Cea Testi

Cea
CEA (karsinoembriyonik antijen) olarak adlandırılan bu maddenin kandaki düzeyinin yükselmiş olması başta bağırsak olmak üzere meme, pankreas, akciğer gibi organlarda tümör olasılığını düşündürür.

Hekimler sık sık şu sorularla karşılaşırlar:
• Vücutta bulunan herhangi bir tümörün kan incelemeleri yoluyla saptanması olası mıdır? Kan incelemeleri yoluyla böyle bir tümörün en erken evresinde belirlenmesini sağlayan ve böylece erken tanı sayesinde köklü bir tedaviye olanak veren bir madde var mıdır?

• Her tümör tipine özgü olarak, kandaki düzeyi tedavi edildiğinde düşen ve yineleme ya da sıçrama (metastaz) gibi durumlarda yeniden yükselen bir maddeden söz edilebilir mi?
Her iki sorunun cevabı da evettir.

Son yıllarda, yalnızca tümörlü hastaların kanında saptanan bazı maddeler incelendiğinde, bunların sağlıklı insanların kanında bulunmadığı görülmüş böylece birçok sayıda kanser “ajanı habercisi” keşfedilmiştir.

Keşfedilen maddelerden özellikle üçü klinik açıdan çok önemlidir: CEA (karsinoembriyonik antijen), AFP (alfa-fetoprotein) ve HCG (insan koryonik gonadotropini).

Karsinoembriyonik antijen (CEA): Kimyasal yapısı henüz tam olarak çözülememiş olan CEA, yapısı birbirine çok benzeyen çok sayıda maddenin ortak adıdır. İlk kez 25 yıl önce kalınbağırsağın kötü huylu tümörlerinin sıçradığı dokulardan elde edilmiştir. Bu maddeye verilen karsino embriyonik ya da “onkofetal” adı dölütün (fetüs) bağırsaklarından ya da karaciğerinden elde edilebilmesinden kaynaklanır. Kalınbağırsak kanseri hastalarının kanında oldukça yüksek düzeyde CEA’ya rastlanmaktadır. Bununla birlikte kalınbağırsak kanseri dışında mide, pankreas, akciğer, kadın cinsel organlarına ait kanserlerde de kanda bu madde saptanabilmektedir. Bazen de tümör olmadığı halde, ülseratif kolit, karaciğer sirozu, kalınbağırsakta yaygın polip bulunması, amfizemli kronik bronşit gibi hastalıklarda CEA yükselebilmektedir. Sigara içenlerin kanındaki CEA düzeyi sigara içmeyenlere göre biraz daha yüksektir. Sağlıklı kişilerdeki CEA düzeyi 5 ng/ mg olarak belirlenmiştir; bunun üzerindeki değerlere kuşkuyla yaklaşılmalıdır.

Yukarıdan da anlaşılabileceği gibi CEA ne vücutta tümör olup olmadığı, ne de bulunan tümörün türü konusunda kesin bilgi verebilir. CEA’nın işlevi, yüksek değerler bulunduğunda tümör kuşkusunun ortaya çıkması, incelemelerin derinleştirilmesi ve böylece hastalığın başlangıç aşamasında saptanabilmesidir.

Özellikle kalınbağırsak, akciğer, pankreas ve mide gibi CEA düzeyinin başlangıçta yüksek olduğu kanser türlerinin cerrahi tedavisi sonrasında CEA testinin yol gösterici bir işlevi vardır. Bu tümörler cerrahi tedavi ile bütünüyle çıkartıldıktan soma kandaki CEA düzeyi normale döner. CEA düzeyinin ameliyat sonrasında yüksek kalması bir miktar tümörlü dokunun çıkarılmadığını ya da tümörün öteki organlara sıçradığını gösterir. Ameliyat sonrasında normale dönen değerler bir süre sonra yükselmeye başlarsa, bu da hastalığın yinelediğinin göstergesidir.

Kanserli hastaların cerrahi tedaviden soma belli aralıklarla CEA taramasından geçirilmesi yineleme ve metastazların erken evrede saptanmasını sağlar. Cerrahi tedaviyi izleyen aylar ya da yıllarda henüz klinik belirtiler ortaya çıkmadan hastanın kanında yüksek CEA’nın bulunmasıyla metastaz ve benzeri durumlar erken evrede saptanabilir. Kanserli dokunun ameliyat yoluyla bütünüyle çıkarıldığı kalınbağırsak kanserlerinde olası yinelemeler genellikle 6-18. aylar arasında ortaya çıkar. Bu yüzden bu hastaların ameliyattan soma iki aylık aralıklarla CEA taramasından geçirilmeleri önerilir; beş yıl boyunca sürdürülmesi gereken bu taramalar ikinci yıldan soma 3-4 ayda bir yapılmalıdır. Bu taramalar sırasında CEA düzeyi 15 ng/mg’nin üstüne çıkarsa hasta ayrıntılı bir muayeneden geçirilmelidir.
Alfo-fetoprotein
Alfa-fetoprotein (AFP) dölütün kanında bulunan bir proteindir. Gebeliğin ilk aylarında dölütün karaciğerinde çok yüksek miktarlarda üretilen bu protein, erişkinlerin kanındaki albüminin dölütteki karşılığı olarak kabul edilir. Doğumdan sonraki aylarda kandaki düzeyi giderek düşer.

Sağlıklı bir erişkinin kanındaki AFP düzeyi 1-20 ng/ml’dir (ng: nanogram [bir gramın milyarda biri]). Gebelik durumunda 14. haftadan başlayarak dölütün kanından eteneye ve buradan da anne kanına geçen AFP gebeliğin ilk üç ayında 50 ng/ml, ikinci üç ayında 200 ng/ml, 36. haftada da 380-400 ng/ml’ye ulaşır. Doğumdan sonra 20. güne doğru yeniden düşerek normale döner.

Bazı anormal durumlarda kandaki AFP düzeyi normalden daha yüksektir. Ama hiçbir zaman gebelikteki kadar yüksek bir değere ulaşmadığından kanda saptanabilmesi için çok hassas yöntemler kullanılması gerekir.

AFP testinden özellikle karaciğer tümörlerinden biri olan hepatomun tanısında yararlanılır. Hepatom olgularının yüzde 90′ında kandaki AFP düzeyi yüksektir. Tümörün cerrahi olarak çıkarılmasından sonra CEA’da olduğu gibi 2-3 hafta içinde hızla düşer. Normale dönen değerlerin yeniden yükselmesi hastalığın yinelendiğini düşündürür. Karaciğer sirozunda, özellikle de sirozun karaciğer kanserine dönüşmeye başladığı durumlarda kandaki AFP düzeyi yükselir. Bağırsak, mide, meme, rahim gibi organlardaki kanserlerin karaciğere sıçradığı durumlarda da kandaki AFP düzeyi normalin üstündedir. AFP testi erbezi tümörlerinde Beta-HCG kadar değerli olmamakla birlikte hastalığın izlenmesine yardımcı olur.

Akut viral hepatitte ise kandaki AFP düzeyinin yükselmesi karaciğerin kendini yenilemeye başladığını, dolayısıyla da hastalığın iyiye gittiğini gösterir. AFP erbezi ve yumurtalıklarda ender görülen bir tümör türü olan teratomun ortaya çıktığı durumlarda da yükselir.
İnsan Koryonik Gonadotropini
HCG olarak kısaltılabilen bu hormon gebelik sırasında eteneden salgılanır. Gebe olmayan sağlıklı kişilerin kanındaki HCG düzeyi 1 ng/ml’nin altındadır. Yumurtalık ve erbezlerinde koryokarsinom ve embriyonal kanser gibi ender görülen tümörlerin ortaya çıktığı durumlarda bu düzeyin üzerine çıkar. Öbür tümör türlerinde HCG genellikle yükselmez. HCG’den günümüzde özellikle koryokarsinomun tanısında ve tedavi sonrası izlenmesinde yararlanılmaktadır.
Çeşitli Tümör Tiplerinde Yüksek Düzeyde Cea Görülme Sıklığı (Yüzde)

Kalınbağırsak ve düz bağırsak tümörleri
72-82

Metastaz yapmış olanlar
80-89

Mide kanseri
61

Pankreas kanseri
73-80

Meme kanseri
33-47

Akciğer kanseri
66-76

Kadın cinsel organlarına ait tümörler
65

Prostat kanseri
30-40

Lenfomlar
35

Lösemiler
37

Testlerin Güvenirliliği
Bu testler ne vücutta tümör bulunup bulunmadığı, ne de bu tümörün türü konusunda kesin bilgi verebilir. Bütün öteki tanı yöntemleri gibi bunlar da hastalığa ışık tutarak öteki incelemelerle birlikte doğru tanının konmasına yardımcı olur. Bu tümör belirleyicilerinin asıl yaran kesin tanısı konmuş ve tedavisi de yapılmış hastalıkların izlenmesinde görülür. Yapılan taramalarda bu belirleyicilerin yeniden yükseldiğinin görülmesiyle metastaz ve yinelemeler erken dönemde saptanmış olur ve hemen gerekli tedaviye başlanır


Tarih 20 Ocak 2011

Yorum yazın