Gözün yapısı

Gözün yapısı – Gözhakkında bilgiler

Kimi zaman «ruhun aynası» olarak adlandırılan insan gözü, uzun süre kişinin karakterinin anlaşılmasında güvenilir bir öğe olarak kabul edilmiştir. Bu yazıda gözün yapısı İncelenmekte ve işlevinin önemli özellikleri ayrınıtlı bir şekilde’ele alınmaktadır.
Görme organı olan göz, kemikten bir yuvar içine yerleşmiştir. Göz çukuru adı verilen bu yuva, gözü herhangi bir zedelenmeden korur. Ayrıca gözün içine gömülü bulunduğu bir yağ tabakası da gözü korur. Hayvan ve kuş türlerinin birçoğunda birbirinden bağımsız olarak çalışan iki göz vardır, insanda işe stereoskopik bir görüntü elde edebilmek için iki göz birlikte çalışırlar.

 

Gözün yapısı

insanda göz yuvarları hemen hemen tam bir küre biçimindedir. Bu kürenin enine çapı 24 mm., boyuna çapı ise bundan biraz daha fazladır. Kadınların göz yuvarı erkeklerinkinden daha küçüktür. Yeni doğmuş bir bebekte göz yuvarının çapı 17,5 mm. olduğundan, bebeğin gözlerinin yüzünün büyüklüğüne oranı, ergin bir insanın gözlerinin yüzüne oranından daha büyüktür.
Göz yuvarı, merkezleri aynı olan 3 kattan oluşur. Dışarıdan içeriye doğru bu katlardan ilki arkada göz akını, önde boynuzsu tabaka (kornea) yı oluşturan telsi bir doku; İkincisi başlıca kan damarlarını, bu arada damar tabaka (koroid), kirpiksi cisim ve irisi içeren tabaka; üçüncüsü ise ağ-tabaka (retina) olarak bilinen, çok duyarlı sinirlerin oluşturduğu doku tabakasıdır.

Sert ve dayanıklı bir zar olan göz akı, gözün küre biçimini korumasını sağlar. Dış yüzeyi parlak beyaz renkte olup, dışarıdan bakıldığında üst ve alt kapakları arasından görünür. Dış tabakanın ön kısmını oluşturan ve saydam tabaka diye de adlandırılan boynuzsu tabaka (kornea) saydamdır ve arkasından renkli iris görülebilir. Boynuzsu tabaka göz akının devamıdır. Yuvarlak olup, göz yuvarının kısmına hafif bir çıkıntı yapar. Boynuzsu tabanının bu yapısı göz bozukluklarında, gözlük, yeri-boynuzsu tabakaya yerleştirilen küçük merceklerin kullanılmasını mümkün kılar ve merceğin kalıp düşmesini önler Boynuzsu tabaka aynı zamanda ışınları kıran koruyucu bir pencere görevini görür. Gelen ışınlar bu tabakadan geçerek kırılır ve nesnenin görüntüsü ağtabakaya düşer. Bu işleyişinden ötürü, göz bir fotoğraf makinesine benzetilebilir. Boynuzsu tabaka +43 diyoptrilik bir mercekle eşdeğerli bir ışık cırıcıdır. Erginlerde boynuzsu tabakanın kalınlığı mm. çapı 11,5 mm.’dir. Boynuzsu tabaka beş ayrı kattan oluşmuştur. Bu katlar dıştan içe doğru epitelyum, Bowman zarı, stroma, Descemet zarı ve endotelyumdur. Epitelyum 5 hücre kalınlığında olup, (mikropların göze girmesini önler. Epitelyumun altında hücresiz ve homojen bir yapıya sahip olan Bowman zarı yer cılır. Saydam doku levhalarından loluşan stroma boynuzsu tabakanın kalınlığının yüzde doksanını oluşturur. Bu levhalar boynuzsu tabakanın yüzeyine paralel konumdadır. Birbirine bağlı olan levhalar, boynuzsu tabakayı diğer tabakalardan ayıran güçlü bir yapı oluştururlar. Berrak ve esnek bir doku olan Bowman zarı, Descemet zarının tersine destekleyici telleri içerir. Endotelyum çok köşeli hücrelerden oluşmuş ince ve tek katlı bir tabakadır. Boynuzsu tabaka, kendisini çevreleyen kan damarları ve endotelyumun arkasındaki su cismiyle beslenir. Gözün ön yüzeyini ıslatan gözyaşları gözü bakterilerden korur.
Boynuzsu tabakanın saydamlığı, pürüzsüz ve kan damarlarından yoksun oluşundan ötürüdür. Gözyaşlarının ve su cisminin basıncının boynuzsu tabakanın basıncından fazla olması, gözyaşlarının dışarıya akmasını ve saydamlığın korunmasını sağlar. Endotelyumun en içteki tabakası zedelenecek olursa su cismi stromaya geçerek saydamlığın kaybolmasına yol açar. Boynuzsu tabakanın aşırı duyarlı olması önemli bir korunma mekanizmasıdır; bu duyarlık boynuzsu tabakanın yapısında çok sayıda bulunan duyu sinirleri tarafından sağlanır.

Epitelyum katının yüzeyinde 70’e yakın sinir ipliği bulunur. Bu nedenle boynuzsu tabakanın saydamlığına zarar,verebilecek herhangi bir yabancı madde gözü çok rahatsız eder ve hemen çıkartılması gerekir. Bazı hastalıklarda boynuzsu tabaka duyarlığını yitirir; bu durumda boynuzsu tabakanın saydamlığı zedelenir ve görme bozuklukları hatta körlük ortaya çıkabilir.

Damar tabakasının arkasındaki kısım göz yuvarının 5-6. katı olup, yoğun bir sinirler örgüsü ve kılcal damarlar ağından oluşmuştur. Gözün iç dokularının özellikle ağtabakanın metabolizmasını ve beslenmesini sağlar.

 

Işığı düzenleme

 
Kirpiksi cisim damar tabakanın kalınlaşmış ön ucudur. Gözün iç kısmında bir daire çizerek damar tabakanın ön kenarıyla iris yuvarlağını birleştirir. Kesiti biraz piramide benzer ve öne, irisin dip kısmına doğru 6 mm. kadar uzanır. Kirpiksi cisim içinde kirpiksi kaslar ve çok sayıda kan damarları bulunur. Kaslar bağların yardımıyla, mercek kapsülleri üzerindeki gerilimin azalıp çoğalmasını sağlarlar. Bu bağlar bir uçtan mercek kapsüllerine, öbür uçtan kirpiksi cisme bağlıdırlar. Kirpiksi cismin yüzeyinden kirpiksi oluşumlar uzanır ve sıvı salgılarlar.
İris, ortasında gözbebeği adı verilen bir delik bulunan yuvarlak bir diyaframdır. Kirpiksi cisimden öne doğru ulanır ve merceğin ön yüzeyini gözbebeği açıkta kalacak şekilde kaplar. Gözbebeğinin[ büyüklüğü göze gelen ışığın miktarına bağlı olarak ayarlanır. Fotoğraf makinesinde olduğu gibi,I delik küçüldükçe biçim bozulması azalır ve odak f derinliği büyür.

Gözbebeğinin büyüyüp küçülmesi, merkezsel siniri sistemine bağlı istemsiz sistemin denetiminde çalışan halkalı ve ışınsal kas telleri tarafından sağlanır. Sempatik sinir telleri büyümeyi, parasempatik sinir telleri büzülmeyi sağlar. Bu değişimler aslında bir refleks olup hem fiziksel hem de psikolojik! etkenlerle oluşabilir. Örneğin parlak ışık gözbebeğinin büzülmesine, korku ise genişlemesine sebep olur.

iris, gözün ön bölümünü (merceğin önündeki kısmı) ön ve arka olmak üzere iki odacığa ayırır. Bul odacıklar gözbebeği aracılığıyla birbirleriyle bağlantılıdırlar. Ön oda, önde boynuzsu tabakanın arka yüzeyi, arkada ise irisin ön kısmıyla çevrilidir, rka oda, irisin arkasında, mercek ve bağların ünde yer alan dar bir yarıktır. Her iki odacık berk bir sıvı olan su cismi ile doludur, irisin rengi insandan insana değişir. Çok az ol-akla birlikte aynı kişide iki gözün irislerinin ren-i farklı olabilir, irisin renkliliği, yapısındaki pig-ent hücrelerine gelen ışığın yansımasından ötürüdür. Pigment hücreleri olmayan kimselerde (akşın-r) saçlar beyaz ve iris pembemsi saydam bir görünüşte olur. Pembeliğin nedeni kan damarlarıdır, ‘avi gözlerde, pigment hücreleri irisin arka yüzeyinde yer alır; koyu renkli gözlerde ise, bu hücre bütün iris dokusu içinde çok sayıda yayılmışlardır.

 

uyarlı filim

 
Ağtabaka gözün en önemli işlevsel öğesidir. Fotoğraf makinesindeki çok duyarlı bir filme benzetile-ilir. Göz yuvarının içinde ve dışında yer alan yapıların ve mekanizmaların tümü, ya ışınların doğ-u olarak ağtabaka üzerine düşmesini ya da ağta-akanın beslenmesini ve korunmasını sağlarlar. Görüntü ağtabaka üzerine ters ve baş aşağı olarak dü-:er ve buradan kafatasının ön ucundan arkasına doğru uzanan görme sinirleri aracılığıyla beyin kor-eksine taşınır.

Ağtabaka, sinir hücreleri ve sinir telleri, ışıktan aşka hiç bir uyarıcıya cevap vermezler. Bunlar cıya karşı duyarlı değildirler. Bu nedenle ağtabaka ve ona bağlı sinirlerle ilgili hastalıkların belirtileri ağrılı değildir. Böyle hastalıkların teşhisi için, doktorun hastanın gözünü dikkatle incelemesi gerekir. Ağtabaka oftalmoskop ve başka optik aletlerle doğrudan doğruya incelenebileceği gibi, fotoğrafı da çekilebilir. Görme organı göz olmak-a birlikte, aslında görüntü beyinde yorumlanır. Bu Dİay beynin algılama denilen bir işlevidir. Algılama, tanıma, anılara ve geçmiş yaşantılara bağlı yorum sonucu gerçekleşir.

Göz fotoğraf makinesine benzetildiği gibi bir televizyon alıcısına dcı benzetilebilir. Eğer dalgalar (ağtabaka üzerindeki görüntü) kuvvetliyse, televizyon ekranındaki resim (algılama) net olacaktır. Ağtabaka 0,4 mm. kalınlığında ince bir zar olup, dış yüzeyi doğrudan doğruya damar tabakaya bağıdır. Ağtabakanın iç yüzeyinden sonra, gözün arca kısmını dolduran camsı cismi içeren zar gelir. Ağtabaka gözün arkasında yer alan görme sini-inin bir devamı olup, her ikisi de beynin ön kıs-nının uzantıları olarak kabul edilebilirler.

Ağtabaka 0,4 mm. kalınlıkta olmasına rağmen, 0 ayrı kattan oluşmuştur. Bu katların en önemlisi ubuk ve koni hücrelerin bulunduğu tabakadır. Kolilerin ve çubukların her biri ışığa karşı duyarlı lan ışık alıcı sinir hücreleridir. Bu hücrelerin her birinde ışık uyarıcısına karşı tepkileri ileten sinir iplikleri ya da aksonlar bulunur. Konilerin ve çubukların bulunduğu kat ağtabakanın en dış katıdır. Bu nedenle ışınlar, ışığa duyarlı hücrelere varmak için ağtabakanın bütün katlarından geçmek zorundadırlar.

Ağtabaka yarı saydamdır ve yapısında, ışığa tutulduğunda beyazlaşan rodopsin adlı mor renkli bir kimyasal madde vardır. Işığa duyarlı olan bu bileşik, filmin duyar katı gibidir. Ağtabakanın merkezine yakın bir yerde sarı leke (macula lutea) diye bilinen 1,5 mm. çapından sarı bir kısım bulunur. Bu leke oftalmoskop yardımıyla kolayca görülebilir. Sarı leke, görüntünün ayrıntılarının açık seçikliğinin ve renginin saptanması bakımından ağtabakanın en duyarlı kısmıdır. Ortasında çok duyarlı fovea çukurluğu yer alır. Sarı lekenin 3 mm., ötesinde, görme siniri yuvarı diye bilinen 1,5 mm. çapında beyazımsı bir nokta vardır. Ağtabaka bir oftalmoskop ile incelenecek olursa bu noktayı görmek mümkündür. Sadece sinir ipliklerinden oluşan ve hiç hücre içermeyen görme siniri yuvarı ışığa duyarsız olduğundan «kör nokta» diye adlandırılır.

Fovea sadece koni hücreler içerir; sarı lekenin geriye kalan kısmı ise konilerden başka bir miktar çubuk hücre içerir. Oysa ağtabakanın dış kısımlarında çubuk hücreler daha fazla olup, koni hücreler çok azdır. Çubuk hücreler genellikle donuk, koniler ise parlak ışıkta etkindirler. Bu nedenle ayrıntılı görüntü elde edilmesi, konilerin yoğun olduğu sarı lekenin, özellikle foveanın bir işlevidir. Ağ-tabakanın dış kısmı ise çubuk hücrelerin bu bölgede çok sayıda bulunması nedeniyle harekete karşı duyarlıdır; buna karşılık koni hücrelerin azlığı yüzünden renk ve ayrıntıları değerlendiremez. Örneğin karanlıkta bütün kediler insana gri renkte görünür.

 

Görme siniri

 
Gözler açılır açılmaz görme olayı başlar. Çubuk ve koni kümeleri sürekli olarak kendilerine gelen ışınlarla uyarılırlar. Bu uyarılara karşı oluşan tepki, koni ve çubuk hücrelerden, on katın (stratum opti-cum) en içtekine taşınır. Bu kat bütünüyle sinir tellerinden oluşmuştur. Bu teller göz yuvarı üzerinde toplanarak ağtabakadan arkaya doğru damar tabaka ve göz akına geçerler. Göz yuvarından ayrılırken koruyucu ve ayırıcı bir dış tabakayla sarılan bu sinir telleri, birleşerek görme sinirini oluştururlar.

Görme siniri 4 cm. uzunluğunda olup, göz oyuğunun arkasına doğru uzanarak, görme deliği adı verilen küçük bir delikten geçer ve kafatası boşluğuna girer, öbür gözün görme siniriyle birleşerek algının oluştuğu, beynin arka lobundaki görme korteksine ulaşır. Görme korteksi her iki beyin yarı küresinin arka loplarının büyük bir kısmını kaplar. Sağdaki korteks sol gözün görmesini, soldaki korteks ise sağ gözün görmesini sağlar. Bu korteks-lerden herhangi birinde meydana gelebilecek bir zedelenme, yapısı incelenerek ve görüş azalmasının grafiği çizilerek saptanabilir.

Besleyici kan damarları

Gözün iç yapılarına kanın iletilmesi, göz yuvarına görme siniriyle birlikte giren göz atardamarı ve göz toplardamarı tarafından sağlanır. Göz atardamarı gözün içinde önce iki kola ayrılır. Bu kollar da kendi aralarında damar tabaka içinde bir kılcal damarlar ağı oluşturuncaya kadar kollara ayrılırlar. Ana damarların kolları bir oftalmoskop yardımıyla kolayca görülebilir.

Göze gelen kan damarlarının normal fizyolojik koşullar altında doğrudan doğruya incelenebilmeleri tıp açısından çok önemlidir; bu inceleme bütün kan damarları sisteminin hastalıklarının saptanmasını sağlar. Gözün önde boynuzsu tabakadan, arkada ağtabakcıya kadar olan arka kısmının saydam olması nedeniyle, kan damarlarının sadece dış katlarda kalması bu incelemeyi sağlamaktadır. Ağ-tabakanın beslenmesi daha önce sözü edilen damar tabaka tarafından sağlanmaktadır.
Göze gelen ışınların kırılma ve ayarlanmasında önemli rol oynayan iki yapı, boynuzsu tabaka ve merceklerdir. Bu yapıların her ikisinde de kan damarları yoktur ve beslenmelerini kan plazmasından oluşan gözün ön ve arka odalarını dolduran su cismi sağlar. Su cismi kan plazması içindeki bileşiklerin aynını içeren tuzlu, berrak bir sıvıdır. Son yıllarda su cisminin nitelikleri konusunda birçok inceleme yapılmış, ancak bu sıvının üretilmesi ve yok olması mekanizması bütünüyle aydınlanma-mıştır.

Su, eriyik halde mineral tuzları ve proteinler göze çeşitli oranlarda gelerek salgılama, yayılma, geçişme ve süzme gibi olayları etkilerler. Su cismi, kirpiksi oluşumların kan damarları tarafından gözün arka odasına salgılanır; gözbebeği deliğinden geçerek daha geniş olan ön odaya gelir. Buradan ön oda çevresindeki üçgen üzerinde yer alan süzülme sistemiyle dışarıya doğru akar. Ana süzme kanalı, Schlemn kanalı adını alır ve su cismi buradan geçerek kirpiksi cismin toplardamarlarına ulaşır. Su cismi fazla salgılandığı zaman gözdeki basınç artar; bu basınç 25 cm. cıva basıncını geçecek olursa gözde karasu hastalığı (glokom) başlar. Fazla basınç arkaya doğru giderek ağtabaka ve görme siniri üzerinde zedelenmeye ve böylece körlüğe yol açabileceğinden bu durum çok tehlikelidir. Göz içindeki basıncı merkezsel sinir sistemi denetler. Göz içi basınç tonometre diye bilinen küçük bir aygıtla ölçülebilir.

Göz yuvarının merceklerin arkasında kalan kısmını dolduran camsı cisim ince fakat sağlam saydam bir zar içindedir. Bu sıvı yüzde 98,6 oranında su, az miktarda tuz ve protein içerir. Ağtabakaya ve damar tabakaya gelen kanla beslenen camsı cisim hiç kan damarı içermez.

Gözün ön kısmında camsı cisim zarı, merceğin aşıcı bağlarına dönüşür. Mercek kapsülü, çevresindeki kirpiksi cisme bu bağlarla bağlanır.

 

Işınların ayarlanması

 
3 mm. kalınlığında, 9 mm. çapındaki göz merceği renksiz, iki yüzü büyüteç gibi dışbükey olan saydam bir yapıdır. Parlak görünüşü yüzünden billur-su mercek diye de adlandırılır. Göz merceğinin yüzeyini kaplayan yarı geçirgen zar, mercek kapsülü adını alır; bu kapsül su ve elektrolitlerin geçmesine uygun yapıdadır. Göz merceğinin iç kısmı, yani çekirdek (nukleus) korteks diye adlandırılan dış kattan daha serttir, insanlar yaşlandıkça çekirdek genişlemeye başlar, göz merceği esnekliğini yitirerek sertleşir.

Göz merceğinin işlevi, ışınların ağtabaka üzerine düşmesini sağlamaktır. Uzaktaki bir nesnenin ters ve başaşağı görüntüsünü ağtabaka üzerine düşürmek için kirpiksi kaslar gevşer, bağlar gerginleşir ve göz merceğinin dışbükeyIiği azalarak düzleşmesi sağlanır. Bu değişiklik göz merceğinin ışığı kırma gücünü azaltarak, göze paralel ışınların girmesini ve bu ışınların ağtabaka üzerine görüntüyü düşürecek şekilde ayarlanmasını sağlar. Yakındaki bir nesnenin görüntüsünü ağtabaka üzerine düşürmek için kirpiksi kaslar kasılır, kirpiksi cisim öne doğru çekilerek aşıcı bağların geriIimini azaltır. Esnek mercek kapsülü göz merceğinin dışbükeyliğini artırarak ışığı kırma gücünün de çoğalmasına yol açar. Bu ilginç olay göz uyumu olarak bilinir. İnsanlar yaşlandıkça göz merceğinin sertleşip esnekliğini yitirmesi, yakındaki nesnelere bakarken gözün uyum yapamamasına sebep olacağından, yakın için okumo gözlüklerine gereksinme duyulur. Gözkapaklorının iç yüzeyi göz sümüksel zarı (kon-¡onktiv) ile kaplıdır, ince bir zar olan göz sümüksel zarı ikiye katlanarak üst ve alt gözkapakları-nın tavanını oluşturduktan sonra göz akı (sklera) nt da kaplar. Boynuzsu tabakanın kenarlarına doğru yayılan göz sümüksel zarı burada boynuzsu tabaka epitelyumu ile birleşir. Gözkapaklarının iki önerni-li kası, çevre kası (orbicularis oculi) ile kaldırıcı kas (levator palpebrae) tır. Bu kaslardan ilki yuvarlakça olup gözkapağının sıkılarak kapatılmasını sağlar. İkinci kas üst gözkapağı kenarı içinde yer alır ve gözkapağını kaldırmak, göz kırpmak gibi üst gözkapağı hareketlerini gerçekleştirir.

 

 

Gözkapağı bezleri

 
Üç tür bez vardır. Bunlardan ikisi gözkapağının sıkıca kapanmasını sağlayan ve göz yaşlarının deriyi yumuşatmasını önleyen hafif yağlı bir madde salgılayan yâğ bezleridir. Üçüncü bez ise ter bezi türünde olup, kurumayı önleyen sulu bir sıvı salgılar.

Kirpikler gözkapaklarının dışta kalan uçlarına bağlıdırlar. İki, bazen de üç sıra üzerine dizilmiş olan, hafifçe kıvrık kıllardır. Yağ bezleriyle ilişkili olan kirpik foliküllerinden çıkarlar.

Göz sümüksel zarı gözkapaklarının iç yüzeyini ve göz akının önde kalan kısmını kaplayan zardır. Bu zarın gözkapağında kalan kısmı saydam değildir ve damarlarla kaplıdır. Göz akını kaplayan kısmı ince ve saydam olup az sayıda kan damarı içerir. Normal haldeyken bu kan damarları gözle görülmezler. Büzülmüş durumda olduklarından içlerinde kan yoktur. Göze yabancı bir madde girecek olursa bu damarlar belirginleşir ve göz kızarır.

Gözün göz yaşıyla ilgili organları, göz yaşı salgılayan göz yaşı bezleri, göz yaşını dışarıya ileten kanallar, biri altta diğeri üstte olan ve göz yaşı torbasına açılan göz yaşı kanallarıdır. Göz yaşı kesesi de burundaki göz yaşı kanalına açılır. Göz yaşlan bu kanal yoluyla burun boşluğuna akar ve burada buharlaşırlar.

Advertisement

Etiketler: , , , ,

Yorum yazın