doğdu.
• Üçüncü bir Bantu grubuna Svazziler arasında, Zulular arasında ya da Rodezya’da raslanır. Bu Bantular hayvancılığa yöneldiler ve sürülerini korumak için savaşçılığı benimseyerek «mızrak uygarlığı» denen şeyi yarattılar. Gökurmayı başardı. X. yüzyıldan XIV. yüzyıla kadar kurulan bazı krallıklar (Gana, Mali, Songhay), İslâmlığın etkisini daha da artırdılar.
• Başarılı denizciler olan Araplar, Kızıldeniz’i uzun süreden beri bir Arap denizi haline getirmişlerdi. Venediklilerin yanısıra Doğu’nun başlıca tüccarları oldular; kumaş ve madensel eşyayla fildişi ve köle değiş tokuşu yaparak Somali ve Zengibar’da ticaret merkezleri kurdular. Bunlardan Zengibar sultanlığı gibi bazıları, XIX. yüzyıla kadar ayakta kalmayı başardı.

• Akdeniz ile siyah Afrika arasındaki ticaret de, Berberi tüccarların eline geçti. Büyük Sahra’da yağmacıların kol gezdiği bir dönemde, binlerce develik büyük kervanlar, özellikle kış mevsiminde çölü aşarak, Tombuktu’dan köle satın almağa gidiyorlardı.

• Afrika’nın evriminde İslâmlığın toplam etkisi ne oldu acaba? Kuzey Afrika’da bu

SUDAN’IN TARİHİNE BİR YAKLAŞIM

• «Sudan» sözcüğünün arap-çadan geldiğini ve günümüzdeki gibi yalnızca Mısır’ın güneyindeki devleti ■ belirtmesinden çok daha önceleri genel olarak «zenciler» anlamına geldiğini bilir ‘miydiniz?

• Senegal ile Nijer arasında yer alan, Büyük Sahra ile sınırlanan bu kurak, kırlık bölgede altın madenleri bulunması, Akdeniz ile Batı Afrika arasında büyük bir değiş-tokuş akımını başlattı. Kervanlar çölü aşarak Tombuktu ve Gao’ya at, buğday, bakır, ipek ve Büyük Sahra’dan çıkarılan tuz götürüyor, altın, fildişi, deri ve köle alıyorlardı.

• Böylece, Ortaçağ’da parlak uygarlıklar kuruldu. Bunlardan Gana krallığı daha VIII. yüzyılda kuruldu ve 1076’da Araplar tarafından yıkıldı.
• XV. yüzyılda, onun yerini İslam krallığı Mali aldı. Atlas Okyanusu’ndan Niamey’e kadar uzanan bu krallığın yüzölçümü 850 000 krn!’yi aşıyordu. Büyük kentleri (Kangabe, Niani, Tombuktu), iyi yönetimi, canlı pazarlarıyla XIV. yüzyıldaki Arap gezginlerinde bile hayranlık uyandıran bir devlet olmuştu. Sözkonusu gezginlerin yolculuk anlatılarından, o dönemdeki günlük yaşamı gözlerimizin önünde canlandırabiliriz: Hükümdarların görkemli bir saray yaşamı sürdükleri taştan yapılmış saraylar; birçok zanaatçının kumaş, dokudukları ve deri işledikleri saz kulübelerden oluşmuş köyler; bazı savaşçıları demir beden zırhları giyen güçlü bir ordu; varlıklı bir orta sınıf. Kral Kango’nun Mekke’ye yaptığı yolculuk sırasında, adamlarının görkemli giyimleri, kralın bol bol altın dağıtması, dönemin tarih yazarlarını şaşkına çevirmişti; ama sürekli düşman tehdidi altında olan Mali krallığı da, Songhaylarm saldırısıyla yıkılacaktı.

© Songhay imparatorluğu:

XVI. yüzyılda Afrika’nın en güçlü devleti oldu. Eyaletler ve kentler halinde örgütlenen bu devlet, son derece çeşitli halkları yönetiyor, altın, köle ve tuz değiş-tokuşuna yön verirken, bir yandan da komşularını egemenliği altına almak için savaşıyordu.

® Ne var ki içten bölünmüş olan imparator sülalesi güçsüzdü; kentlerdeki bolluk, ileri gelen kişileri yozlaştırmıştı, devleti ayakta tutan tek şey orduydu. Fas sultanı, Sudan altın madenlerini fethe giri şince, ateşli silahlarının gücü sayesinde Songhay savaşçılarını kolayca bozguna uğrattı. Tondibi savaşı (1591), Nijer krallıklarının sonu oldu.

«CANLILAR VE ÖLÜLER» KRALLIĞI

• Aynı dönemde, Nijer ile Volta arasındaki Benin krallı ğı, Portekizli ve İngiliz gemi çileri hayran bırakan bir gör keme ulaştı. Yumuşak bir monarşiyle yönetilen, hükümdarın ölmeyip yalnızca görünüş değiştirdiğine inanılan Benin krallığı, XV. yüzyılda Afrika’ nın en uygar krallığıydı. Başkentin sokakları öylesine uzundu ki «ucu görünmüyordu»; dokumacıların, demircilerin, dökümcülerin, fildişi oymacılarının semtleri ayrıydı; 33 yapıdan oluşan kral sarayında binlerce kişi barınmaktaydı; mimarlar, yapıların ahşap bölümlerini tunçla kaplıyorlardı. Köle ticareti en çok bu bölgede yayıldı. Bu ticaret kesilince, gerileme de başladı. Eski tarihlerde yitik Atlantis ülkesi olduğu sanılan bu krallıktan geriye, 1820 yılında yalnızca yıkıntılar kalmıştı.

BİN YILLIK BİR İMPARATORLUK

• Sudan imparatorluklarının sonuncusu olan Bornu, Afrika’nın kavşak noktasıydı. Çat gölü çanağında kurulmuş olduğundan Akdeniz’e, Doğu’ya ve Nijer ırmağı bölgelerine giden yolların başlangıç noktasıydı.
• Günümüzde doğruluğu kanıtlanmış olan efsanelere göre, imparatorluğun çekirdeği, VII. yüzyılda kurulan ve İslâm dinini benimseyen Ka-nem krallığıydı. İmparatorluğun klanlar arası savaşlarla parçalandığı karanlık bir dönemden sonra Bornu, XV. yüzyılda gösterişli bir döneme girdi ve siyasal örgütlenişi komşu ülkelere örnek oldu: İlke ola rak kalıtım yoluyla geçen bir krallık; başlarına soyluların getirildiği yurtluklar; güçlü ve iyi örgütlenmiş bir ordu. Bornu bir ticaret imparatorluğuydu ama, verimli köle avları düzenlemeyi de biliyordu. Komşuları Pöllerle savaşması gerilemeyi başlattı ve geçici bir yeniden canlanma döneminden sonra, imparatorluk

XX. yüzyılda sömürgeci devletler tarafından parçalandı.

KONGO IRMAĞI BOYU AFRİKASI VE GÜNEY AFRİKA

o Ekvatorun güneyinde orman son derece sıktır ve akarsular yağmur mevsiminde aşılmaz olur. Bu engeller nedeniy-

le, dış bölgelerle ilişki uzun süre kösteklenmiştir.

• Portekizli denizci Diego Cao, Kongo ırmağının ağzını ancak XV. yüzyılda bularak, Manikongo ya da «Kongo imparatorluğu» ile ilk ilişkileri kurdu.

• Bir zamanlar Nil’in kaynaklarının doğduğu yer sanılan «Ay Dağları» bölgesindeki Bantu krallığı Mono-motapa ise, VI. yüzyılda kurulmuştu ve bugün artık işletilmeyen altın ve kalay madenleri çevresinde Zambezi ırmağından Kap a kadar uzanıyordu.

SÖMÜRGECİLİĞİN

EŞİĞİNDE
• XV. yüzyıl, Afrika için ölü bir çağ gibidir: Kuzey Afrika’nın gerileme belirtileri başlamıştı; İslâmlık, Zenci Afrika’yı içine kapanmak zorunda bırakmıştı.

• Ama bu yüzyıl, aynı za manda da büyük coğrafi keşiflerin yüzyılıdır. Portekiz kralı Denizci Enrique’nin desteklediği Portekizli gezginler, Afrika kıyılarına doğru yol almağa başladılar. İstedikleri, önce Sudan’ın altınlarına el koymak, sonra da Hindistan’a yeni bir yol bularak ticarettc Arap ve Venediklilerin yerini almaktı.

• 1487 önemli bir tarihtir.-Bartholomeu Dias’ın Ümit burnunu bulması, Afrika kıyılarının kapılarını ardına kadar AvrupalIlara açtı. Ve iki yüzyıl boyunca AvrupalIlar, insan ve hammadde deposu olan uçsuz bucaksız kıtanın yalnızca kıyılarıyla, limanlarıyla, «ticaret acenteleriyle ilgilendiler. Amerika bulunmuştu; büyük tarım işletmeleri, yeni kıtaya yeni kol işçileri götürülmesini gerektirmekteydi.
• Liverpool, Bristol, Nantes ■ya da Bordeaux’dan kalkan işlenmiş ürünlerle dolu gemiler, yüklerini Afrika iskelelerinde altın, fildişi, karabiber va köle ile değiş-tokuş ediyorlardı. İkinci bir aşamada ise, bu ürünler Amerika’da, Avrupa’ nın çok aradığı şeker, rom, kahve ve tütünle değiştirilecekti. Artık zenci köle ticareti dönemi başlamıştı. Limanlarda toplanan köleler, aile bağlarına hiç aldırış edilmeksizin kümelere ayrılıyor, sonra «yük»ün yarısından çoğunun ölmesine yolaçan korkunç kötü koşullar altında gemiyle Amerika’ya taşınıyordu. Ayakları zincire vurulmuş olarak Amerika’daki tarım işletmele rine taşınan zenci köle sayısının yılda 85 000’i aştığı sanılmaktadır. Viyana kongresi zenci köle ticaretini ancak 1815’te resmen yasaklamış, ama ticaret 1870’e kadar gizli gizli gizli sürmüştür.

• Bu süre içinde öteki Afrika, yani Avrupa’yı henüz ilgilendirmeyen Afrika ne oldu acaba? Büyük Sahra’nm kuzeyine Berberi anarşisi egemendi. Kıyılara yerleşen Arap ve Osmanlı korsanları, Akdeniz’i AvrupalIlara kapatmışlardı. Bu arada, Pöllerin Afrika tarihinde ortaya çıkışı da başladı. Yavaş yavaş İslâm dinini benimseyen Pöller, Zenci Afrika’nın ortasında Sene-gal’den Çat gölüne kadar sıralanan krallıklar kurdular.

• Futa-Calon, Masina ve Lip-tako krallıkları, İslâm dininin doğuya doğru yayılmasını sağladı. Bunun sonucunda, XIX. yüzyılda İslâm dininin bayrağı altındaki birleşme denemesi başlayacaktı.

BÖLÜŞÜLEN BİR KITA

• 1800 yıllarına doğru, AvrupalIlar Afrika’nın iç bölümünü hemen hiç tanımamaktaydılar. 1823’te İskoçya’lı gezgin Clapperton, Çat gölünü buldu ve görkemli Bornu krallığının kalıntılarını Avrupa’ya götürmeğe başladı. 1869’da Süveyş kanalının açılması sömürgecilik tarihinde ikinci bir adım oldu. Avrupa ekonomisinin gelişmesi, hammadde gereksinmesinin giderek artması, Ba-tı’yı yeni pazarlar ele geçirmeye yöneltti.

• Ondan sonra keşif gezileri şaşırtıcı bir uluslararası yarışmaya benzedi. Bütün ulus lardan keşif toplulukları, acele davranmak buyrultusuyla Afrika’nın dört bir yanına dağıldılar; armağanlar dağıtarak, bazı yerlere bayraklarını dikerek, yerel yönetici ve önderlerle çarçabuk anlaşmalar imzalayarak, birbirlerinin ilerleyişini gözleyerek yayıldılar. Peşlerinden giden ordular da alınan toprakları örgütlüyor ya da bazı sağlam krallıklara boyun eğdirmek için savaşıyordu. Sözkonusu gezginler arasında Livingstone (Güney Afrika), Berth (Çat), Brazza (Gabon) ve Stanley (Tanza-niya) sayılabilir…

• Afrika fethinin iyi örgütlenmesi sorununu büyük dev-letlor 1885 Berlin Konferan-sı’nda, Bismarck’ın girişimiyle çözümlediler. Afrika artık, çarçabuk ve düzensiz biçimde gerçekleştirilmiş bir işgale göre, büyük Avrupa devletleri arasında bölüşülmüştü.

• O sırada Fransa, Cezayir’den Brazzaville’e (Kongo cumhuriyeti), Dakar’dan Sudan’a kadar uzanan topraklarıyla Afrika’daki en büyük sömürge imparatorluğu oldu. Nil ırmağının bütün kıyıları, Doğu Afrika, Nijerya ve Altın Kıyısı, İngiltere’nindi. İtalya’nın payına Libya ve Somali düştü. Almanya birbirine uzak çeşit

li topraklar elde etti. Kongo Belçika’ya verildi. Portekizlilerin, İspanyolların çok küçük topraklan dışında, Etyopya ve Liberya gibi birkaç bağımsız devlet de vardı. Birinci Dünya Savaşının sonunda, bu bölüşme haritasında birkaç değişiklik yapıldı.
sömürgecilikten

CAYMA SÜRECİ

• Avrupa devletleri, sömürgecilikten cayma ya da sömürgeciliği bırakma sorunuyla daha 1945 yılında karşılaştılar. Avrupa ulusları altı yıllık uzun bir savaştan yeni çıkmışlardı. A.B.D. de Afrika’ya bağımsızlık tanınmasını istediğini gizlemiyordu.

• Sömürgeleştirme girişimi özellikle Afrika toplumunu sarsmış, boyunduruğunu günden güne sıkıştırmıştı. Afrikalı nüfusun hemen her yerde düzensiz biçimde artması, köylerin boşalarak kentlerin yaşanmayacak kadar kalabalıklaşması ve bunların sonucu olan siyasal ve toplumsal kaynaşma, beyazların üstünlüğüne karşı düşmanlığı günden güne artırmaktaydı.

• Daha 1947’de Kuzey Afri-

• Afrika, sömürgeci devletlerin direnmesiyle orantılı şiddet hareketleri sonucunda, genel «Afrika sosyalizmi» bay rağı altında on beş yıl içinde büyük ölçüde sömürgecilikten kurtuldu. Afrika sosyalizmi hareketi Avrupa’dan gelen sömürgeci beyazların yardımı olmaksızın siyasal ve ekonomik yaşamı örgütlemeyi tasarlıyordu.

SÖMÜRGE DÖNEMİNİN KALITI

• Kısacası günümüzde Afrika’nın hemen her yeri sömürgecilikten kurtulmuştur. Ama bu bağımsızlık savaşımı uzun sürmüş yer yer kanlı olmuş ve acı anılar bırakmıştır.
• Sömürge sisteminde, Afrika ülkeleri, sömürgesi oldukları devletlerin ekonomisinin birer uzantısı durumundaydılar. Değerlendirilmeleri ve işletilmeleri Avrupa pazarlarının ticaret gereksinmelerine göre yapılıyordu. Bunun sonucunda, sömürgeciler yollar ve köprüler yaptılar, tarımı ya da madenciliği bir ölçüde modernleştirdiler. Ne var ki sömürge, sürekli olarak hammadde üretmek, ama bunları asla işlememek zorundaydı: Sanayileşme bir yana bırakılmıştı.

• Bir başka düzlemde ele alınınca sömürgeleştirme, nüfusun çoğalmasını sağlamıştı. Henüz yeterince kalabalık ol mayan bu kıtanın nüfusunun günümüzde 350 milyon kişiyi (230 milyonu Siyah Afrika’da) bulmasında, Avrupa hekimliğinin payı büyük oldu. San-humma, sıtma ve uyku hastalıkları eskiden önemli ölçüde ölüme yol açmaktaydı. Ne var ki okul açma çabalan aynı ölçüde yürütülmedi. Günümüzde Afrika’da 100 milyonu aşkın kişi okuma yazma bilmemektedir.

• Sömürgeciliğin olumlu kat kılan arasında, bir reisin yönetimi altındaki kabilelerden oluşan bir topluma sınırlar kazandırması ve devlet düşüncesini uyandırması sayılabilir. Bu, genellikle merkeziyetçi, her türlü bölünme olanağını önleyecek ulusal birliği koruyan bir devlet düşüncesidir. Bununla birlikte, Afrika devletlerinden çoğunun topraklarının küçük olduğunu ve sömürge bölüşmelerine uyduğunu unutmamak gerekir. Bu devletlerde ortak tarihleri olmayan, dilleri, ırkları ve din leri farklı halklara raslamr. Hattâ bazılarında ortak duygular, birinde yaşayan bir azınlık topluluğunu komşu devletlere bağlayabilir. O zaman ulusal birlik, bölünme tehlikesiyle karşılaşır.

• Sömürgecilik, toplumun geleneksel düzenini, eski din sistemlerini, toplam olarak «Afrikalı ruhu» diye adlandmla-bilecek şeyi altüst etmiştir.

önemli el sanatlarının gerilemesi, nüfusun bir bölümünün kentler çevresindeki «gecekondu» semtlerinde yığılması sayılabilir. Kırlık bölgelerde sömürgecilerin yönetimi, gerçek gücü elinde tutarak, destek alır gibi göründüğü geleneksel reislerin bütün gücüne son vermiştir. Kısacası, toplumun geleneksel yapıları altüst olmuştur.

• Avrupa’nın maddi başarısı,

Bunlar arasında oldukça
Afrika’nın özlemlerini derinden etkilemiştir. Sömürgeci ülkelerde eğitim görmüş Afrikalı aydınlar, günümüzde ülkelerini kalkınma yoluna sokmak istemektedirler. Ama, geleneksel çerçevelerini unutmamış olan toplum, bu tür çabaları engellemektedir.

• Afrika toplumu her şeyden önce bir köylü toplumudur. Ekonomik yaşantı kişilerin geçimlerini topraktan sağlama-

larına ve ürettikleri malı de-ğiş-tokuş etmelerine dayanmaktadır. Nüfusun yüzde 80’i köylülerden oluşur; ama büyük toprak sahipleri, toprak aristokasisi yoktur. Toprak, ortak bir mal sayılır.
• Afrika’ya özgü dinsel gelenekler de önemlidir. Resmi sayılara göre günümüzde Afrika’da 112 milyon hıristiyan, 93 milyon müslüman, 140 milyon da atalardan kalma inançları (genellikle animizm) koruyan zenci vardır. Avrupa uygarlığının tersine, Afrika düşüncesine göre doğal çevreyi değiştirmektense, ona uymak gerekir. Bu yüzden, kişilerin günlük çalışmalarının amacı kazançlarını artırmak ya da yaşam düzeylerini yükseltmek değil, geçimlerini sağlamaktır.

• Toplum ırk, din, uygarlık ve kabile ayrılıklarıyla son derece bölünmüştür. Sözgelimi Biafra savaşı, aslında büyük ölçüde İbo’larla Yoru-ba’ların savaşıdır. Bir Afrika ülkesinin cumhurbaşkanı da, kamuoyunun gözünde bir klan reisinin özelliklerini korumaktadır: Kabileler arasındaki anlaşmazlıkları çözen güçlü ve adil önderdir.
• Bu yüzden Afrika’da Avrupa ülkelerinin siyasal ve toplumsal yaşamı uygulanmaz. Sözgelimi azınlık, çoğunluk kuralını benimsememiştir; çünkü, henüz korunmak istenen bir ulusal birlik yoktur. Tartışmalar bir sonuca ulaşmaz. Hiçbir önder üstünlüğünü benimsetemezse, yönetime ordu el koyar. Bu yüzden kabilelerin önemini yansıtan bir siyasal yaşantı karşısında, güçlü bir yönetim ve tek parti sistemi gelişme eğilimi göstermektedir.

AFRİKA NIN AZ GELİŞMİŞLİĞİ

• Yoksulluk geneldir: Afrikalı bir zenci, bir günde ürettiği mal karşılığında Avrupa’da bir paket sigara satın alabilir. Bir yılda ürettiğinin karşılığında eline geçen, bir Avru-palınınkinin on beşte biridir. 2000 yılında Afrika’nın nüfusu yaklaşık 750 milyon kişi olacaktır. Nüfusu gereğinden az

• Günümüzde zenginlik üre tici ekonomik etkinliklerin en zayıfı olan tarım, Afrika’da gelirlerin yüzde 80’ini karşılamaktadır. Maden yataklarının bolluğuna karşılık, maden işleyen hiç bir sanayi yoktur ve çıkarılan madenler yalnızca ham madde olarak ihraç edilmektedir. Ayrıca, tarımdan elde edilen tropikal ürünlerin ve maden filizlerinin değeri, dünya pazarlarında düzenli olarak düşmektedir. Fabrikalar ve barajlar kurmak için, Afrika’da büyük ölçüde sıkıntısı çekilen mühendisleri vb nitelikli işçileri yetiştirmek için sermaye gereklidir. Oysa günümüzde, yatırılacak sermayeler ancak dışardan gele bilir.

olan Zenci Afrika’daysa, çok yavaş artan üretim, yeni doğacak kişileri beslemeye ucu ucuna vetecektir.
BAZI AFRİKA DEVLETLERİNDE

ORTALAMA ÖMÜR SÜRESİ

Çat
32 yıl

Fas
47 yıl

Gabon
35 yıl

Gine
27 yıl

Kamerun
33 yıl

Mali
35 yıl

Mısır
53 yıl

Nijer
37 yıl

Senegal
37 yıl

Zambiya
40 yıl

• Afrika’nın günümüzdeki başlıca sorunları devleti kurmak, ekonomiyi geliştirmek ve toplumun bütünlüğünü yeniden sağlamaktır

Advertisement

Yorum yazın