Göç Destanı Nedir

GÖÇ DESTANI, bir Türk destanıdır. Özetle şöyledir: ■ Uygur ilinde Hulin adında bir dağ vardı. Bu dağdan Tuğla ve Selengâ ırmakları çıkardı. Bir gece, bu İki ırmak arasındaki bir ağacın üzerine gökten mavi bir ışık indi. Olayı halk dikkatle izledi. Bu kutsal ışık ağacın gövdesinde aylarca durdu. Ağacın gövdesi gittikçe kabardı. Ondan güzel müzik sesleri geliyor, geceleri çevresi aydınlanıyordu. Bir gün ağacın gövdesi yarıldı; içinden beş çocuk çıktı. Bunlar ışıktan doğmuş kutsal çocuklardı. Halk bu çocuklara büyük saygı gösterdi. Çocukların büyüklük sırasına göre adları, Sungur Tigin, Kutur Tigin, Tükek Tigin, Ur Tigin ve Böğü Tigin idi. Çocukların, Tanrı tarafından gönderildiğine inanan Türkler, bunlardan birini hükümdar yapmayı kararlaştırdılar. Böğü Tigin güzellik, zekâ ve yeterlik bakımından, ötekilerden üstün olduğu için, onu oybirliği ile kağan seçtiler. Büyük bir tören yaparak tahta oturttular. Uygur devleti onun zamanında düzene girdi. Çinlilerle yapılan savaşlar kazanıldı.

Aradan yıllar geçti. Bir gün Uygur tahtına yeni bir kağan oturdu. Bu kağan barıştan yana idi. Çinlilerle yapılan sürekli savaşlara son vermek için oğlu Gali Tigine, Çin prensi Kiyu-Li-yen’i almayı düşündü. Bu prenses, sarayını Hatun dağında kurdu. O çevrede Tanrıdağ adında başka b}r dağ ve onun güneyinde de Kutludağ denilen büyük bir kaya vardı. Çinli kâhinler dediler ki, «Hatun dağının (Çin’in) mutluluğu, bu kayaya bağlıdır. Türk devletini güçsüz kılmak için bü kayayı yok etmeli». Bunun üzerine Çinliler, prenseslerine karşılık bu kayanın kendilerine verilmesini istediler. Yeni Türk kağanı, yurt İçindeki bu taş parçasının Çinlilere verilmesinde bir sakınca görmedi. Oysa, bu kaya -kutsal bir taştı. Türk ülkesinin esenliği, bütünlüğü ve Türklerin birliği, özgürlüğü bu tılsımlı kayanın yurtta kalmasına bağlıydı. Bu kaya, Türk yurdunun sembolü idi. Kaya giderse, Türk (İlerinin mutluluğu da giderdi. Çin prensesinin etkisinden kurtulamayan ve mil

li duygulan azalan kağan, milletinin bu inancına değer vermedi.

Kutsal taş, götürülemeyecek kadar büyüktü. Onun için Çinliler, kayanın çevresine odunlar yığarak ateşe verdiler. Taş iyice kızdıktan sonra, üzerine keskin sirke dökerek parçaladılar. Kaya parçalarını arabalarına koydular; birer birer Çin’e götürdüler. Bu başarı, bütün Çin’i sevindirdi. Çünkü Türklerin kutsal taşı ele geçirilmişti.

Bu olay, büyük yankılar yaptı. Türk yurdunda bütün kuşlar, hayvanlar ve bitkiler, kendi dilleriyle kayanın gidişine ağladılar. Bundan yedi gün sonra da kağan öldü. Türk ülkesi, yıkımdan kurtulamadı. Türk milleti, rahat, huzur ve bolluk yüzü görmedi. Türk kağanları birbiri ardınca öldüler.

Sonunda Böğü Kağanın çocuklarından bir başkası hükümdar oldu. Onun zamanında Türk illerinde evcil ve vahşî bütün hayvanların, bütün kuşların, hatta konuşmasını bilmeyen küçük çocukların üzüntüyle «Göç, göç, göç!» diye bağırdıkları işitildi. Uygur Türkleri. Tanrıdan gelen bu kutsal işaret üzerine, yurtlarını bırakıp göç etmeye başladılar, Nerede durmak istedilerse, göç etmeyi buyuran aynı kutsal sesi. duydular. Sonunda, Beşbalık çevresine gelince, bu ses kesildi. Uygurlar, bu illerde yerleştiler. Beş mahalleden oluşan Beşbalık kentini kurdular. Türk ulusu yeniden düzene girdi; güçlü bir Türk devleti kuruldu.

Advertisement

Etiketler:

Yorum yazın