Anı Nedir

Anı Nedir

Bir kimsenin, içinde rol aldığı, tanığı ya da en azından çağdaşı olduğu uzun bir süreyi kaplayan olaylarm anlatıldığı edebiyat türü.

TANIK OLMA İSTEĞİ

Tarihçiler için çok değerli kaynaklar olan anılar, yan tutmaları, belli bir bakış açısını yansıtmaları ve belli bir düşünce sistemine bağlanmayı dile getirmeleri nedeniyle, çoğunlukla okurların ilgisini, tarih yapıtlarından daha çok çekerler. Anı yazarı, anlattığı geçmiş olayların içine kendi de girer; oysa nesnelliği arayan tarihçi, aynı konuda saygılı bir izleyici gibi davranır. Yazarların dışında bilim adamları, doktorlar, ressamlar, devlet adamları, düşünürler, vb. de gelecek kuşaklara bazı ders alınacak olayları aktarmak, rakiplerim küçük düşürmek, gizli kalmış bazı gerçekleri ortaya çıkarmak, kendilerini iyi ya da kötü
yanlarıyla kamuoyuna tanıttmak, kısacası, kendileriyle ve çevreleriyle hesaplaşmak için anılarım yazmışlardır. Anı türünün başlıca özelliklerinden biri, pek çok edebiyat türüne (eleştiriden yaşamöyküsüne, romandan şiire kadar) kaynaklık etmesidir.

DÜNYA EDEBİYATINDA ANI

Anıların edebiyat türü olarak yazılmaya başlanmasına çok eski dönemlerde girişilmiştir. Sözgelimi Ksenophon’un Anabasis’ı (Genç Keyhüs- rev’in, kardeşi Artakserkses’e karşı giriştiği seferin ve Onbinlerin Dönüşü’nün öyküsü), Jül Sezar’m De Bello Gallico (Galya Savaşları) ve De Bello Çivili (İç Savaş) adlı yapıtları birer anı olarak nitelendirilebilir. Sonraki çağlarda da Mazarin (Mémoires [Anılar]), j.j. Rousseau (İtiraflar [Confessions]), Chateaubriand (Les Mémoires d’outre – tombe [Mezar Ötesinden Anılar]), Maksim Gorki, (Çocukluğum [Detstvo], Ekmeğimi Kazanırken [Vlyudyakh], Benim Üniversitelerim),  André Gide (Tohum Ölmeyince [Si le grain ne meurt]), anı türünün en başarılı örneklerini vermişlerdir.

TÜRK ANI YAZARLARI

Türk dünyasında anı,tarih, toplumbilim, siyasetbilim. edebiyat gibi alanlara kaynaklık etmesinin yanı sıra, okurun yakından ilgilendiği bir tür olmuştur. Türkçenin ilk yazılı ürünleri olan Orhun Yazıtları’nda (Kültigin ve Bilge Kağan yazıtında) Göktürk kağanı Bilge, dağınık Türk boylarım nasıl örgütlediğini, çevre boylarla savaşımını, devletin örgütleniş biçimini anı-söylev üslubu çerçevesinde anlatmıştır. Hint-Türk devletinin kurucusu olan Babür Şah (1483-1530), Babürname adlı yapıtında, çocukluğundan başlayarak siyaset, askerlik ve edebiyat yaşamını büyük bir içtenlikle (ama dönemin ünlü kişileriyle ilgili yönleri anlatırken duygusal davranmaktan kurtulamamıştır) aktarmıştır.
Osmanlı Devleti döneminde anı, çeşitli yazı türlerinin gereci olarak kullanıldı. Tezkire, tarih, gazavatname, vakayiname, menakıpname, sefaretname, seyahatname gibi türlerde yer yer, yaşanan olaylar, yakından tanınan kişilerin ilgi çekici özellikleri, ayrıntılarıyla ortaya kondu. XIX. yy’ın sonlarında ve XX. yy’da bazı yazarlar, siyaset adamları ve askerler, görüşlerini anı biçiminde dile getirdiler. Ahmet Rasim, birçok yapıtında çocukluk, gençlik, olgunluk anılarını anlatırken o çağın günlük yaşamını, “Beyoğlu âlemleri”ni, Direklerarası’ndaki tiyatroları, başlıca gazeteleri ve gazetecileri ilgi çekici gözlemlerle canlandırdı. Halit Ziya Uşaklıgil, Kırk Yıl (5 cilt, 1936) adlı yapıtında, çocukluğundan Mehmet V Reşat’ın tahta çıkmasına (1909) kadar geçen süre içindeki yaşamını, Servetifünunculan, yakından tanıdığı kişileri, romanlarıyla ilgili bazı bilgileri, ölçülü, dengeli bir tutum ve dille anlatmayı başardı. Kırk Yıfm devamı niteliğinde olan Saray ve Ötesi (3 cilt, 1940-1942) adlı yapıtındaysa, Dolmabahçe Sarayı’nda mabeyn başkâtipliğine atanmasından, İttihat ve Terakki hükümetinin düşmesiyle görevine son verilmesine kadar süren dönemi aktardı.
Hüseyin Cahit Yalçın Edebiyat Hatıralarına (1935) çocukluk yıllarında başladı: Servetifünun dönemini, Malta sürgününü ve Tanin gazetesini yeniden çıkarmasını, tarihten olabildiğince uzaklaşarak anlatmaya çalıştı. Türkiye’de son elli yıl içinde kitap olarak yayımlanmış anılar arasında şunlar sayılabilir:
1. Tanınan kişilerle ilgili anılar (Yusuf Ziya Ortaç, Portreler, 1960; Oktay Akbal, Şair Dostlarım, 1964; Yahya Kemal, Siyasi ve Edebi Portreler, 1968; Zekeriya Sert el, Nazım Hikmet’in Son Yılları, 1978; Haldun Taner, Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil, 1979; Muzaffer Bayrukçu, Arkadaş Anılarında Orhan Kemal, 1985).
2. Özyaşamöyküsüne dayanan anılar (Halide Edip Adıvar, Mor Salkımlı Ev, 1963; Halikarnas Balıkçısı, Mavi Sürgün, 1961; Aziz Nesin, Böyle Gelmiş Böyle Gitmez, 1966; Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Anıların İzinde, 2 cilt, 1977-1979; Kerime Nadir, Romancı- nm Dünyası, 1981; Rıfat Ilgaz, Yokuş Yukarı, 1982; Çetin Altan, Kavak Yelleri ve Kasırgalar, 1992).
3. Yaşanılan olaylara tanıklık ederek çeşitli dönemlere ışık tutan anılar (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Politikada 45 Yıl, 1968; Halide Edip Adıvar, Türkün Ateşle İmtihanı, 1962; Falih Rıfkı Atay, Çankaya, 1961; Ahmet Emin Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, 4 cilt, 1970-1971; Mehmet Kemal, Acılı Kuşak, 1967; Vasfi Rıza Zobu, O Günden Bu Güne, 1977; Yunus Nadi, Kurtuluş Savaşı Anılan, 1978; Ilhan Selçuk, Ziverbey Köşkü, 1987). İsmet İnönü (Hatıralarım), Celal Bayar (Ben de Yazdım), Kâzım Karabekir (İstiklâl Harbimiz), Kenan Evren (Kenan Evren’in Anıları, 1990-91, 4 cilt) gibi Türk siyasal yaşamında rol oynamış kişiler de anı türüne giren yapıtlar vermişlerdir.

Advertisement

Etiketler: , , , ,

Yorum yazın