Gılgamış Destanı Hakkında Bilgiler

GILGAMIŞ DESTANI, Mezopotamya’ da İÖ. III. binyıba başlarında Uruk kentinin ünlü kral# Gılgamış İçin düzenlenmiştir. Bu destan, Gügamış’ı konu.alan çeşitli şiirler topluluğudur; İ.Ö.

II. binyılın ilk yüzyıllarında yazıya dökülmüştür. Dünya edebiyatında özel bir yeri vardır. Destan, Gılgamış’ın, insanların âlın yazısı olan ölümden kurtulmak için, ölümsüzlüğün ve bilginin peşinden koşmasını anlatır. Gılgamış, insanların bütün duygularını kendme topladığı için herkes bu çırpınışa ortak olmaktadır. Ancak, destan acı bir son ile noktalanmaktadır. Ne yapılırsa yapılsın ölüme çare bulunamayacaktır.

Gılgamış destanı. Ön Asya’da geniş bir alana yayılmış, Akad – Sami dillerine, Hitit ve Hurri dilleri ile daha başka dillere çevrilmiştir. Destanın Yunan mitolojisine etkili olduğu kesindir. Gılga-mış destanındaki bazı bölümler (Tufan öyküsü gibi) din kitaplarında görülür.

Gılgamış destanının en önemli metni, ünlü Asur kralı Asurbanipal’in (Î.Ö. 669 – 626) Ninova daki kütüphanesinde bulunmuştur. Bu metm, destanın orijinaline en uygun olanıdır. Gılgamış adında bir kral, gerçekten Î.Ö. III. binyılın ilk yarısında Uruk’ta yaşamış, Uruk surlarını ve tanrıça Ninlil tapınağını yaptırmıştır.

Gılgamış, destanda güzellik ve güç bakımından öteki erkeklerden üstün olarak anlatılmaktadır. Yarı tanrısaldır; oldukça serttir; halkı canından bezdirmiştir. Tanrıların yardımıyla Gılgamış’a, vahşî hayvanlarla yaşayan Enkidu adında bir arkadaş Bulunur. Kentten gönde- ‘ rilen güzel bir kadın, Enkidu’yu kandırarak Uruk’a getirir. Enkidu, kent yaşayışına alışır ve artık geri dönmez. Gılga-mış ile Enkidu, Uruk’ta yaptıkları bir güreşten sonra dost olurlar.

Gılgamış ile Enkidu, Sedir dağmı korumakla görevlendirilen Humbaba adındaki devi öldürmeye karar verirler. Bu olaya tannlar da kanşır. Devin korkunç sesi, Enkidu’yu korkutur. Fakat, Gılga-mış, Humbaba’yı daha önceden öldürmeye karar vermiştir. İki arkadaş devle karşı karşıya gelirler ve onu öldürürler. Bundan sonra tanrıça İştar. Unık’un kahraman kralı Gılgamış’a âşık olur; onu elde etmek ister. Fakat Gılgamış, tanrıçanın isteklerini kabul etme?: üstelik ö-nurunu kıracak sözler söyler. Bunun ü-zerine İştar, tanrı Anu’dan, öcünü almak için bir boğa yaratmasını ister. Anu da bir boğayı yeryüzüne indirir. Fakat, onu Enkidu karşılar ve öldürür. İki kahraman onuruna Uruk’ta genlikler yapılır. Günün birinde Enkidu hastalanır. On iki gün ağrılar içinde yattıktan sonra ölür. Gılgamış’m !yi olması için yaptığı uğraşmalar bir ‘onuç vermez.

Gılgamış, Enkidu için ağlar durur ve Uruk’un ileri gelenlerine şöyle seslenir: «Dinleyin beni Uruk’un ermişleri! Arkadaşım Enkidu uğruna döküyorum

gözyaşları, Yas tutan bir kadın gibi inliyorum, Kardeşim için ağlıyorum.

Ey Enkidu kardeşim*

Yanımdaki baltam.

Elimin gücü, önümdeki kalkan,

kuşağımdaki kılıç,

•Şendin!’

En ender süs, en görkemli giyişi. Uğursuz bir alınyazısı senden yoksun

kıldı beni.»

«Ağlıyorlar senin İçin,

Bekçiyi öldürdüğümüz dağ,

Ağlıyor ardından,

Gökyüzü boğasının öldürüldüğü. Yıkılmış duvarlı Uruk’un savaşçıları, Senin peşinden gözyaşı dökmekte. Herkes arkandan ağlamakta Enkidu! Ye diye sana tahıl taşıyanlar,

Yasım tutmaktalar.

Sana içesin diye arpa suyu sunanlar, -Şimdi arkandan ağıt yakmaktalar.

Seni miskle yağlayan kadın.

Senin için şimdi inleyip sızlamakta. Sana bir eş bir de güzel öğütlerle

bezenmiş yüzük sunan saraylı kadınlar.

Şimdi arkandan ağlayıp saçlarım

yolmakta. Kardeşlerin olan genç erkekler. Kadınmışçasına saçlarım uzatıp yas

tutuyorlar. Nasıl bir şeydir acaba seni alâkoyan

şu uyku!

Karanlıklarda yitip gittin ve artık beni işitmez oldun.» Gılgamış, Enkidu’nun yüreğini yokladı, atmıyordu. Gözlerini de açmadı bir daha. Yeniden arkadaşının yüreğini yokladı. Hayır, atmıyordu artık. Böylece, bir gelini duvakladıkları gibi, Gılgamış da arkadaşını bir örtüye sardı. Yavrularından yoksun kılınmış bir dişi aslan gibi öfkesinden kudurdu. Deli gibi yatağının çevresine döndü. Döndükçe saçlarını yolup sağına soluna saçtı. Görkemli giyisilerini paralayarak çıkardı ve yere çaldı. -.Destanda, bundan sonra, Gılgamış’m ölümsüzlüğü; arayışı anlatılır. Gılgamış, ölüm karşısında şöyle haykırır; «Nasıl durup dinlenebilirim, .gönlüm nasıl fa-_ hat edebilir? Yüreğimi umutsuzluk kapladı. Kadcrşim şimdi neyse, ben de öldüğümde öyle olacağım, ölümden korkuyorum. Gidip Utnapiştim’i bulâyınS. Çünkü o, tanrıların arasında yer almıştır.» Gılgamış, Tufan’da ölümsüzlüğü hak eden Utnapiştim gibi tannlar arasına karışacağını umuyordu. Bu amaçla Utnapiştlm’i aramak ve ondan akıl danışmak üzere uzun ve yorucu bir yolculuğa çıkar. Yüksek dağlan aşar; gece gibi karanlık yerlerden geçer. Sonunda ağaçlarından meyve yerine değerli taşlar sarkan güzel bir bahçeye varır. Orada, denizin hemen yambaşında üzümlerin yetiştiricisi, şarabın yapımcısı Sidu-ri yaşıyordu. Siduri, Gılgamış’a niçin buraya geldiğini sorar. Gılgamış, kendisini tanıttıktan sonra şu karşılığı verir: «Gönlüm umutsuzlukla kıvranıyor. Yüzüm de uzun yoldan gelen birinin yüzünü andırıyor; soğuktan da sıcaktan da kavruldu. Kırların yabaneşeğini, ovaların parsını avlamış olan, Gökyüzü boğasını ele geçirip öldüren, sedir ormanlarında Humbaba’yı alt eden, yanımda bunca, tehlikeye göğüs geren arkadaşım Enkidu’yu ölüm denilen sorl alıp götürdü. Erkek kardeşim, ölümden korkmama yol açtı. Onun için çöllerde başıboş dolanıp yerimde duramaz oldum.»

Bir kadın olan Siduri şöyle karşılık verir: «Gılgamış, böyle tasalı nereye gidiyorsun? Aradığın hayatı hiç bir vakit bulamayacaksın. Tanrılar, insanı ya ratırlarken, onun payına ölümü ayırdılar; ölümsüzlüğü ise kendilerine sakladılar, Sana gelince Gılgamış, karnını hoşa giden yiyeceklerle doldur. Sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar oyna, şölenler düzenle, eğlen! Tertemiz gıyi-silerle dolaş, suda yıkan, elini tutan küçük çocuğu sevindir, eşini kucağına a-larak muttandır. Çünkü bu da insanoğlunun ortak alın yazısıdır.

Gılgamış, Siduri’den yolculuğuna devam etmek için gerekli bilgileri alır. O güne kadar kimsenin sağ çıkmadığı Ö-liim denizini geçecektir. Bu durumu öğrendiği halde, onu karşı kıyıya geçirecek olan kayıkçı Urşanabi’yi kumsalda bulur. Kayıkla yolculuk bir buçuk ay sürer. Sonunda kayık, ırmakların denize döküldüğü yerde Mutlular adasına yanaşır. Gılgamış orada IJtnapıştiın ile karışma rastlar. Utnapiştinrden, ölümsüzlüğü nasıi elde ettiğini sorar. O da Şuruppak kentinde oturduğu çağdan başlayarak öyküsünü anlatmaya koyulur. Tanrıların tufan ile insanları nasıl yok etmeye karar verdiklerini açıklar, O zaman tanrı Ea, bu durumu kendisine şöyle duyurur: «Ey Şuruppaklı, ey Ubara – Tutu’nun oğlu! Evini yık, malını bırak: kendine bir gemi yap. Yeryüzünün nimetlerini bir yana atıp canını kurtarmaya bak. Yapacağın geminin eni boyuna eşit olsun. Gemi bitince, içine bütün canlıların tohumunu al.»

Bundan sonra Utnapiştim, geminin yapılışını, Tufan’ı, Tufan’m sona ermesini, tanrı Enlil’in hem kendisine hem de karısına ölümsüzlük bağışlamasını anlatır. Sonunda Gılgamış’a ölümsüzlüğe nasıl kavuşacağını açıklar. Artık kente dönmek zamanı gelmiştir. Gılgamış, Ut-napiştim’den denizin dibinde ölümsüzlüğün sırrını taşıyan otun yerini öğrenmiştir. Dönüşünde denizin dibine dalar ve otu koparır. Fakat, yıkanmak için bir kaynağa girdiğinde, delikten ansızın çıkan bir yılan, otu kaptığı gibi kaçar. Gılgamış hüngür hüngür ağlar. Otla birlikte ölümsüzlük de kaybolup gitmiştir. Eli boş olarak Uruk’a döner. Artık tek avuntusu ölü arkadaşının ruhuyla yaptığı konuşmalardır. Sonunda o da her insan gibi ölür.

Advertisement

Yorum yazın