Çocuklarda Beyin Tümörü

Beyin Tümörü
Çocuklarda önemli bir ölüm nedeni olan beyin tümörleri genellikle başlangıçta belirti vermez. Tedavide cerrahi girişim ve radyoterapiden yararlanılır, ama bugüne değin elde edilen sonuçlar yüz güldürücü değildir.

Bir yaşından büyük çocuklarda beyin tümörleri trafik kazaları, lösemiler ve enfeksiyon hastalıklarından sonra en sık rastlanan ölüm nedenidir. Lösemiler ve beyin tümörleri çocukluk çağında en sık ortaya çıkan kötü huylu hastalıklardır.

Çocukluk tümörleri nedenlerine, hücresel yapılarına ve yol açtıkları klinik tabloya göre yaşamın ilk iki ayında ortaya çıkanlar, 1-2 yaşlarında ortaya çıkanlar ve 16 yaşına değin ortaya çıkanlar olmak üzere üçe ayrılır. İlk dönemdeki tümörlerin genellikle doğuştan geldiği kabul edilirse de bu konuda görüş birliği yoktur.

Yaşamın ilk iki ayında beyin tümörlerine çok ender rastlanır; bunlar çocukluk çağı beyin tümörlerinin yalnızca yüzde 1,5′ini oluşturur.

Çocuklarda beyin tümörlerinin en fazla görüldüğü dönem 5-9 yaş arası, en sık görüldüğü yer de artkafa çukurudur.
Belirtileri
Beyin tümörleri başlıca iki tip belirtiye yol açar:
• Genel belirtiler: Kafatasının içindeki basıncın artmasına bağlı olarak olguların neredeyse tümünde görülür. Kafaiçi basıncının yükselmesi, tümörün beyin-omurilik sıvısının aktığı yollar boyunca yerleşerek sıvının dolaşımını engellemesine ya da sıvının yapımının çok fazla artmasına bağlıdır.

• Tümörün bulunduğu yerle ilgili belirtiler: Tümörün sıkıştırdığı ya da yayıldığı bölgedeki dokuların işlev yapamaması nedeniyle ortaya çıkar.

Kafaiçi basıncının yükselmesi, doğrudan doğruya tümör yayılmasına bağlıdır. Kafatası, esnekliği olmayan bir kutuya benzetilebilir; içinde beyin dokusu, beyin-omurilik sıvısı ve kan olmak üzere üç farklı yapı yer alır. Bu yapılardan birinin hacmi artarsa, bunu karşılamak için ötekilerin hacmi azalır. Ama bu dengeleme mekanizmasının belirli sınırlan vardır; beyin dokusunun hacmi kan ve beyin-omurilik sıvısının hacmindeki değişiklikle karşılanamayacak ölçüde artarsa kafaiçi basıncı yükselir. Çocukluk döneminde bu durum biraz değişiktir. Doğumdan iki yaşına kadar kafatası kemikleri tümüyle kaynaşmamış ve bıngıldaklar henüz kapanmamış olduğundan kafatası esneyerek genişler ve kafaiçi basıncı pek yükselmez. Bu nedenle, bazen tümörün çok büyümesine karşın genel belirtiler çok azdır.

Kafaiçi basıncının yükselmesine bağlı belirtiler baş ağrısı, kusma, gözdibinde papilla denen kör noktanın şişmesi (papilla stazı), gözyuvan hareketlerinin bozulması ve otonom sinir sisteminde işlev bozukluklarıdır.

Baş ağrısının nedeni tam bilinmemekle birlikte birçok etkene bağlı olduğu düşünülür. Bunlar sertzarın (dura mater) basınç nedeniyle sıkışması, beyin-omurilik sıvısının artması sonucunda beyin karıncıklarıyla örümceksizar altı sarnıçların ve/ya da beyin damarlarının genişlemesidir. Baş ağrısının belirli özellikleri vardır: Gün boyunca aralıklarla ortaya çıkar; sabahları daha şiddetlidir, hatta çocuk ağrının şiddetiyle uykudan uyanır. Zonklayıcı niteliği gittikçe artar; özellikle duruş değiştirince (başı öne, yere doğru eğince) ve ıkınmayla şiddetlenir. Genellikle beyin tümörünün ilk belirtisi baş ağrısıdır; öteki belirtilerin ortaya çıkması 2-4 ay alabilir. Başı ağrıyan süt çocuğunda huzursuzluk, mızmızlık, sürekli ağlama krizleri, solunum ritminde değişiklikler ve solunum durması görülür.

Kafaiçi basıncındaki artışın önemli bir belirtisi olan kusma, her yaştaki çocuklarda ortaya çıkarsa da, çocukluk döneminde çok sık rastlandığından beyin tümörü tanısına götürmesi güçtür. Kusma tümörün soğaniliğe yayılmasına bağlıdır ve sabahları, uykudan uyanırken ve başın duruşu değişirken daha sık görülür. Beyin tümörlerinde kusmanın en önemli özellikleri bulantının ardından gelmemesi, fışkırır gibi çıkması ve yemeyle bağlantılı olmamasıdır; midedeki bir sorundan kaynaklanan kusmalardan farklı olarak daha sonra halsizlik ve bitkinlik duyulmaz. Hastalığın erken dönemlerinde arada sırada görülürken, hastalığın ilerlemesiyle çok sıklaşır.

Kafaiçi basıncının yükselmesinin başlıca nesnel bulgusu olan papilla stazı gözdibindeki kör noktanın dışarı doğru kabararak şişmesidir; kör noktanın kenarları bulanıklaşır ya da kaybolur. Artkafa çukurundaki tümörlerde hemen her olguda görülen papilla stazına ön çukurdaki tümörlerde daha az rastlanır. Süt çocuğunda kafatasının esnekliği basınç artışını karşıladığından papilla stazı daha ender ve daha geç ortaya çıkar; genellikle öncesinde tek gözde ağtabaka kanaması görülür.

Süt çocuklarında kafaiçi basıncının yükselmesine bağlı olarak kasların gerginliğinin artmasıyla çırpınma nöbetleri görülebilir. Bu sırada vücut sıcaklığı da artabilir. Bu nöbetler büyük çocuklarda tümörün daha erken evrelerinde görülebilir. Genellikle birkaç dakika süren nöbet sırasında çocuğun bütün vücudu titrerken parmakları yumruk gibi sıkılır, kol ve bacakları aşırı gerginleşir.

Göz yuvarının hareketlerini denetleyen sinirlerin zedelenmesine bağlı bozukluklar çocukluk döneminde sık görülürse de incelenmesi kolay değildir. En sık etkilenen sinir, gözyuvarını dışa doğru hareket ettiren abdüsens (uzaklaştırıcı) sinirdir ve bu durumda gözlerin biri ya da her ikisinde şaşılık ortaya çıkar. Süt çocuklarında sık rastlanan bir bozukluk da “batan güneş manzarası” olarak adlandırılan irisin aşağı doğru kayarak kısmen gizlenmesi ve üstünde gözakının görülmesidir; bu durumda çocuk yukarı doğru bakamaz. Otonom sinir sistemi işlevlerinin bozulması soğanilikte solunumu ve damar hareketlerini denetleyen merkezlerde karbon dioksit birikmesinin ve toplardamarlardaki göllenmenin sonucudur. Bu durumda kalp atışları yavaşlar (bradikardi); solunum, vücut sıcaklığının düzenlenmesi ve uyku-uyanıklık düzeni bozulup. Tümüyle kafaiçi basıncının yükselmesine bağlı olmasa da olguların yüzde 90′mda genel belirtilerden biri de psikolojik bozukluklardır. Erken evrede kişilik değişiklikleri, huzursuzluk, ilişkilerde soğuma, dikkat ve bellekte zayıflama, bilinç bulanıklığı ve çok küçük çocuklarda hareket ve duruşların gelişmesinde duraklama ya da gerileme görülebilir. Ayrıca görsel var sanılar, konuşma bozuklukları, anne baba ve aile ilişkilerinde değişiklikler ortaya çıkabilir.
Tanı
Beyin tümörü olgularında beyin-omurilik sıvısının incelenmesi amacıyla lomber ponksiyon yapılması (belden su alma) genellikle çok sakıncalıdır.

Kafaiçi basıncının artmasıyla ilgili bulgular, örneğin özellikle küçük çocuklarda, kafatası kemiklerinin birbirinden uzaklaşması, kemiklerin incelmesi ve aşınması kafatası filmleriyle ortaya çıkarılabilir.

Bilgisayarlı tomografi hastaya rahatsızlık ve acı vermeyen bir radyolojik tam yöntemidir; beyin dokusunun ve beyin-omurilik sıvısı dolu boşlukların ayrıntılı olarak incelenmesini sağlar.

Çok duyarlı ve güvenilir olan bu yöntemde hasta sıradan bir röntgen filminden daha fazla ışın almaz. Huzursuz ve hareketli küçük çocuklarda, incelemenin tamamlanması için gerekli 30-45 dakika boyunca başın hareketsiz tutulabilmesi için sakinleştirici verilmesi gerekebilir.

Radyoizotoptu beyin sintigrafisi de yararlı bir incelemedir; ama bu incelemenin tümöre işaret etmemesi, beyin tümörü olmadığı anlamına gelmez.

Sağ kol ya da uyluk atardamarından ya da şah damardan girilerek yapılan beyin anjiyografisi tümörün damarsal oluşum bozukluklarından ayırt edilmesini sağlar ve damarlarda tümörün varlığına bağlı yapı bozukluklarını ortaya koyar.

Elektroensefalografi beynin belli bir bölgesinde elektriksel etkinliğin bozulmuş olduğunu ortaya koyabilir; Bazı olgularda tümörün yeri konusunda yanıltıcı bilgi verirse de tümörlerin yüzde 70′inin doğru saptanmasını sağlar.
Tedavi
• Cerrahi girişim – Tümörün tipi ve yerleşimi uygunsa, en iyi tedavi yöntemi tümüyle çıkarılmasıdır. Öteki cerrahi girişim türleri biyopsi yapmak amacıyla tümörden parça alınması, kafatasında tümöre “yer açmak” kafatasında uygun kemik bölümünün çıkarılması (cerrahi dekompresyon) ve beyin-omurilik sıvısının dolaşımının engellenmesinden kaynaklanan bozuklukları hafifletmek için yeni akım yolları (şant) açılmasıdır.

•Işın tedavisi (radyoterapi) – Birçok olguda cerrahi girişimin yanı sıra ışın tedavisi de gerekir. Özellikle nöroblastom denen kötü huylu sinir sistemi tümörlerinde bütün beyne ışın verilmelidir. Belirli bir bölgeyle sınırlı tümörlerin tedavisinde radyoterapi tek başına uygulanabilir.

• Tümörün büyümesini önleyen ilaç tedavisi (antiblastik kemoterapi) – Bazı beyin tümörlerinde ve löseminin beyinde yayılmasına bağlı lezyonlarda belden beyin-omurilik sıvısının içine tümörü yok etmeye yönelik ilaçlar verilmiş, kesin olmasa da olumlu sonuçlar alınmıştır.

• Hormon tedavisi – Bütün kraniyofa renjiyomlarla hipofiz ve hipotalamus tümörlerinde hormon eksikliğini gidermeye yönelik tedavi gereklidir.

• Kasılma nöbetlerini önleyici tedavi – Kullanılacak ilaç saranın türüne göre belirlenmelidir.
Beklenen Gidişi (Prognoz)
Ameliyat sırasında ölüm oranı yüzde 5′tir. Tedavinin başarısı çocuğun yaşına ve tümörün iyi huyluluğuna bağlı olarak artar.

• İyi huylu tümörler: Olguların yaklaşık yüzde 47′sinde tümör iyi huyludur. Tümörün tümüyle alınması iyileşmeyi sağlar. Tümör, hipofizin bulunduğu Türk eyeri adlı kemik çukurunun üstündeyse, hasta yaşamını sürdürürse de cerrahi girişim ve radyoterapiye bağlı olarak bazı nörolojik ve iç salgı bozuklukları ortaya çıkabilir.

• Kötü huylu tümörler: Olguların yaklaşık yüzde 53′ünde tümör kötü huyludur. Hasta 1-5 yıl içinde ölür. Yeni radyoterapi teknikleri ve ilaç tedavileriyle hastalığın gidişi az da olsa iyileşmiştir.
Ayırıcı Tanı
Sinsi başlangıç, belirtilerin gittikçe ilerlemesi, yerel sinirsel işlev bozuklukları, kasılma nöbetleri, kusma ve baş ağrısı ile ortaya çıkar. Klinik tablo yalnızca beyin tümörlerine değil, sert zarın altında kan birikmesine (hematom), toksik beyin hastalıklarına (örneğin kurşun zehirlenmesi, üremi vb.), beyin apsesine, tüberkülom ya da başka granülomlara, beyin iltihabına (ensefalit), beyinde doku yıkımına yol açan hastalıklara ve yavaş yavaş ilerleyen damarsal oluşum bozukluklarına da bağlı olabilir. Bütün bu olasılıkların uygun inceleme yöntemleriyle araştırılması gerekir


Tarih 24 Ocak 2011

Yorum yazın