Hastalık nedir

Hastalık nedir

Hastalığın ne olduğunu bilimsel olarak tanımlamak oldukça zordur. Bugünkü biyoloji ve tıp bilgilerine göre hastalık «hayatın varolmasına olanak veren biyokimyasal süreçlerdeki sapmalar nedeniyle, organizmada görülen anormal bir durum ya da oluş» şeklinde tanımlanabilir.

Hastalık nedir
Hastalık, dilimize Farsça «hasta» sözünden gelmiştir. Yine Farsça «hasten» mastarı «kırmak, yaralamak» anlamınc gelir. «Haste» kırılmış, yaralanmış demektir. Sonraki «lık» ekiyse Türkçedir. Dilimizde «hastalık» ile birlikte, çok daha az olmakla beraber dert, illet, sakatlık, maraz, rahatsızlık, sayrılık sözcükleri de kullanılır.

Biyokimyasal süreçlerde görülen sapmalar, bir dizi anatomik ya da işlevsel değişiklik sonucudur. Bundan ötürü hastalık, «bir organizmaya, o organnizmanın savunma gösterebileceği olumsuz bir iç ya da dış etken tarafından getirilmiş biçimsel, yapısal veya işlevsel bozuklukların tümü» diye tanımlanabilir. Bu tanımlamadan, dışarıdan veya içeriden organizmaya saldıran ve organizmanın güçlerini savunma tepkisine geçiren bir etken olmazsa; kendisine saldırılan organizmada bu etkene karşı ufak da olsa bir savunma yeteneği bulunmazsa, hastalık da olmayacağı anlaşılmaktadır.

Bu nedenle, bu iki etkenden (saldırı ve savunma) biri yoksa, hastalık da yok demektir; çünkü hastalık durumunu/meydana getiren biçimsel, yapısal ya da işlevsel bozulmalar bir saldırganla bir saldırılan arasındaki çarpışmanın sonuçlarıdır.

 

Hastalıkların sınıflandırılması

Hastalıkların sınıflandırılması için ele alınan ölçüler çok çeşitlidir, örneğin hastalıklar yaygınlıklarına, kaynaklarına, gelişme aşamalarına, kendilerini meydana getiren etkenlere, üzerinde etki yaptıkları doku ve organlara vb.’ne göre sınıflandırılabilir.

Vücuttaki yaygınlık ölçüsüne göre hastalıkları yere1 ve genel olarak ikiye ayırmak gerekir. Bazı hastalıklar vücudun belirli bir ya da birkaç kesimini et-ilemekten öteye gidemezler. Bazıları ise daha başlangıçta bütün organizmayı etkileri altına alırlar, rneğin hastalık mikrobu kapmamış bir ayak yaralı, bir kemik kırığı, bir eklem çıkığı, tehlikesiz bir ur, ‘ir kist, bir kan çıbanı vb. yerel (lokal) rahatsızlıklardır. Verem, frengi, sıtma, soğuk algınlığı, kı-amık, kızıl, septisemi vb. gibi bütün organizmaya ayılan mikroplu hastalıklar, kaynağı içte veya dışa olan genel zehirlenmeler, şeker hastalığı (diyabet), aşırı şişmanlık (obezite), zayıflık gibi beslenme hastalıkları, Basedow hastalığı ve Addison hastalığı gibi salgıbezi bozuklukları genel hastalıklardır. Bazı yerel hastalıklar daha sonra genel
olabilirler. Örneğin bir kan çıbanı, enfeksiyonun yayılmasıyle septisemiye dönüşebilir. Bunun gibi bir yerel hastalık gibi başlayan ve bu aşamada olduğu gibi çıkarıp atılabilecek durumda bulunan tehlikeli bir ur, metastazlarla bütün vücuda yayılabilir. Bazı yerel hastalıklar sebep, genel hastalıklar da sonuç olabilir. Örneğin difteri ve tetanoz böyle hastalıklardır. Tetanoz basili organizmaya girdiği yerde durur; fakat etkisi bütün organizmaya kan yoluyla yayılır.

Kaynak bakımından sınıflandırmaya gelince hastalıklar kalıtsal (irsî, herediter), doğuştan (konje-nital) ve sonradan edinilmiş diye üç gruba ayrılabilir. Kalıtsal hastalıklar, çocuğa ana veya babası ya da her ikisi yoluyla geçmiş hastalıklardır. Doğuştan hastalıklar dölyatağında, üçüncü grup ise doğumdan sonra alınmış hastalıklardır. Çoğu zaman kalıtsal hastalıklarla doğuştan hastalıklar birbirine karıştırılır; oysa bunlar gerçekte ayrı şeylerdir.

En çok kullanılan sınıflandırma, hastalığı meydana getiren etkenlerin çeşidine göre yapılan sınıflandırmadır. Buna göre hastalıklar mekanik, termik, kimyasal, besinsel, metabolizmadan ileri gelen, mikroplardan ileri gelen olmak üzere birkaç gruba ayrılır. Çarpma, burkulma, çıkık, kırık mekanik etkenli gruptaki hastalıklardır. Kimyasal hastalıklar iç ve dış kaynaklı zehirlenmelerdir. Besinlere dayanan hastalıklar herhangi bir besini gereğinden çok ya da gereğinden az almakla, vitamin yokluğu ile meydana gelen hastalıklardır. Metabolizma hastalıkları bozuk metabolizmanın yarattığı durumlardır. Mikroplu hastalıklar çeşitli bakteri ve virüslerin yaptığı hastalıklardır. Asalak hastalıkları (parazi-ter hastalıklar) ise bağırsak kurdu, uyuzböceği gibi asalaklarla meydana gelen hastalıklardır.

Hastalıklar gelişmelerine göre ivegen (akut-had), süreğen (kronik-müzmin) ve yarı ivegen (suba-kut) diye ayrılırlar. Kendisini meydana getiren neden etkisini hızla ve şiddetle göstermişse, hastalık ivegendir. Gelişmesi yavaş oiun uır hastalık, başlangıcı ivegen olsa bile süreğen bir hastalıktır. Böyle bir hastalıkta hastanın iyileşmesi de, kötüleşmesi de ağır ağır belirlenir. Yarı ivegen bir hastalık ise bu iki çeşidin arasında bir nitelik taşır.

Birtakım hastalıklar ivegen olarak başlar, bir ya-¡1 ivegen aşamadan geçer ve sonunda süreğenleşir. Örneğin tüberkülozun bazı çeşitleri böyledir. Fakat her zaman sadece ivegen olan hastalıklar da vardjr. Bazı hastalıklar da, her zaman daha baştan süreğen olurlar. İvegen bir hastalığın süreğenleşmesi gibi, süreğen gelişme gösterirken birden hızlanıp ivegen olan hastalıklar da vardır.

Birçok enfeksiyon hastalığı (zatürree, kızıl, çiçek soğuk algınlığı vb.) ivegendir. Akciğer yangılanmasının bazı çeşitleri, akciğer verem’ yarı ivegen hastalığı vb. gibi bazı enfeksiyon hastalıkları ile seker, gut, şişmanlık, damar sertliği vb. gibi beslenme hastalıkları süreğendir.

Süreğen hastalıklar her zaman süreğen niteliklerle başlamazlar; ivegen ya da yarı ivegen bir aşamayla ortaya çıkıp sonradan süreğenleşirler. Yani bazı hastalıklarda arka arkaya üç aşama (ive-gen, yarı ivegen ve süreğen) görülür. Birçok hastalık ise bir kuluçka döneminden sonra ortaya çıkar.

Hastalıkların bir başka sınıflandırması da bunların birincil (primer) ya da ikincil (sekonder) olmasına göre yapılır. Birincil hastalık, başka bir hastalıklı duruma bağlı olmaksızın ortaya çıkar. İkincil hastalık ise daha önceki bir hastalık tarafından yaratılan durumdur. Birincil hastalığa idyopatik hastalık adı da verilir (gerçek nedeni bulunamamış hastalıklara da idyopatik hastalık denilir), örneğin gripten sonra aynı hastada bronkopnömoni görüldüğü çok olur. Bu durumda grip birincil, bronkopnömoni ikincil hastalıktır.

 

Hastalıkların teşhisi

 
Hastalığa teşhis koymak için hastanın kendisinin ve ailesinin geçmişteki hastalıklarının bilinmesi; hastalığın klinik belirtilerinin saptanması; laboratuvar muayenelerinin yapılması; röntgen filmlerinin çekilmesi gerekir. Bütün bu veriler bu hastaya yöneltilen soruların cevaplan ile karşılaştırılarak sonuca ulaşılır. Bu incelemeler ne kadar tam olursa, teşhis o kadar doğru konulur.

Teşhisten sonra hekim hastalığın geçireceği aşamaların tahminini yapabilir. Buna pronostik denilir. Pronostik için, daha önce bir teşhis koymak gerekir. Ancak pronostiğin her zaman doğru çıkacağı da söylenemez. Çünkü birçok hastalığın sonucu, yalnız hastalığın teşhisle belli olan niteliğine değil, hastanın durumuna, öz savunma gücüne de bağlıdır. Bu gücün derecesini kestirmek de kolay değildir.
Pronostik, hastanın hastalığı atlatıp atlatmayacağını; yaşarsa hastalıktan önceki durumuna dönüp’ dönmeyeceğini; kendisinde bir takım anatomik veya işlevsel eksiklikler kalıp kalmayacağını; iyileşmenin veya ölümün yaklaşık olarak ne kadar zamanda gerçekleşeceğini, yani hastalığın ne kadar süreceğini saptar. Eğer hekim hastalığın ölümle sonuçlanacağını kestirmişse pronostiğe olumsuz, ölümle yaşama arasında kararsız kalmışsa şüpheli, hastanın iyileşeceğini kestirmişse olumlu denilir.

 

Hastalıkların tedavisi

Hastalıkta amaca ulaşmak, yani hastayı iyileştirmek için hekimin kullandığı araçların tümü tedavi adını alır. Tıbbın çok önemli bir dalı olan tedavi, tıbbî ve cerrahî olmak üzere ikiye ayrılır. Tıbbî tedavi, çeşitli görüş noktalarından sınıflandırılabilir. Hastalığın nedenine yönelen (patogenetik) tedavide, hastalığın nedeninin ortadan kaldırılmasına veya etkisiz duruma getirilmesine çalışılır. Bu yöntem en etkili yöntemdir. Hastalığın nedeni yok edilirse, hastalık kendiliğinden ortadan kalkar. Belirtilere yönelen (sentomatik) tedavi ise sadece hastalığın klinik belirtilerinin yani sentomlarının giderilmesini amaçlar. Palyatif tedavi de denilen ve doğrudan doğruya hastalığın nedenini hedef almayan bu tedavi, nedeni bilinemeyen hastalıklarda uygulanır. Etki alanına göre tedavide tüm organizmayı etkileyen ¡[âğlarla vücudun bir kesimini etkileyen ilâçlar kullanılır. Kullanılan tedavi aracına göre ise çeşitli tedavi şekilleri vardır. Bunların oaş-lıcaları şöyle sıralanabilir.

Perhiz (diyet) tedavisi, buna besinsel yolla tedavi de denilebilir.

Fizik tedavisi, yani birtakım fiziksel değişiklikler (ısıtma, soğutma vb.) ile birtakım araç ve aygıtların kullanıldığı tedavi.

İlâç tedavisi ya da kimya yoluyla tedavi.

Biyolojik tedavi; bu yöntemde, kimya tedavisindeki gibi vücuda yabancı kimyasal maddelerden değil, insan veya hayvan vücudundan alınmış biyolojik maddelerden yararlanılır. Bunlar organik madde olduklarından vücudun işleyişine kolayca katılırlar. Bu biyolojik maddeler hormon, herhangi bir organın özü, kan vb. olabilir. Spesifik olan (aşı vb.) ve olmayan (proteinler) tedavilerle, bağışıklık vericilerin kullanılması da biyolojik tedavi kapsamına girer.
Homeopati yani bir hastalığı, onu yapan etkenlere benzeyen varlıklarla, maddelerle tedavi yoludur.

İyileşmesi ilâçtan çok bir ameliyata bağlı olan hastalıklara cerrahî hastalıklar denilir. Hastane dilinde haricî hastalıklar, hariciye hastalıkları deyimleri de kullanılır. Bazı hastalıklar daima cerrahîdir. Vücudun neresinde olursa olsun urlar, kırıklar, çıkıklar yaralanmalar bu çeşit hastalıklardır. Bazıları ise bu bakımdan karma bir nitelik gösterir. Örneğin mide ülseri genellikle ilâçla tedavi edilir; sonra gerekirse ameliyata başvurulur. Bazı hastalıklar ise yalnız ilâçla iyi leştir i lebi I ir ler.

Doğuştan olan hastalıklar dölyatağında oluşurlar. Bunlar annenin döllenmiş yumurtasındaki ya da babanın spermasındaki hastalık yapıcı mikroskobik bir canlının döllenme sırasında dölüte geçmesiyle oluşabilirler. Örneğin frengi bu çeşit hastalıklardandır. Verem de bu yolla geçebilirse de, bu az rastlanan bir durumdur. Doğuştan hastalıklar ayrıca dokuz aylık doğum öncesi hayat sırasında plasenta yoluyla dölüte geçebilirler.

Kalıtsal hastalıklar ise kalıtım yolu ile bir kuşaktan bir sonraki kuşağa geçen hastalıklardır. Birtakım hastalıklar sadece kalıtsaldır. Kan dinmezliği, bazı sinir ve ruh hastalıkları, bazı konuşma bozuklukları, gelişme (fazla irilik, cücelik) ve yapı bozuklukları (hipertrikoz, yani aşırı kıllılık, vücuttaki ben fazlalığı), işlev bozuklukları (akşınlık, daltonizm, miyopluk vb.), bazı hastalıkları çabuk kapmaya e-ğilim bu çeşit hastalıklardır. Urların kalıtsalIığı konusu tartışmalı olmakla birlikte, genellikle ağtaba-ka gliyomu gibi birkaç ur dışında, urların kalıtsal olmadığına inanılmaktadır.

Kaynağı bilinmeyen hastalıklara kriptogenetik hastalıklar denilir.

Vücuda giren mikroskobik canlılar (basil, kok, virüs, protozoer vb.) tarafından meydana gelen hastalıklara bulaşıcı hastalık adı verilir. Bunlar bir hastadan sağlam bir kimseye dolaysız veya dolaylı yollarla geçebilir. Çoğu zaman salgın (epidemi) denilen yayılmalara yol açarlar. Salgın çok büyük bir alancı yayılmışsa pandemi adı verilir.

Veba, kolera, sarı humma, çiçek, kızamık, suçiçeği, grip, çocuk felci, frengi, belsoğukluğu, akciğer veremi, hatta adî soğuk algınlığı bulaşıcı hastalık-laıdır.

Her bulaşıcı hastalığın bir enfeksiyon hastalığı olmasına karşı, her enfeksiyon hastalığı bir bulaşıcı hastalık değildir. Örneğin, tetanoz bir enfeksiyon hastalığıdır, fakat bulaşmaz.

Geçmiş yüzyıllarda veba, kolera, çiçek vb. gibi birtakım bulaşıcı hastalıklar milyonlarca insanı öldürerek insanlık için büyük bir tehlike olmuşlardır. Bugün bile geri kalmış, sağlık koruma bilgisi eksik ülkelerde bu hastalıklar zaman zaman büyük zararlara yol açmaktadır. Avrupa’nın uğradığı son büyük salgın 1918-1919 yıllarına rastlar. Bu yıllarda İspanyol nezlesi adı verilen bir tür grip birkaç ayda milyonlarca kişiyi öldürmüştür.

Bütün uygar ülkelerde salgın yapabilen bulaşıcı hastalıkların yetkililere bildirilmesi, hastanın başkalarından ayrılması, koruma tedbirlerinin, alınması yasalarla zorunlu kılınmıştır.

Andemik veya yerleşik denilen hastalıklar enfeksiyon hastalığı olsun olmasın belirli bir bölgenin halkında hemen her zaman bulunan hastalıklardır.

Çoğu zaman belirli bir bölgede bir süre şiddetle yayılan çok sayıda kimsenin ölümüne yol açan bulaşıcı hastalıklara (bağırsak tifosu, çiçek, kızıl, kızamık, grip, kolera, veba vb.) salgın hastalıklar adı verilir.
Endokrin hastalıkları iç salgıbezlerinin işleme bozukluğunda, yani salgıladıkları hormonun gereğinden az ya da gereğinden çok salgılanması sonucu ortaya çıkan hastalıklardır. Akromegali, Addison hastalığı, Basedow hastalığı, hipofiz kaşek-sisi, diyabet, şekersiz diyabet, zayıflık ve iriliğin bazı çeşitleri, cücelik, aşırı şişmanlık, miksödem vb. endokrin hastalıklarıdır.

Jinekolojik hastalıklar yalnız kadınlarda bulunan (yumurtalık, yumurtalık yolları, dölyatağı, döl-yolu) ve yalnız kadında gelişmiş olan (memeler) organların hastalığıdır.

Obstetrik hastalıkları gebelik, doğum ve lohusa-Iıkla ilgili olarak ortaya çıkan hastalıklar olup, kendi başlarına bir önem taşımamakla beraber jinekolojinin bir bölümünü meydana getirirler.

Zihin hastalıkları ya da ruh hastalıklarına birer psikopati denilebilir. Bunlar ruhsal gücün bütünlüğünü ve duruluğunu bozan hastalıklardır.

Egzantem hastalıkları ya da egzantematik hastalıklar genellikle çocuklarda görülen, kızamık, suçiçeği, kızıl vb. gibi döküntülü hastalıklardır.

Zührevî hastalıklar, hastalıklı bir kimseyle kurulan cinsel ilişki sonunda kapılan hastalıklara verilen addır. Frengi, belsoğukluğu, zührevî ülser vb. bu çeşit hastalıklardır.

Mevsim hastalığı, ortaya çıkışı, ağırlaşması, tekrarlaması, mevsimlerin değişmesine bağlı hastalıklara verilen bir addır. Buniar her mevsimin fiziksel koşullarına, iklim koşullarına, yani sıcaklık derecesine, neme, ışığın azlığına ve çokluğuna, güneş ışınlarının süresine ve şiddetine, rüzgârlara, yağmur miktarına, kara, kuraklığa vb.’ne bağlıdırlar. Çevrenin her değişikliğine bir tepki gösteren insan organizması, bütün bu koşullara uymak için ayrı tutumlar, ayrı biyolojik tepkiler gösterir. Ancak organizmanın kendini dış koşullara uydurması için gösterdiği her çaba önce bir dengesizlik yapar. Bu dengesizlik anları bir çeşit kriz sayılabilir. Vücuda etki yapan çeşitli hastalık nedenleri, özellikle mikroplar, bu krizlerde organizmanın savunmasının en güçsüz durumda olmasından yararlanırlar. Fizik koşullarında ve iklimdeki değişiklikler ne kadar şiddetli ise organizmaya etkisi o kadar derin olur.

Solunum aygıtı hastalıkları kışın ve bahar başlarken artar. Bunların başında soğuk algınlığı, burun mukozası yangısı, bademcik,-farenjit, larenjit, bronşit, bronkopnömoni, akciğer yangısı vb. gelir. Yine aynı mevsimlerde bazı .salgınlar, özellikle grip salgını çok yaygındır. Yazın en fazla görülen hastalıklar ise gastrit, enterit yb. gibi sindirim sistemi hastalıklarıdır. Tifo gibi bağırsak hastalıklarının salgını da yine yazın görülür.

Sağlık istatistiklerinden anlaşıldığına göre, genel olarak, hastalık ve ölüm olayları soğuk aylarda sıcak aylardakinden daha çoktur.

Advertisement

Etiketler:

Yorum yazın