Amerika’da Müzik

Amerika’da Müzik

Amerikan müzik tarihi kabaca üç dönemde incelenebilir: 1) 17. ve 18. yüzyılların İngiliz egemenliğindeki koloni dönemi; 2) 19. yüzyıldan 1930′lara kadar uzanan, Avrupa’dan gelen bestecilerin ve Avrupa’dan aktarılan müziğin etkinlik dönemi; 3) 1930′dan günümüze dek Amerikan müziğinin kimliğe kavuştuğu dönem.

Koloni dönemi: Müzik, New England yöresindeki Püritenlerin sofu yaşamında önemli bir yer tutar. İlâhilerindeki mezmurları vezinlidir. Yeni Dünya’ya yerleşen ilk kuşağın müziğe meraklı olmadığı söylenir. Mezmurları okurken papaz bir dize önden okuyarak halka yol gösterir. 18. yüzyılda gezgin usta şarkıcılar, temel müzik kurallarını belleten, İngiliz müziğinden derlenmiş ilahiler öğretirler. Bu derlemeler arasında, James Lyon (1735-94)’ın Urania adlı yapıtı gibi özgün Amerikan bestecilerinin parçaları da yer alır.

Bu dönemin tüm Amerikan besteleri, o günlerin İngiliz müziğinin bir aynasıdır. İlk kez kendine özgü stili ve Anthem’leri ile dikkati çeken, William Billings (1746-1800)’dir. 18. yüzyılda bir yanda kolonilerin yalın dinsel müziği, öte yanda, kentlerin karmaşık, sofistike müziği vardır. İlk konser, 1731′de Boston’da düzenlenir. 1736′da New York’ta, 1757′de Philadelphia’da verilen konserlerle dinleyici, daha kapsamlı yapıtlar duymaya alışır.

Amerika’daki konser pazarı böylece İngilizleri çekmeye başlar. Yeni müzisyenlerin göç etmesi; ilk müzik dükkânlarının ve nota basımevlerinin açılması Amerikan müzik dünyasını zenginleştirir. Bu müzisyen göçmenler müzik öğretmenliği yapar, çalgıları onarmayı bilir ve aynı zamanda yorumcu olarak etkinlik gösterirler. Alexander Reinagle (1756-1809), Benjamin Carr (1768-1831), James Hewitt (1770-1827) ve Gottlieb Graupner (1767-1836) bunlardan birkaçıdır. 18. yüzyılda Pensilvanya, Ohio ve Kuzey Carolina’ya göçen Moravyalılar, Geç Barok döneminin stilinde koraller ve çalgısal parçalar besteleyip seslendirirler.

19. yüzyıl: 19. yüzyıl süresince Amerika doğumlu besteci, yorumcu ve müzik eğitmenleri, Amerikan müziğini Avrupa etkisinden kurtarmaya başlarlar. Yine de yüzyıl boyunca Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa’dan ithal ettiği müzisyenlere bağımlı kalacaktır. Lowell Mason, 1732′de Boston Müzik Akademisi’ni kurarak Amerikan müzik yaşamına önemli hizmetlerde bulunur. Daniel Mason (1873-1953), Thomas Hastings (1784-1872), William Bradbury (1816-68), ve Isaac Woodbury (1819-58), bu dönemin bestecileri arasında yer alırlar.

1848′deki Avrupa ihtilalinin ardından birçok Alman müzisyen Amerika’ya yerleşir. Bunların arasında Almanya Müzik Birliği’nin 25 kişilik orkestrası da vardır. Yıllarca A.B.D.’nin çeşitli yörelerinde konser veren topluluk, konser müziği geleneğini en uzak köşelere kadar tanıtır. Bu arada Amerika’da doğup müzik eğitimi için Avrupa’ya gitmiş müzisyenler de ülkelerine geri dönmeye başlarlar. Piyanist Louis Moreau Gottschalk (1829-69), 1853′te ülkesine dönerek Amerika’da üstünlüğünü sürdüren Avrupalı virtüozlarla rekabet edercesine turneler yapar. Gottschalk, bestelerinde zenci ilahilerinden Fransız valslerine, İspanyol habanem’sına kadar pek çok kaynaktan yararlanır. Zarif ve duygulu piyano yapıtları, dinleyen kadar yorumlayanı da avcuna alan çalışmalardır.

19. yüzyıl Amerikan müzik zevki, genellikle Alman geleneğine bağımlıdır. Amerikan bestecileri yalnız küçük köy-kasaba yaşamında, yalın, yöreye özgü besteleri ile kendilerine bir yer bulabilirler.

Toplu şarkı söyleme geleneği yerleşirken aile olarak halk ezgilerini seslendirenler ortaya çıkar. Örneğin: Hutchinson ailesi, sosyal etkinliklerde topluca şarkı söylemekle ünlenir. Bu arada minstrel’lerin dramatik şarkılı-danslı gösterileri olan christı/’ler tüm 19. yüzyıl boyunca büyük ilgi toplar. 1850′den sonra zencilerin de bu sanatı ele almalarıyla minstrel gösterileri daha geniş kitlelere yayılır.

Örneğin Stephen Poster (1826-1864), 200′den fazla şarkısı ile orta sınıfı eğlendirmeyi amaçlar. Habeş Şarkıları’nda zenci spiritual’lanndan çok minstrellerin gösterilerine benzer bir ortam yaratır: Beyaz adamlar yüzlerini siyaha boyayarak İngiliz baladları benzeri bir dram ortaya koyarlar. Foster’ın Christy’leri, toplumun sanayileşmeden önceki saf duygularını yitirdiğini vurgular, eski günlerin özlemini taşır ve kökleri arayışı simgeler. Bunlar arasında Old Folks at Home ve Camptown Races en ünlüleridir. Foster’ın çağdaşları arasında Joseph Knight (1812-87), Henry Russell (1812-1900) ve John Hewitt (1801-90) sayılabilir.

19. yüzyıl ortalarında New York, tüm sanat dallarında yeni sanatçıların filizlendiği bir merkez haline gelir. Artık Amerikalı besteciler tarafından yazılmış özgün Amerikan müziği bestelenmelidir. Konusunu Amerika’dan alan ilk yapıtlardan William Henry Fry (1813-64)’ın Leonora adlı operası 1845′te Philadelphia’da, George F. Bristow (1825-98)’un Rip Van Winkle’ı 1855′te New York’ta sahnelenir.

İlk büyük orkestraların kurulduğu merkezler ise, St. Louis, Milwaukee, Cincinnati, ve Chicago’dur. Müzik cemiyetleri, konser organizasyon büroları, opera kumpanyaları giderek yaygınlaşır. New York Filarmoni Orkestrası 1842′de kurulur. Boston Senfoni 1881′de, Chicago Senfoni ise 1891′de ortaya çıkan topluluklardır. Bu arada Fransız kültürü etkisindeki New Orleans’ın, 1810 yılından beri kurulu bir operaevine sahip olması ilginçtir.

19. yüzyılda iç savaş öncesinde, Amerika’da ciddi bir müzik öğrencisi mutlaka Münih, Leipzig, Berlin gibi Almanya’daki merkezlerde eğitilmeliydi. Ülkedeki müzik okullarının organize bir hale gelmesi ancak son yüzyıl içinde gerçekleşmiştir. Oberlin Koleji’ndeki ilk konservatuvardan sonra (1865) New England Konservatuvarı açılır. Bu okullar hazırlık düzeyinde olduğundan bu dönemde öğrenciler fırsat buldukça Avrupa’ya gitmişlerdir. John Paine (1839-1906), Almanya’daki eğitiminden sonra Harvard’a profesör olmuştur.

Tüm eğitimini Amerika’da alan Arthur Foote (1853-1937) ile George Chadwick (1854-1931) ve Horatio Parker (1863-1919), Boston Grubu olarak anılır. Edward Macdowell (1860-1908), aynı grubun çağdaşıdır ve geleceğin büyük yapılı Amerikan müziğini yaratmıştır. Diğer bir akımın öncüsü de müziğini zenci ezgi ve ritimleriyle donatan Henry F. Gilbert (1869-1928) olmuştur. Charles Ives (1874-1954) ve Douglas Moore (1893-1969) gibi bugünün temellerini atan ünlü besteciler, Boston grubunun öğrencileridir.

20. yüzyıl: Özgün Amerikan karakterini arayan besteciler, halk ezgilerine ve ülkenin kendine özgü caz müziğine yönelirler. Popüler müzik veya pop, temelde okuma yazması olmayan halkın ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa yaygınlaştırdığı ezgilerdir. Kentlerdeki sanat müziği ile köylerdeki yalın halk müziği çağlar boyu hep alışveriş içinde olmuştur. Pop müziği, İngiltere ve Amerika gibi hızlı sanayileşmiş toplumlarda geniş kitleyi eğlendirmek amacıyla bir gelenek oluşturmuştur. Bu toplumlarda 19. yüzyıl başlarından beri kolay dinlenebilir, çabuk anlaşılabilir müzik yaratmaya özen gösterilir.


Tarih 18 Mayıs 2010

Yorum yazın