Göktürkler Hakkında Bilgiler

GÖKTÜRKLER (Köktürkler), İç Asya’da VI. yüzyılda büyük bir Türk imparatorluğu kurmuşlardır. Bunlar, Al-tay dağlarının eteklerinde Cücenler» (Avarlar) bağlı olarak yaşıyorlardı. Hayvan besliyorlar,- tarımla uğraşıyorlar ve demircilik yapıyorlardı. Göktürklerin ilk zamanları, Ergenekon destanının (Bak.) konusu olmuştur.

Göktürkieri bağımsızlığa kavuşturan Bumin (Bak.) adlı beyleridir, Göktürk devletinin kurucusu olan Bumin, çevresindeki Türk^ boylarını ygnetimi altında toplayarak güçlü bir duruma geldi. O sırada Tölesler, Avarlara karşı ayaklandılar. Zor durumda kalan Avarlarm hükümdarı, bu ayaklanmayı bastırmak gö-> revini Bumin’e verdi. Bumin, kendi kuvvetleriyle Tölesleri yenilgiye uğrattı ve dağıttı. Bu başarı, Göktürklerin ününü daha çok artırdı. Bumin, Avar hakanının kızı ile evlenmek istedi. Bunun İçin de hakana bir elçi gönderdi. Fakat Avar hakanı bu isteği uygun görmedi. «Demir o-caklarında çalışan bir kölem ne cesaretle kızımı istiyor?» diyerek elçiyi kovdu. Bumin, uğradığı hakaretin öcünü almaya karar verdi. Çin imparatoru ile bir anlaşma yaptı ve bir Çinli prensesle evlendi, Sonra orduspyla Avarlar üzerine yürüdü, Avarları bozguna uğrattı <.552). Ötügen şehri başkent olmak üzere Göktürk devletini kurdu. - Avarlarm büyük bir bölümü batıya göç etti. Bunlar, Orta Avrupa’da Avar devletini kurdular. Bumin Kağan, kısa sürede, İç Asya’ daki bütün Türk boylarını egemenliği altında' topladı. Kardeşi İstemi’yi, batı ülkelerine yabgu atadı. İstemi de çok değerli bir komutan ve devlet adamı idi. Batı sınırlarını Hazar gölüne ve İran’a kadar genişletti. İki kardeş iyi geçindiler. İmparatorluğun kurulmasında ve güçlenmesinde birbirlerine yardımcı oldular. Böylece tarihte ilk kez Türk adıyla bir devlet ortaya çıkmış oldu. Orhun boylarındaki Koşu - Çaydan yazıtlarında, Göktürk devletinin ilk kurucularının başarıları şöyle anlatılmıştır: «Üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldığında, ikisi arasında insanoğlu yaratılmış. İnsanoğlunun üzerine, atalarım Bumin Kağan ile İstemi Kağan büyümüş. Büyüyerek Türk milletinin ülkesini ve töresini korumuş ve düzenlemiş. Dörtyan hep düşman imiş. Ordu gönderip dört yöndeki milletleri egemenliği altına almış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye' diz çöktürmüş. Doğuda Kadırgan ormanına, batıda Demirkapı’ ya kadar egemen olmuş. Bilgili ve yiğit kağan imiş. Subayları da hep bilgili ve cesur imiş. Beyleri ve milleti de doğru imiş. Onun için o kadar ülkeyi ele geçirmiş, töreyi düzenlemiş.» Bumin Kağan, Göktürk devleti kurulduktan sonra fazla yaşamadı; 553 yılında öldü. Yerine oğlu Mohan Kağan geçti, O da değerli bir hükümdardı. A-varları bütünüyle ortadan kaldırdı. Çinlilerle yaptığı savaşlarda üstün geldi; onları vergiye bağladı. Böylece doğuda Mançurya’dan, batıda Hazar gölüne ve İran’a kadar olan ülkeler Göktürk imparatorluğunun yönetimi altına girmiş bulunuyordu. Göktürkler VI. yüzyılda en parlak dönemlerini yaşadılar. Göktürklerin en güçlü komşuları İran’da Sasanî devleti ile Doğu Rorûa imparatorluğu idî. parlak dönemlerini yaşadılar. Göktürk-lerin en güçlü komşuları İran’da Sasanî devleti ile Doğu Roma imparatorluğu idi. Mohan Kağanın 572’de ölümünden sonra, bu büyük Türk imparatorluğu, Doğu Göktürk devleti ve Batı Göktürk devleti olmak üzere ikiye ayrıldı (581). Göktürkler, bu yüzden güçlü durumlarını sürdüremediler. Türklerin eski düşmanları Çinliler bu fırsatı kaçırmadılar, Hunlara yaptıkları gibi, Doğu Göktürk-lerini de içten yıkmaya çalıştılar. Türk prenslerini ve beylerini kışkırtarak karışıklık ve ayaklanmalar çıkarttılar. Kısa sürede Doğu Göktürk devleti güçsüz düştü. Şapolyo Kağan, Çin imparatorluğunun egemenliğini tanımak zorunda kaldı. Çinliler, Türklerin millî varlıklarını yok etmek için her türlü davranışta bulundular. Onları Çince öğrenmeye zorladılar; kendi âdetlerini kabul ettirmeye çalıştılar. 630 yılında Doğu Göktürk devletini yıktılar. Batı Göktürk ülkelerini yöneten İstemi Kağan, Sasanîlerin ünlü hükümdarı I. Husrev (Anuşirvan) ile anlaşarak Akhun imparatorluğünu (Bak.) ortadan kaldırdı. Doğu Roma imparatorluğuna ilk Türk elçisini gönderdi. Ö-lünce yerine oğlu Tardu geçti (576). Bunun zamanında Göktürk imparatorluğu ikiye bölündü. Bu yüzden Doğu Gök-türkleriyle Batı Göktürkleri arasındaki bağlar gevşedi. Batı Göktürkleri, kendi başlarına hareket etmeye başladılar. Sa-sanîler, Doğu Roma imparatorluğu ve Çin’le siyasal ve ekonomik ilişkilerde bulundular. Arap ordularına yenilen son Sasanî hükümdarı III. Yezdcerd, Batı Göktürk Kağanı Tulu'dan yardım istedi. Fakat, bu sırada Çinliler, Batı Gök-türklerin ülkelerine saldırmaya başladıklarından, Sasanîlere istenilen yardım yapılamadı. Araplar, Sasanî devletini yıkarak Ceyhun ırmağına kadar ilerlediler. Çinliler de 659 yılında Batı Göktürk devletine son verdiler. Çin imparatorları, bu devletin yeniden kurulmasına engel olmak için Batı Türkelini ufak beyliklere ayırarak bunları birbirine düşürdüler. İşte böyle bir zamanda İran’ı ele geçiren Araplar, Türk ülkelerine saldırmaya hazırlanıyorlardı. Kutluk Devleti: Çin egemenliği Türk-lere çok ağır geldi. Eski bağımsız ve mutlu günlere büyük bîr istek duyuluyordu. Türk prensleri, halkı bağımsızlığa kavuşturmak için fırsat buldukça ayaklanıyorlardı. Çinlilerle kanlı savaşlar yapıyorlardı. Elli yıl böyle geçti. Sonunda Kutluk Kağan ile* veziri Ton-yukuk, Çinlileri Türk ülkelerinden çıkarmayı başardılar ve yeni bir Türk devleti kurdular (681). Bu Türk devletine kurucusunun adı verilerek Kutluk devleti denildi. Kutluk Kağan, ulusunu güçlendirmek için çok çalıştı. Dağılan Türk boylarını yönetimi altında topladı. Eski düzeni yeniden kurdu. Hiç kimseye haksızlık yaptırmadı. Doğruluğu seven bir hükümdardı. Yaptığı kırk yedi seferden başarıyla döndü. Ölümünden sonra kardeşi Kapağan, ondan sonra da oğlu Bilge, hükümdar oldu. Bilge Kağanın (Bak.) ordu komutanı kardeşi Kül Tigin idi. Bu zamanda Çinliler, Türk ülkelerine büyük bir ordu gönderdiler Türk boylarını, ayaklanmaları için kışkırttılar. Devlet, güç duruma düştü. Kül Tigin, büyük kahramanlıklar göstererek Çinlileri, Türk yurdundan çıkardı. Türk boylarını yönetimi altına aldı. Sonra Çin üzerine akınlar yaptı. Orhun anıtları, bu iki kardeş adına dikilmiştir. Bilge Kağandan sonra yeniden iç karışıklıklar çıktı. Dokuz Oğuzların a-yaklanmaları devleti zayıf düşürdü. Uygurların, Basmillerin ve Karluklann saldırısıyla Kutluk devleti yıkıldı (745). Göktürklerin Uygarlıkları: Göktürk-lerde devlet, çeşitli boyların ?Mr yönetim altında birleşmesinden meydana gelirdi. Devlet başkanına kağan (hakan) denirdi. Hükümdarlık belirtisi olarak kağanın çadırı önüne dokuz tuğ dikilir ve burada davul çalınırdı. Güçlü boy beyleri ve hanlar, ülkelerini istedikleri gibi yönetebilirlerdi. Bunlar bağımsız gibi idiler. Komşu devletlere savaş açabilirler, ticaret ve barış antlaşmaları yapabilirlerdi. Kağanın katun (hatun) denilen eşi devlet işleriyle ilgilenirdi. Törenlerde bulunur ve elçileri kabul ederdi. Kağan öldüğü zaman, devletin büyükleri ve hükümdar ailesi bir araya gelerek kurultay toplanır, kağanın oğullarından biri hükümdar seçilirdi. Seçilecek kağanın annesinin de soylu bir Türk ailesinden olması göz önünde tutulurdu. Savaş ve barış gibi önemli işler hakkında karar almak için de kurultay toplanırdı. Kağanın erkek çocuklarına tigin denirdi. Göktürkler de öteki Türk devletleri gibi ordularına ve askerliğe çok önem vermişlerdir. Çocuklarına, daha küçük yaşta iken ata binmeyi ve silah kullanmayı öğretirlerdi. Bir çocuk büyüyüp kahramanlık göstermedikçe ona ad koymazlardı. Göktürklerin boynuzdan yapılmış yayları, atıldığı sırada ıslık sesi çıkaran okları, keskin kılıçları vardı. Türk ordularına kağan komuta ederdi. O bulunmadığı zaman yabgu veya tigin başkomutan olurdu. Ordu örgüt, disiplin ve silah yönünden çok üstündü. Askerin hemen hepsi atlı idi. Düşmanı yenilgiye uğratmak için savaş yöntemleri en iyi şekilde uygulanırdı. Pusu kurulur, birden saldırıya geçilir, düşman çöllere doğru çekilerek aç ve susuz bırakılır ve bozguna uğratılırdı. Türkler, dünyayı yaratan bir tanrıya inanırlardı. Onlara göre, dünya yirmi dört kata ayrılmıştı. Yukarıda on yedi kat aydınlık, aşağıda yedi kat karanlıktı. Ortada bulunan yeryüzü insanların yurdu idi. Tanrı, göğün en yüksek katında bulunurdu. İyi insanların ruhları kuş olup, üstteki aydınlığa, kötü insan ların ruhları yerin altındaki karanlığa giderdi. Türkler, tanrılarına ve atalarının ruhlarına kurbanlar keserlerdi. Ölüleri için yuğ denilen töreler yaparlardı. Ölenin cesedi, çadırın içine yatırılır, akrabaları birer kurban keserlerdi. Sonra, hepsi atlan üzerinde bağırarak çadırın çevresinde yedi kez dönerlerdi. Ölü hemen gömülmezdi. Bunun için uğurlu bir zaman seçilirdi. İlkbaharda ve yazın ölenler, yapraklar dökülünceye kadar, sonbaharda ölenler, yapraklar yeşerin-ceye kadar bekletilirdi. Uğurlu zaman gelince, ceset, ölünün eşyası ve yakılan atının külü ile birlikte mezara konurdu. Bu sırada da kurbanlar kesilirdi. Mezarın üzerine ölünün sağlığında öldürdüğü düşman sayısı kadar balbal denilen taşlar ve heykeller diklirdi. Türkler, eski bir inanışa göre, kurttan türediklerine inanırlar, bu hayvanı kutsal sayarlardı. Türkçe, Orhun yazıtlarından anlaşıl dığına göre, bu dönemde İşlek ve olgun bir dildi. Buradaki metinler, kısa kısa cümlelerle yazılmıştır ve şiir gibidir. Sosyal hayatla, tarihle ve siyasetle ilgi li düşünceler çok güzel açıklanmıştır, günümüze de uygundur. Bu yazıtlar, Türk tarihinin ve edebiyatının elimize geçen ilk örnekleridir. Orhun anıtlarından ilki, 720 yılında vezir Tonyukuk tarafından dikilmiştir. Bu anıttaki yazılarda, Tonyukuk zamanını, yurdunu seven, güçlü ve anlayışlı bir devlet adamı görüşüyle anlatmaktadır. Öteki iki büyük anıttan biri, 732’de Kül Tigin adına, İkincisi 735’te Bilge Kağan adına dikilmiştir. Anıtlardaki yazıların yazarı Bumin Kağan ile Kül Tigin’in yeğenleri Yuluğ Tigin'dir. Orhun yazıtlarında. Göktürklerin hangi nedenlerle parçalanıp yıkıldıkları, Çinlilerle yaptıkları bağımsızlık savaşı ve devletin yeniden kuruluşu, açık ve doğru bir görüşle anlatılmaktadır. Göktürk yazısında (Orhun yazısı), 38 harf vardır. Bu yazı yukarıdan aşağıya, sağdan sola yazılırdı. Göktürk yazısı, yakın zamanda DanimarkalI bilgin Tom-son tarafından okunmuştur. Türklerin bir bölümü şehirlerde oturur, ticaret ve sanatla uğraşırdı; öteki bölümü, göçebe olarak yaşar, hayvan görüleri beslerdi. Göçebelerin çok güzel çadırları vardı. Çadırların içi halılarla döşenlrdi. Türk kültürünün gelişmesinde ozanların çok önemli rolü olmuştur. Kendilerine şaman, kam. baksi denilen ozanlar, kasabaları ve kentleri gezerler, göçebeler arasında dolaşırlardı. Bunlar, saz çalarak Türk destanlarım ve kahramanlık şiirlerini okurlardı. Halk üzerinde büyük etkileri olan ozanlar veya şamanlar hekimlik, sihirbazlık ve rakkastık da yaparlardı. Göktürkler, en çok madenleri işlemede başarı sağlamışlardır. Demirden, gümüşten, altından ve tunçtan çeşitli a-letler ve araçlar yapmışlardır. Batı Gök-türklerine gönderilen Doğu Roma imparatorluğu elçisi, Türklerde gördüğü ince maden işçiliğini çok beğenmiştir. Göktürkler, dokumacılıkta da ileri gitmişler, kumaş, kilim ve halı dokumuşlardır. Göktürkler tarım ve ticaretle de uğraşmışlardır. Türk ülkelerinde çok eskiden beri sulama işlerine önem verilmiştir. Daha çok ürün alabilmek için arklar ve kanallar açılarak tarlalar sulanmıştır. Bu kanalların izleri zamanımıza kadar kalmıştır. Göktürkler çiftçilikle birlikte hayvan sürüleri de beslerlerdi. özellikle göçebeler hayvan sürüleriyle geçimlerini sağlarlardı. Göktürkler, daha çok yakın komşuları Çinlilerle alışveriş yapmışlardır. Madenden yaptıkları eşyayı, iyi cins atları ve öteki mallarını, sınır kentlerinde( Çinlilere satarlar, onlardan tahıl ve ipekli kumaş alırlardı. Ayrıca Hint, İran ve Doğu Roma imparatorluğu ile de ticaret yapmışlardır.

Advertisement

Etiketler: ,

Yorum yazın