Büyüme Nedir – Büyüme ve Gelişme

Büyüme Nedir – Büyüme ve Gelişme

Toprağa bir tohum atıldığı zaman, bir filizin çıkması ve gelişip tam bir bitki olması beklenir. Aynı biçimde, bir çocuğun boyunun ve ağırlığının düzenli olarak artması normal karşılanır, herhangi bir duraklama ya da gerileme kaygı verir. Gerçekten, büyüme o kadar olağan, o kadar «doğal» bir olgudur ki, gerçekleştiği sürece,, pek dikkat çekmez. Oysa, büyümeyi sağlayan düzenin anlaşılması için, öğrenilmesi gereken çok şey vardır. Molekül biyolojisi, bu konuda bir açıklama getirmeye çabalamaktadır.
• Her hücre, her organizma, genetik gerecinde, yani deoksiribonükleik asit (D.N.A.) moleküllerinde var olan bir plana göre gelişir. D.N.A., proteinlerin kurgu şifresini taşır. Bu «veriler stoku»na dayanılarak, ancak üç koşul bir araya gelirse büyüme sağlanabilir: Birincisi, organizma, hücrede proteinleri yani aminoasitler için gerekli temel gereçleri bulmalıdır; İkincisi, yararlanabileceği bir enerji olmalıdır (yeşil bitkiler için ışık enerjisi, bazı bakteriler için kimyasal enerji, hayvanlar için şeker ya da yağ biçiminde enerji); üçüncüsü, N.A.D. (Nikotinamit – Adenin – Dinükleotit) gibi koenzimler, vitaminler ve kof aktörler (madensel iyonlar) edinebilmelidir; çünkü bu maddeler olmaksızın kendi öz enzimleri iş göremez.
• Birhücreli organizmalardan yararlanarak bu savlan doğrulamak, son derece kolaydır: N.A.D., süt asidi bakterilerinin gelişmesini hızlandırır; bütün protistlerin gelişmesi için tiamin (anörin ya da Bt vitamini) kesinlikle gereklidir; riboflavin (laktoflavin ya da B2 vitamini), Lactobacillus caseinin artmasını sağlar; vb. Buna karşılık, mikroorganizmaların büyümesini durdurabilen maddeler de vardır: Sülfamitler (1932’de Domagk bulmuştur), H vitamininin (p-aminobenzoik asit) karşıtıdır; antibiyotiklerse (penisilin, streptomisin, oreomisin), daha değişik etki gösterirler…
• Çokhücreli bitkilerle hayvanlarda sorun karmaşıktır. Kuşkusuz bunlar da aminoasitlere, enerjiye, koenzimlere ve kofaktörlere gereksinim duyarlar; bunlar olmazsa büyümeleri durur ve ölürler. Sorun bu kadarla bitmez: Söz konu-
su organizmalara hormonlar da gereklidir. Bir canlı varlık, çokhücreli hale geldikten sonra, uyumlu bir gelişme göstermek zorundadır (kanser, uyumsuz bir gelişmedir).
• Demek ki kalıtımsal büyüme planı, her çekirdekte D-N. A. biçiminde vardır; öte yandan gene her çekirdeğin içindeki D.N.A ‘nın yalnız bir bölümü etkili olmaktadır; başka bir deyişle, hücre farklılaşmakta, bütün gereksinmeleriyle orantılı olarak belirli bir işi yerine getirmektedir. Bu işte hormonların ulak rolü oynadığı, hücrelere çalışmayı ya da durmayı, bölünmeyi ya da oldukları gibi kalmayı buyurduğu kesinlikle bilinmektedir.
• Büyüme hormonlarının ayrıntılı incelenmesinde, henüz ancak ilk adımlar atılmıştır. Yeşil bitkilerde boyuna gelişme, aynı zamanda sapların ve dalların eğriliği, «oksin» adlı hormonun ((indolasetik asit,
B.İ.A.) etkisi altında gerçekleşir; bu bitki hormonu, ilk kez 1934’te Kögh tarafından ayırt edilip ortaya çıkarılmıştır.
• «2-4-D» asidi gibi (yüksek dozlarda bu asit, çok güçlü bir ot öldürücüdür), jiberellin gibi (pirinçte aşırı büyümeye yolaçan Gibberella adlı mantarın özütü) ya da kinin gibi (bunun kimyasal yapısı henüz iyice bilinmemektedir) başka maddeler de büyümede rol oynamaktadır. Genel olarak, bitkisel hormonların, bitkilerin farklılaşmamış embriyo dokularını (büyütkendoku) etkiledikleri (zincirleme hücre bölünmelerini sağlarlar) söylenebilir.
• Hayvanlar açısından, büyüme sorununa özellikle başkalaşma yönünden yaklaşılmaya çalışılmıştır. Wigglesworth ve onu izleyenler, böceklerde en az üç hormonun bu işte rol oynadığını göstermişlerdir; bunlardan neotenin ya da gençlik hormonu, değişimi önler : Yapıldığı sürece hayvanın görünümü değişmez. İkincisi protorakotrop hormondur (öncü etmen); bu hormon, üçüncüsünün, yani deri değiştirme hormonunun (ekdizon) bireşimini yönetir, o da tek başına başkalaşmayı sağlar.
• İşin ilgi çekici yanı, neotenin salgısının duraklaması, beyne, daha doğrusu beynin iklim değişikliklerinden etkilenmesine, bir çeşit «bilinçlenmesine» bağlıdır. Büyüme, hormonların işe karışmasını gerektirmekteyse de, rasgele çevrebilimsel koşullarda gerçekleşemez. Kurbağalar üstünde öteden beri birçok deney yapılmıştır : Başkalaşmayı tiroksin (tiroit hormonu) başlatıp yürütür; öte yandan, ancak hipofiz kendi hormonları aracılığıyla buyruk verirse tiroksin salgılanır; burada da değişim ve büyüme, ancak ortam koşulları elverişli olduğu sürece gerçekleşir.
• Memelilerde, özellikle de insanda büyüme, kurbağalarda olduğu gibi, iki içsalgı bezinin salgısına bağlıdır: Tiroit; hipofiz. Ama hormonların etki yolu oldukça değişiktir. Tiroit, iyot bakımından zengin iki madde salgılar: Tiroksin; triiyodotroksin. Bunların ikisi de metabolizmayı (yani organik bireşim ve çözülmelerin tümünü) artırır; tiroyidi iyi çalışmayan çocuk, geri zekalı bir cüce kalır.
• Hipofiz ise birçok hormon çıkarır ve bunlardan hiç değilse ikisi, büyüme işinde rol alır: Tireostimülin; S.T.H. Birincisi, tiroit bezini uyarır; bu hormonun yokluğu Simmonds hastalığına (erken yaşlanma, zayıflık, çocuk söz konusuysa cücelik) yolaçar.
• İkincisi, yani özgül büyüme hormonu (S.T.H.), doğrudan doğruya dokuları etkiler; bu hormon, yaklaşık 370 aminoasitlik iki zincirden oluşan büyük bir moleküldür; onun bütün proteinlerin sentezini hızlandırdığı, özellikle kemiklerin büyümesini düzenlediği bilinmektedir; bebekte bu hormon olmadığı zaman, bebek bir «hipofiz cücesi» olarak kalır; tersine, bu hormon aşırı üretilirse, kişi devleşir ve çoğunlukla akromegaliye de uğrar, yani baş kemikleri ile el ve ayakları aşırı irileşir.

Advertisement

Etiketler: , , , , , , ,

Yorum yazın