Asya coğrafyası hakkında bilgiler

Asya coğrafyası Yüzey şekilleri

Asya, esas bakımından Anadolu’dan Pamir yaylasına doğru uzanan dağlar demeti
ile, bunun her iki yanında yer alan iki ova ve yayla topluluğundan meydana gelir;, bu eksenden iki karmaşık dal çıkar: bu dallardan kuzeyde olanı, birtakım bloklardan meydana gelir, orta kesimde batı-doğu yönünde uzarken doğuda güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunu alarak Bering boğazına kadar uzanır; güney dalı Himalaya’da batı-doğu doğrultusunda iken, güneydeki Çinhindi yarımadasında kuzey-güneye doğru, İndonez-ya’da ise yeniden batı-doğuya doğru yönelir. Asya’nın doğu yüzünde, yarımada veya adalardan meydana gelmiş halkalar uzanır. Bunlar, güneyde Filipin adaları ve Celebes adalarının meydana getirdiği yay ile İndonezya dalına bağlanır. Dağ oluşlarının kambriyen öncesine bağlandığı çok eski kesimlere Asya’nın kuzeyinde pek seyrek rastlanır. Bunlar, güneye doğru, özellikle Arabistan’da ve Dekkan’da daha geniş yer tutar. En çok iz bırakan dağ oluşumları ka-ledonyen (örnek: Ural), hersinyen ve özellikle de alp devirlerine bağlanır. En yakın yer hareketleri Jura devrinde başlar ve Üçüncü zamanda devam eder; bazı kesimlerin yapısı ise hâlâ kırılgan durumdadır. Kamçat-ka’dan Filipinler’e, Küçük Asya’dan Malezya’ya kadar dağ sıraları oluşmağa devam etmektedir. Asya beş büyük jeomorfolojik bütüne ayrılabilir:

• Kıtanın kuzeyinde ova, çöküntü, yayla ve yükselmiş eski dağ kütlelerinden meydana gelen bölge uzanır. Kambriyen öncesi eski temel, Çukçi yarımadasında, Kolima tepelerinde ve Olenek suyunun sol kıyısında sadece çekirdekler meydana getirir ve Lena ile Yenisey arasında Birinci zamanın yatay örtüsüyle maskelenir. Yenisey’in batısında, Obi ırmağının akaçladığı kalın bir alüvyon tabakası halinde Batı Sibirya ovası uzanır. Merkezî Sibirya yaylasının doğusunda ve güneyinde orta yükseklikte ve yüksek dağlar vardır. Bunlar kaledonyen ve hersinyen devirlerden kalmış, önce düzlenmiş, sonradan daha geç bir çağda kütle halinde yükselmiş, bugün örtülerinden sıyrılmış kütleler veya appalachian tipinde engebeler meydana getirmektedir. Bu kaledonyen-hersinyen kıvrımlı arazi ile güneydeki alp tipi kıvrımlı dağlar sistemi arasındaki bağ, birtakım içakış-lı alanlardan meydana gelen Aral-Hazar çukuru aracılığı ile kurulmuştur.

• Asya’nın güneybatı ve güneyinde, Arabistan ile Dekkan, hafifçe dalgalı tortusal bir örtü altına kısmen gömülmüş kambriyen öncesi iki temel parçadır. Arabistan, Kızıl-deniz’in üzerinde kocaman dik bir fayla birdenbire yükselen ve simetrik olmayan bir kütledir, örtüsü de kırıklara uğramış (Aka-ba körfezi, Lût gölü), kıvrımlı (Lübnan), lavlarla kaplı (Cebel Druz) veya monoklinal engebeler şeklindedir (Nufud, Cebel Tu-veyk). İran’ın kıvrımlı kesimiyle temas klanı, Dicle ve Fırat’ın akaçladığı alüvyonlu geniş bir oluk meydana getirir. Dekkan da, batı Gafların dik yamaçlarıyle Umman denizine hâkim olan, kaymış bir kütledir. Kırılmalar, yüzey şekillerindeki çukurlarla, yerinden oynamış yaylalarla ve özellikle de, Dekkan’ın kuzeybatı bölümünde bugün parçalara ayrılmış bazaltların akışıyle kendini gösterir. Yayla kuzeyde, Himalaya’nın kenarında, İndus-Ganj ovasının tortullarına ulaşır.

• Doğu Asya’nın daha karmaşık bir yapısı vardır: yaylalar, türlü yönlere göre sıralanmış orta yükseklikteki dağlar ve geniş çukurlar dağ oluşumlarının genellikle İkinci zamana kadar çıktığı bir alan meydana getirir. Kambriyen öncesi ve kaledonyen-hersinyen yapıdaki bölgeler, Jura veya Tebeşir devrinde yerine oturan kesimlerle çerçevelenmiştir.

Transbaykal’da, Yablonoi ve Stanovoy dağları eski temele ait yükselmiş parçalardır. Ordos ve Kuzey Çin’in Birinci zaman örtüsüyle kaplı kambriyen öncesi yaylaları, İkinci zamanda meydana gelen granitleşmiş dağlarla çevrilmiştir; bu sonuncu yüzey şekilleri güneye doğru Çing-ling ötesinde yaygınlaşır: Güney Çin’de, Çinhindi’nde, Malezya’da, Sumatra’da ve Borneo’nun ortasında İkinci zamandan kalma dağlar yükselir; Honşu adası, Güney Çin’de güneybatıdan kuzeydoğuya doğru sıralanmış kıvrımların uzantısı gibi gözükür.

• Güney Alp dalı Anadolu’dan Flöre s denizine kadar uzanır. Türkiye’de bunlar, içinde eski temel parçaları bulunan eosen zamanı kıvrımlarından meydana gelmiştir. Daha doğuya doğru, yakın bir çağdan (üçüncü zaman sonu) kalma iki dal (kuzeyde Kafkas dağları, Kopet dağı, güneyde Zagros) eosen silsilelerini ve yükselmiş hersinyen dağ kütlelerini kuşatır. Dağ sıraları Belucis-tan’da binlerce metreye yükselmiş eski dağ kütleleri olan Hindukuş ve Pamir yönünde güney-kuzeye doğru uzanır.

Batı – doğu yönünde dağ sıralarından meydana gelen Himalaya, üçüncü zamanın ikinci yarısında yükselmiştir; en büyük yükseltisine orta kesimde ulaşır. Bunun önünde, yükselmesi üçüncü zaman sonuyle Dördüncü zaman başına rastlayan bir ön sıra (Sivalik) bulunur. Kuzeyden güneye uzanan Birmanya dağları, Borneo’nun kuzeydoğu ve güneydoğu sıradağları, Timor’a kadar Cava ve Sunda adaları sözü geçen bu dalı takımada halinde sona erdirir. Yeni oluşmuş bulunan bu bölgeler henüz iyice yerine oturmamıştır. Buralarda, şiddetli bir volkan faaliyeti görülür.

• Uzakdoğuda, ada veya uzamış yarımadalar meydâna getiren bir dizi dağlık yaylar vardır. Kuzeydeki yay, Kolima dağlarının doğu kesiminden meydana gelir, ikinci bir halka, doğuda, Koryak dağları ve çok volkanik olan, Kuril adalarıyle, Hokkaido adası kuzeydoğusuna kadar da uzanan Kam-çatka yarımadasında yer alır. Honşu’nun kuzeybatısına kadar uzanan, yakın neojen genç dağlar ile devam eden Sahalin yayı, bu adaya katılır, sözü geçen sıra dağlar, Şiko-ku’da ve Kiusiu’nun orta kısmında da görülür. Kıtanın kenarında Riukin takımadası, daha sonra Formosa, Luzon ve Mindanao adalarından (Filipin) meydana gelen yeni bir yay vardır. İki Alp dalı Moluk takımadalarında birleşir.

İklim

Asya’nın, enlem bakımından, kutup havzasından ekvatora kadar geniş bir yer tutması, kıta ısı şartlarının çeşitliliğini kolayca açıklar. Bu yüzeyde, Kuzey yarımküresinin en geniş kutup bölgesi ile «Soğuk kutbu» (Ver-hoyansk) ve yeryüzünün en sıcak yeri (Thar çölü) bulunmaktadır. Buna karşılık, kıtanın dağlık yapısı, Asya’nın büyük bir kısmında iklimin kuraklığı ve sertliği açısından birör-neklik sağlar (günlük ve yıllık sıcaklık farklarının çok büyük oluşu). Dağlarla çevrili çanaklar ve yüksek ovalar halinde beliren engebelerle bu nitelik, daha kesin bir görünüş alır. Siklonlar, kıta boyunca yer değiştirirken yolda güç kaybetmedikleri takdirde, kenar-dağlara yağmur yağmasına yol açar. Kıtan’ın üçte birinden çoğu, dağların koruduğu bozkırlar veya çöllerle kaplıdır. Bununla birlikte, yüzey şekilleri büyük ftölgesel karşıtlıklara yol açar: Arabistan’ın, İran’ın, Anadolu’nun ve Suriye’nin çevresindeki dağ sıraları bol yağmur alırken bu bölgelerin içi çöl veya bozkır halindedir. Yukarıda sözü geçen etkilerin değişken karışımları birbirinden farklı dört tip iklim ortaya çıkarır:
• Sibirya iklimlerinin özellikleri uzun ve sert kışlar, kısa ama sıcak yazlar ve her mevsimde görülen kuraklıklardır. Kuzeyden güneye sıralanan tabiî bitki kuşakları (tundra, tay-ga, çayır) üç farklı ısı düzenini yansıtır.

• Akdeniz iklimleri, Anadolu ve Suriye’de dar bir kıyı şeridi üzerinde görülür. Kış yağışlı ve ılık geçer; Batı Akdeniz’dekinden daha soğuk havalar da *olur. Yaz, sıcak ve çok kuru geçer.

• Çöl iklimlerinde, tam denebilecek bir kuraklığa şiddetli rüzgârlar ve günlük büyük ısı farkları eşlik eder. Bu iklim şartları, İç Arabistan, İran, Suriye ve Thar’da (sıcak çöller) görülür. Tibet, Gobi ve Doğu Türkistan, kışları sert geçen soğuk çöllerdir.

• Muson iklimlerinde, bir mevsim bol yağışlı (genellikle yaz), bir mevsim çok daha kurak (genellikle kış) geçer. Hindistan, Çin, Çinhindi ve Japonya bu tip iklimleri olan ülkelerdir.

Hidrografya

Genişliği, dağlarının merkezî durumu ve yüksekliği, bazen çok bol yağışlı olan iklimi (muson bölgesinde) yüzünden, Asya’da, bir tekerleğin çubukları gibi merkezden çevreye uzanan uzun ve güçlü ırmaklar vardır; ama orta ve güneydoğuda, karanın genişliğinden, çukur ve çanakların sıklığından, iklimin kuraklığından dolayı akışsızlık, özellikle de içakıslılık ağır basar. Yeryüzünün, denize ulaşmayan en kuvvetli ırmakları Asya’da bulunur: Ceyhun ve Seyhun. Alüvyonla çok yüklü olan Asya ırmakları, geniş taban seviyeli ovalar ve büyük deltalar meydana getirmiştir. Asya’da geniş yüzey şekilleri ve iklim bölgeleriyle ilişkili olarak dört hidro-grafik bölge ayırt edilebilir.

• Çorak Orta Asya. Yüksek yamaçlardan inerken suları bol olan kar-buzul rejimli a-karsular, çöllerde kaybolur veya göllerde sona erer. Bu iç akış yine de gerileme halinde sayılır; çünkü dışa doğru akışı olan akarsular bazı çanakların sularını alırlar. Yenisey ırmağı ile Baykal gölünün durumu böyledir. Bugün, buharlaşmanın su gelişini aşmasından dolayı, bazı içdenizlerin veya göllerin yüzölçümünde küçülme olabilir.

• Sibirya. Buradaki. ırmaklar (Obi, Yenisey, Lena), kara ikliminin yağmurları tarafından çok az beslenir ve aylarca buz tutar; ama ilkbaharda karların erimesiyle kabarır. Buzların çözülmesi önce yukarı kısımlarda başladığından, yandaki bataklık kesimleri her yıl sel basar.

• Musonlar Asyası. Yazın bol yağmur getirici musonları alan dünyanın en yüksek engebeleriyle sınırlanmıştır; sıcak mevsime rastlayan kabarmalar çoğu zaman büyük taşmalara ve sel baskınlarına yol açar.

• Yakınd,oğu. Arabistan hemen hemen bütünüyle akışsız bölge içinde yer alır. Anadolu’da birtakım içakışlı çanaklar bulunur. Doğu Anadolu yüksek dağlarının karlarıyle beslenen Dicle ve Fırat, kurak Mezopotamya’yı aşıp denize ulaşabilmektedir. Bazı Lübnan, Suriye ve Türkiye ırmakları da dışakış-lı bölgede yer alır. Dicle ve Fırat dışındaki bütün ırmaklar, soğuk mevsimlerde kabarır ve akdeniz tipi bir ırmak rejimi gösterir.
Beşeri ve İktisadî coğrafya

üzerinde iki buçuk milyardan çok insan yaşayan Asya, öteki kıtaları nüfus bakımından bir hayli geride bırakır. Bu alanda ikinci olan Avrupa söz konusu rakamın üçte birine bile ulaşmaz; ama Asya’nın bu çok yüksek nüfus yoğunluğu, halkın yarıdan fazlasının toplandığı iyice sınırlanmış birkaç belirli bölgede bulunur. Bunlar, Çin ovalan, . Ganj ırmağının akaçladığı ova, Dekkan kıyıları, Japonya, Tonkin deltası ve Cava’dır. Bu bölgelerde, insanı hayrete düşürecek kadar küçük toprak parçalarının sürülmesine dayanan tarım medeniyetleri gelişmiştir. Km2’ye 200’den fazla insan düşen kesimlere sık sık rastlanır; 1 000 kişiden fazla yoğunluğu olan bölgeler de vardır (Cava). Bu gibi yığılmalar başka yerlerde yalnız şehirlerde görülür. Her aile birkaç yüz metre karelik tarlalardan elde ettiği ekimlerle beslenmek zorundadır. Topraklar, başka yerlerde çiçek ve sebze bahçelerine gösterilen titizlikle işlenir; ama verim çok düşüktür. Âfetler (kıtlık, salgınlar, su baskınları) milyonlarca insanın ölümüne yol açar, öte yandan, Asya’da hemen hemen hiç kimsenin oturmadığı alabildiğine geniş alanlar da vardır. Buralardaki iklim şartları, ancak dağınık göçebe kabilelerin yaşamasına elverişlidir: Sibirya’da 60° kuzey enlemin ötesi, Moğolistan, Batı Çin (Tibet ve Batı Türkistan), Ortadoğu (Arabistan, Afganistan v.b.). Nüfusun yeni yerleştiği bazı bölgelerde yoğunluk, Batı Avrupa ile kıyaslanabilecek ölçüde yüksektir, ama asın nüfuslanmamn doğurduğu meseleler o derecede çetin değildir (Güney Vietnam, Su-matra v.b.). Başka kesimlerde, toprağın değerlendirilmesi daha yakın tarihlere rastlar; toprakaltının isletilmesi, sanayi ve tarımın makinelestirilmesi, Yeni dUnyanınkilere benzeyen yoğunluğu az halk topluluklarının yerleştirilmesiyle birlikte ortaya çıkmıştır (Batı Sibirya, Eski Mançurya’nın kuzey kısmı.) Göçebe tarımla geçinen ve ilkel bir hayat süren küçük halk topluluklarına barınak o-lan çeşitli dağlık bölgelerde (Çinhindi) var-dır. Asya, İktisadî bakımdan az gelişmişlik niteliğini taşır ve bu yüzden hâlâ, ilerlemede en geç kalmış l^ta durumundadır. Ne var ki, günümüzde, çok büyük çabalar sonucu hızlı değişimlere uğfayan kesimleri de vardır. Son yirmi, otuz yılın siyasî evrimi Asya’nın büyük İktisadî bölümlerini en sağlam Şekilde belirlememizi sağlar. S.S.C.B.’nin Asya bölümü (Sibirya, Uzakdoğu ve Orta Asya cumhuriyetleri) son elli yıldır en büyük değişiklikleri geçiren bölgedir. Burada, buğday (Batı Sibirya) ve pamuk (Orta Asya) üretimi için yeni topraklar açmak amacıyle sürekli çabalar gösterildi; zengin maden yatakları (maden kömürü, bakır, özellikle de altın) isletildi. Sözü geçen bölgelerde, geleneksel yasama şartları köklü bir değişikliğe uğradı ve Sibirya’da kurulan beyaz ırk kolonileri çok Önemli ilerlemeler yaptı.

Uçsuz bucaksız Çin, sosyalist tipi bir ekonominin teşkilâtlanmasına S.S.C.B.’den ancak 30 yıl sonra girişti ve kendine mahsus insan şartları bu memleketin İktisadî gelişmesine orijinal nitelikler kazandırdı. Tarım reformunun ardından, kooperatif teşkilâtlanması ve yeni birliklerin, yani halk komünlerinin kurulması gerçekleştirildi. Tarım süratle gelişti, ama asıl sanayileşme alanında atılan ilk adımlar göz kamaştırıcı oldu: Çin devleti, Japonların eski Mançurya’da kurmuş oldukları sanayi temellerinden yararlanarak ve büyük maden kömürü yataklarını kullanarak, dünyanın en fazla nüfuslu ülkesindeki hayatı değiştirebilecek ilk unsurları yarattı, öte yandan Japonya, Asya kıtasında, sanayileşmeye çok erken başlayan istisnaî bir ülke durumundadır. İktisadî alanda en gelişmiş ülkedir ve büyük bir mamul e§ya ihracatçısıdır. Hindistan, bağımsızlığa kavuştuğundan beri Çin’e oranla çok daha çetin modernleşme meseleleriyle karşılaştı. Bu ülkenin tarımı, yeryüzünde en geri şartlar içinde yaşayan halkının ihtiyaçlarım’karşılayamayacak durumdadır. Liberal tipten bir iktisat çerçevesi içinde yürütülen sanayileşme güçlüklerle karşılaşmakta, ağır ilerlemekte ve sermaye yokluğundan dolayı kösteklenmektedir; ayrıca sanayileşmenin dayanabileceği tabiî kaynaklar ve enerji kaynakları da oldukça sınırlıdır. Ortadoğu ülkelerinin iktisadında ise, petrol önemli rol oynar. Yabancı Şirketlerin çıkardığı petrol, büyük gelirler sağlar; ama bu imkân, üretim yapılan bölgelerin gelişmesi ve modernleşmesi için her zaman kullanılmamaktadır. Buralarda da, Asya’nın her tarafında görülebilen durumla karşılaşılır: ilkel veya alabildiğine sefil yasama şartları ile tabiî kaynakların işletilmesi veya ülke imkânlarının değerlendirilmesi için kullanılan en modern teknikler yanyanadır.


Advertisement

Yorum yazın