Güney Ön Asya

GÜNEY ÖN ASYA, veya ön Asya’nın güney bölümü, çok geniş platoları ve çukurovalarıyla, kuzeydeki Genç sıradağlarla kaplanmış veya kuşatılmış bölümden kolaylıkla ayrılır. Türkiye ve Iran (Afganistan’la birlikte) .Alp – Hi-malaya sıradağlar kuşağından bir bölüm olarak, yeryüzü şekilleri bakımından, Akdeniz’in kuzeyindeki ülkelere, yani Güney Avrupa ülkelerine benzerken, Arap ülkeleri (Suriye, Filistin, Irak, Ürdün ve Kızıldeniz’le İran körfezi arasından Hint Okyanusu kıyılarına erişen Arabistan yarımadası), Akdeniz’in güneyindeki ülkeleri (Atlas ülkeleri dışındaki Kuzey Afrika ülkelerini) andırır. Sıradağlar kuşağı ile platoların yan yana gelişi, bir kez de Kuzeybatı Afrika’ da görülür (Atlas dağlarıyla Büyük Sahra’nın kuzeybatı köşesi). İki bölüm İran’ın Zagros dağlan boyunca ve Mezopotamya aracılığıyla yine yan yanadır. Fakat daha güneyde Iran ve Oman körfezleri araya girmiştir. Bununla birlikte Arabistan yarımadasının güneyinde 3300 m.’yi aşan Oman dağları, yine Arabistan platolarıyla yan yanadır.

Kuzey Afrika ve ön Asya ile birlikte Güney Avrupa ülkeleri de (İber, Apenin ve Balkan yarımadalarının büyük bölümleri), astropikal iklim kuşağındadır-lar. Bu ülkelerde kış mevsimi yağışlıdır. Kuzeye doğru gidildikçe yağışlı mevsime, yavaş yavaş ilk ve sonbahar mevsimleri, daha çok katılır. Yıllık yağış tutarı güneye doğru azalır. Sıradağlar kuşağının güneyindeki ülkeler genel o-larak yarı kurak veya kuraktır. Sadece Arabistan yarımadasının güneyi, tropikal yağ yağmurları alır.

İklim koşullarına uğgun olarak, kurak ve yan kurak güney bölümde, sulardan yararlanmada, özel yöntemler gelişmiştir: Kuyulardan yararlanma, a-ön Asya ve çevresinde petrol.

karsulardan yararlanma ve bunlara dayalı sulama yöntemleri.

Ancak akarsuların kaynaklan, Güney Ön Asya’nın yan kurak ve kurak yerlerinde değil, az çok bol yağış alan, kuzeydeki dağlık kuşaktadır (Dicle, Fırat).

Güney Ön Asya’da, Tarihöncesi’nden beriye, yuvarlak olarak bin yıl öncesine kadar büyük ve öncü uygarlıkları gelişmiş Akdeniz ülkeleri yoluyla (Grek ve Roma dünyası aracılığıyla), Haçlı seferleriyle Avrupa’yı etkilemiştir. Buna karşı son bin yıl, gelişmenin durduğu, hatta gerilemenin açık olarak belirdiği bir aşama olmuştur. Bunun türlü nedenleri arasında, nüfusun hızla artması, ormanların yok edilmesi, bozkırlarda uygulanan aşırı otlatma dolayısıyla, hayvanlar için yararlı bitkilerin soyunun ttikonmesi ya da çok azalmış olması, göçebe Samîlerin sonu gelmeyen saldırılan ve yağmacılığının büyük payı bulunmaktadır. Yağmur (Buzul) Çağı’n-da zenginleşmiş olan yeraltı sularının, binlerce ve onbinlerce yıldan beri, doğal yollardan ve insan eliyle azaldığı da söylenebilir

Kuraklığın, bu ülkelerde, öbür doğal olanaklardan yararlanmayı zorlaştırdığı da kuşkusuzdur. Avrupa’nın, Kuzey A-

merika ve Doğu Asya’da çok geniş bölgelerin aralıksız olarak yerleşilmiş ve sık nüfuslanmış olmasına karşılık, Güney ön Asya’da, sık yerleşilmiş (yoğun nüfuslu) yerler, adalar, şeritler, oluşturmakta veya kenarlarda bulunmaktadır. Böyle yerler, çok seyrek nüfuslu kurak bozkırlarla veya ıssız çöllerle ara-lıklanmıştır. Bütün toprakların en çok %5 – 10’u ekilip dikile-bilmekte ve çok daha azı sulanabilmektedir.

Son yüzyıl içinde pek çok şey değişmiş daha iyiye yönelmiştir. Her şeyden önce tarımsal ürünler kat kat artırılmıştır. Göçebelerin dağınık bir biçimde hayvan otlattığı yerlerin büyük bir bölümü yeniden işlenmeye başlamıştır. Sulama alanları genişletilmiş ve yoğun tarım alanında gelişmeler olmuştur. Fakat bu ülkeler, henüz az gelişmişler listesindeki yerlerini korumaktadırlar. Aydınların görünürdeki çabalarına karşın ve özellikle ikinci Dünya savaşından sonra petrol geliji çok fazla artarak yeterince sermaye oluşturduğu halde, gelişme henüz yavaş ve yetersizdir. Bu durumun temel nedenleri, geleneksel ekonomik düzendir. Çoğu kentlerde yaşayan arazi sahipleri, topraklarının işlenmesini ve üretimi, uşaklarına, yancılara (ortaklara bırakmışlar, elde edilen üründen büyük bölümünü kendi payına ayırarak, toprakta çalışana pek az (öldürmeyecek kadar) şey bırakmışlardır. Toprakta çalışanı, borçlandırma yoluyla, kendilerine bağlı tutmayı da özel bir yöntem olarak uygulamışlardır. İşletmede üretimin artırılması, hiç değilse azalmaması için yeniden sermaye koymak da (yatırım yapmak) hemen hiç düşünülmemiştir. Buna benzer bir tutum el sanatları alanında da uygulanmıştır. Bu durumda, sırtından geçinilen çiftçi ya da atelye işçisi de üretimi artırmayı ve daha çok gelir sağlamayı düşünmemiştir. Bu gidiş, birçok ülkede, belki biraz biçim ve konu değişikliğiyle sürüp gitmektedir. Kentlerde, çiftçilere ağır faizlerle ödünç para veren tefeciler, bugün de etkindir,

Suriye, Lübnan ve İsrail’in Akdeniz kıyılarında portakal, limon, muz, sebze bahçeleri, tahıl tarlaları hemen hemen aralıksız olarak birbirini izler. Sulama ile, akarsu vadilerinde de sebze ve meyve üretilebilmektedir. Kıyılardan uzaklaşıldıkça buğday, arpa ve mısır tarlalarının, zeytinliklerin ve bağların genişlediği görülür. Koyun ve keçiler için yem bitkilerinin üretimi yaygınlaşmaktadır. Önceleri hayvanlar, cılız otların bulunduğu çıplak yamaçlarda otlatılır-dı. Şimdi o yamaçlarda ormanların yetiştirilmesine ve yapı kerestesi elde e-dilmesine çalışılmaktadır, İsrail, Güney ön Asya’da Arap olmayan tek devlettir, Lübnan halkının yarısından çoğu Hı-ristiyandır ve tıpkı bir zamanlar ayın yerlerde yaşamış olan Fenikeliler gibi, birçok uzak ve yakın ülkelerle canlı bir ticaret etkinliği sürdürmektedir. Suriye, 1945’ten beri sulama döşemlerini geliştirerek, önemli bir besin ve pamuk satıcısı ülke olma yoluna girmiştir. Ürdün uygun koşullardan yoksundur. Topraklarının ancak %7‘si ekilip dlkile-bilmektedir. Adı geçen Arap ülkelerinde henüz petrol bulunamamıştır. Bu durum, onları, daha doğudaki ve daha güneydeki Arap ülkelerinden ayırmaktadır. Yalnız Suriye, Irak’tan gelen ve Akdeniz’e açılan petrol boruları dolayısıyla, bir parça geîir sağlamaktadır. Irak ve Arap yarımadası için en önemli gelir kaynağı şimdilik petroldür.

Advertisement

Yorum yazın