Hava Kirliliği nedir

Hava Kirliliği nedir

Hava kirliliği endüstri devriminden sonra hızla gelişen endüstrinin ve kentleşmenin kaçınılmaz bir sonucudur. Her geçen gün daha büyük bir önem kazanan bu sorun, kısa bir süre içinde mutlaka çözüme bağlanması gereken bir nitelik taşımaktadır Bu yazıda hava kirliliğinin nedenleri ve bu konuya ilişkin tedbirler anlatılmaktadır.
insanın içinde yaşadığı çevre koşulları sürekli olarak değişir. Özellikle yüzyılımızda çetin sorunlar yaratan yeni yeni durumlar ortaya çıkmaktadır, insanın gerek sağlığının, gerek etkinliğinin, gerekse çalışma veriminin korunması için bu çetin sorunların çözüme bağlanması gerekmektedir.

Hava kirliliği nedir

Bu yeni durumların hava, su ve toprak kirliliği gibi bazıları doğrudan doğruya endüstrileşme
ile ilgilidir. Endüstrileşmenin insan topluluklarının ekonomik ve toplumsal yapısını, kimi alışkanlıkları, davranışları değiştirdiği aşağı yukarı endüstri devriminden beri bilinen bir gerçektir. Örneğin sigara ve içki içme alışkanlığının gittikçe yayılması, bir bakıma, kent insanının gitgide daha hareketsiz, daha yerinden kıpırdamaz olmasına bağlıdır. Her geçen gün açık havadan uzaklaşan ve fiziksel çaIışmasının sınırı daralan kentli, kendini bu gibi oyalanmalara daha fazla kaptırmaktadır.

II. Dünya Savaşının bitiminden beri endüstri alanının daha da gelişmesiyle bu sorunlar ürkütücü bir önem kazanmıştır. Endüstri alanındaki gelişmeler insan sağlığı için tehlikeli durumları gözle görülür biçimde artırmaktadır. İnsanlık tarihinin hiç bir aşamasında, insanoğlunun kendi yaşamına bu kadar zarar verdiği görülmemiştir.

Hava kirliliği, havanın normal bileşiminde bulunmayan çeşitli nitelikte birtakım maddelerin ortaya çıkışına bağlıdır. Bu maddeler, havanın temizliğini bozarak, halkın sağlığına ve kamuya ya da kişilere ait taşınır, taşınmaz mallara dolaylı ya da dolaysız zarar vermektedir. Bu maddelerin bir kısmı havada sürekli olarak bulunmakta, bir kısmına ise zaman zaman rastlanmaktadır. Havada zaman zaman bulunanların da bazısı kısa, bazısı uzun süreler bulunur. Bir kısmı yoğunlaşıp meteorolojik atmosfer değişiklikleri yaratabilir.

Hava kirliliği yalnız insan sağlığına zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda ortaya birtakım ekonomik sorunlar da çıkarır.

Son yıllarda bu konunun bu kadar dikkati çekmesinin nedeni, hava kirliliğinin yalnız atmosferde değişiklikler yaratmakla kalmayıp, kentlerde yaşayan insanlar arasındaki solunum yolu hastalıklarını, özellikle süreğen bronşit ve akciğer urunu ve bunlardan ölüm oranını artırmasıdır. Örneğin 1930’da Meuse vâdisinde, 1948’de Donora (ABD) da, 1950’de Poza-Rica (Meksika) da ve 1952’de Londra’da bu tür hastalıkların bir salgın niteliği gösterir gibi artışı, aynı tarihlerde hava kirliliğinin çok yoğunlaşmasının bir sonucudur.
Bugün özellikle motorlu taşıtların çok artması, endüstrinin büyük ölçüde gelişmesi, evlerin ısıtılması sistemi, aynı derecede olmamakla beraber bütün büyük kentlerde hava, kirliliği sorununu doğurmaktadır. Kentlerde temiz hava gün geçtikçe kıtlaşmakta bu da halkı, özellikle hafta sonlarında, kent dışına gitmeye zorlamaktadır.

 

Hava kirliliğinin çeşitleri

 

Havayı kirleten etkenler tozlar, gazlar ve radyoaktif ışınlar olarak üç türdür. Birinci grupta tozlar ve baca kurumlan bulunur, ikinci grubu atmosfere gaz halinde katılan ya da kimyasal tepki sonucu atmosferde oluşan gaz durumundaki birçok kimyasal maddeler oluşturur. Bu gazların birinci türüne birincil (primer) kirletici, ikinci türüne ikincil (sekonder) kirletici denir.

Hava kirliliğinin en güçlü etkeni sis olayıdır. Başka bir deyimle, zaten kirlenecek bir kent havasını, doğal bir atmosfer olayı olan sis daha çabuk ve daha güçlü bir biçimde “kirletir. Sisin oluşmasında toz parçacıklarının rolü büyüktür. Sisin genellikle endüstri bölgelerinde yoğun olmasının nedeni debudur. Bu bölgelerde tümü yanmamış mikroskobik parçacıklar çok boldur. Sis iki çeşittir. Biri deniz ve göl gibi serin yüzeyler üzerindeki nemli havanın hareketinden, öteki ise kara yüzeyinin ve atmosferin alçak katlarının gece soğumasından oluşur.

Kurum, duman, tozlar ve başka kirletici maddeler yoğun olarak sisin içine girerlerse, sis esmer, sarı bir renk alır. Sisin bu durumuna «smog» denmektedir. Bu deyim İngilizce «smoke» (duman) ve «fog» (sis) sözcüklerinden türetilmiştir.

Havayı kirleten tozlar, madensel, bitkisel ve hayvansal kökenli olabilirler. Kolayca çökelti lebi len bu cisimcikler oldukça iridir. Çapları 100 mikron (1 mikron = 1/1000 mm.) ya da daha büyüktür.

Duman ise, yanma olayının kalıntısı olup havada kalma eğilimi gösterir.

Gaz durumundaki kirleticiler kimyasal parçalanma ya da katı ve sıvı durumdaki cisimlerin gaz durumuna geçme süreçleri sonunda oluşan cisimlerdir. Motorlu taşıtlar ve konut ısıtma araçları vb. gibi şeylerden doğan ve her yerleşme bölgesinde bulunan hava kirliliğine, temel kirlenme denilmektedir. Endüstrinin doğurduğu kirlenme ise her zaman yerleşme bölgelerini etkilememektedir.

Hava kirliliği güneş ışınlarının etkisi altında, kimyasal tepkiler sonucunda da oluşabilir. Havada gaz durumunda bulunan birçok madde 8000-2200 Angström dalga uzunluğundaki ışınların etkisiyle etkin duruma geçer (1 Angström = 1/10000 mikron, dalga uzunluğu ölçüsüdür). Bu olayda kızılötesi (enfraruj) ışınların etkisi olmaz. Moleküller, oksijen, ozon, azot dioksit, kükürt dioksit, nitrik asit, aldehitler, formaldehit, olefin vb. gibi birçok maddeyi meydana getiren bu tepkiler, havadaki tozlarla hızlanır; çünkü tozlarda ışığa duyarlı maddeler vardır.

Fotokimyasal smog, ya da fotokimyasal sis de denilebilen fotokimyasal kirlenme şehirleşmenin niteliğine göre değişir, örneğin Londra’da kirlenmenin önemli kısmı, konut ısıtma araçlarından çıkan asit derecesi yüksek maddelerden, yani kükürt dioksitten ve mikroskobik cisimciklerden doğmakta \/e bu maddeler gözkapağı mukozası ve solunum aygıtı için zararlı olmaktadır.

Kirlenme ve ısı dönüşümü

 
örneğin Ankara gibi kimi kentler, başka kentlere oranla daha fazla, daha tehlikeli bir kirlenme gösterirler. Bu durum sözkonusu kentlerin topografik durumundan, kendilerini kirleten kaynakların merkezleşmiş olmasından ve bir takım özel meteorolojik koşulların bulunmasından ileri gelir, özel meteorolojik koşulların başında ısı dönüşümü yer alır. Toprak yüzüne eri yakın hava tabakası, toprağın yaydığı ısıyla ısınır ve soğuk havaya oranla hafifleşerek, atmosferin daha yukarıdaki ve daha soğuk tabakalarına doğru yükselir. Bu olaya ısı dönüşümü denilir.

Fabrika bacaları bu nedenle çok yüksek yapılır; böylelikle havanın hareketiyle dumanın ve tozların ayrışması kolaylaştırılmış olur. Aşağı yukarı çatı düzeyindeki konut bacaları ise, normal atmosfer koşullarında motorlu taşıtlardan daha tehlikesiz olmakla beraber, alçak hava tabakaları yükseklerde-kilerden daha soğuk olduğu zaman yukarı doğru hareket engellendiği ve gerek toz gerek gaz durumundaki kirleticiler alçak tabakalarda yoğunlaştığı için, hava kirliliğine büyük ölçüde katılırlar.
Böyle bir olay sis sırasında meydana gelirse ve havadaki katı cisimciklerin oranı da yüksekse, esmer sarı renkteki smog oluşur ve görüş uzaklığı çok kısalır; insan sağlığı için son derece sakıncalı bir durum ortaya çıkar. 1952 yılının aralık ayının 5 ile 9’u arasında Londra’da böyle bir sis nedeniyle, her yılın aynı tarihteki ölüm sayısına oranla 4000 den fazla ölüm görülmüştür. Bu, % 200’lük bir artış demektir. Los Angeles şehrinde de ısı dönüşümü bütün sıcak aylarda gerçekleşir.

 

Tozla hava kirliliği

 
Tozlardan ve dumandan hava kirliliği bitkiler, yapılar, anıtlar, makineler vb. için çok zararlıdır; çünkü bu kirliliğin aşındırıcı gücü çok yüksektir; insan sağlığına etkisine gelince, bu etkenlerin etkisi1 kimyasal niteliklerine ve insan organizmasına girip solunum aygıtında kalabilme yeteneğine bağlıdır.

Genel olarak bu tozların çapı 2,5 mikrondan büyük olanları solunum aygıtının yukarı kısımlarında kalırlar. Daha küçük çaptakilerse akciğer alveol-lerine inebilirler. Tozlar ve dumanlar solunum aygın tı mukozasını hırpalamakla kalmaz, aynı zamanda zehirleyici etki de gösterirler. Tozların insan solunum organı üzerindeki etkisi bazı meslek hastalıkları yapar. Bu meslek hastalıkları fazla toz çıkaran bir takım maddeleri (deri, kösele, asbest vb.) işleyen kimselerde görülür. Endüstri kuruluşları dolaylarında sürekli olarak bulunan çimento vb. gibi tozlu maddelerin etkisi ile, geniş bir çevrede duyulur.

Havadaki tozların bir kısmı da taşıtların lastik tekerleklerinin ve asfalt yolların aşınmasından ileri gelir. Konut ısıtıcıları da yine havayı toz ve dumanla dolduran birer kaynaktır. Katranlı toz ve dumanların başka etkenlerle de birleşerek akciğer kanseri yaptığı yolunda güçlü kanıtlar vardır. Ancak, genellikle toz kökenli hava kirleticilerinin insan sağlığına zararı konusunda belirli bir yüzde oranı saptanamamaktadır. Çünkü toz kirleticiler tekbaş-larına bulunmamakta, hemen her zaman gaz durumundaki kirleticilerle birlikte etki yapmaktadırlar.

Atmosferde kirletici etkide gazlar ve gaza dönüşmüş öteki maddeler çoktur. Bunların bir kısmı atmosferde artık durumundadır; bir kısmı ise fotokimyasal tepki sonucu oluşur.

İnsan sağlığını tehdit etmesi bakımından en ö-nemli gazlar kükürt dioksitle hidrokarbürlerdir. Bunları karbon monoksit, aldehitler, olefinler, azot oksitleri, akrolein, kurşun ve arsenik izler.

Kentlerdeki havada karbon dioksit atmosferdeki normal oranın (% 0,03) üzerinde bulunur; fakat zehirleyici bir etki göstermez. Eksik yanma sonucu ortaya çıkan karbon monoksit bütün yakıtların gaz durumundaki silikattı artıklarında bulunur. Ancak kent havası1 içindeki oranın, bazı özel durumlar dışında, insan sağlığını tehdit edici oranda olduğu sanılmamaktadır. Bununla beraber bu oranının motorlu taşıt sayısıyla birlikte arttığı da gerçektir.

Kükürt, dioksit (SO) ise yanma artıklarının en yaygın olanıdır. Bu gaz konut ısıtıcılarından, taşıt motorlarından ve endüstri kuruluşlarından çıkar. Havada bir kısmı oksitlenerek kükürt trioksite (SO) dönüşür. Su buharıyla birlikte sulandırılmış sülfirik asit damlacıkları meydana getirir. Kükürt dioksit o-ranı havada %0,3’ün üzerinde bir düzeye çıkınca insan sağlığı için tehlikeli olmaya başlar.

Hidrokarbürlerin kanser yapma etkisi görüldüğünden ısıtma araçlarının ve taşıt motorlarının katı ve sıvı yakıtlardan arta kalan bu maddeler özellikle İncelenmektedir. Hidrokarbürlerin en bilinen çeşitlerinden biri 3-4 benzopirendir. Yapılan deneyler bu maddenin hayvanlarda kanser yaptığını ortaya oymuştur. Ancak havada 3-4 benzopiren maddesi-in bulunmasının önemi, henüz bütün araştırmacı-arca kabul edilmiş değildir. Çünkü akciğer kanse-ini yapan daha başka etkenler de (sigara içme, avadaki krom, arsenik gibi başka maddeleri solunma vb.) vardır. Kirleticilerin çoğu gibi 3-4 ben-opiren maddesi de havada kışın yaza oranla da-a çoktur.
Hidrokarbürler yakrtlarda sınırlı oranda bulunurlar; ayrıca normal olarak içinde hidrokarbür bulunmayan maddeler de, yanma sırasında hidrokarbür meydana getirebilirler. Havadaki varlıkları zehirleyici ve kansere yol açıcı etki yapar. Kendisi kansere yol açıcı olmayan ya da kansere yol açma niteliği zayıf olan bir madde, kansere yol açabilen ancak o sırada organizma üzerinde etkisiz olan bir maddeyi harekete geçirerek kansere yol açabilir.

 

Endüstri – Sanayi kökenli hava kirliliği

 
Kentleşmeden doğan hava kirliliğiyle endüstri kökenli hava kirliliğinin nitelikleri ayrıdır. Endüstri kökenli kirleticiler, gazlar, tozlar ve dumanlar gibi kentlerde rastlanan etkenler olabileceği gibi, bambaşka şeyler de olabilir. Endüstri kökenli kirlenmenin bir özelliği de, nedeni bilindiği için, önlenmesinin ya da sınırlanmasının hiç değilse kuramsal olarak zor olmamasıdır.

Endüstri bölgelerinde oluşabilecek kirleticiler iyice bilindiğinden, birçok ülkede hangi tür fabrikaların oturulan bölgelerde kurulabileceği, hangilerinin kurulamayacağı yasalarla saptanmıştır.

Sanayileşme derecesi ileri bir kentte, fabrikaların kirleticileri kentin öbür kirleticileriyle birleşerek, gerek canlıların gerek cansızların karşı karşıya oldukları tehlikeleri artırırlar. Birçok ülkede sanat değeri olan yapı ve anıtların, kıyı sularının, endüstri kökenli kirleticilerden ve artıklardan korunması için çıkarılmış yasalar vardır.

 

Hava Kirliliğine Bağlı Hastalıklar

 
Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkilerini, kendini hemen gösteren (ya da ivegen) ve ileride meydana çıkan, olmak üzere ikiye ayırmak gerekir. Birinci grupa solunum aygıtıyla kalp- dolaşım aygıtının hastalıkları girer. Londra gibi kimi kentlerde, yoğun smog günlerinde ölüm oranının birden arttığı istatistiklerle saptanmış bir gerçektir. Böyle dönemlerden en çok, süreğen solunum ya da dolaşım hastalığı çeken erginler ve yaşlılar zarar görmektedir. Ayrıca göz sümüksel zarı ve solunum yolları başlangıcı hastalıkları da birçok kimseyi etkilemektedir. Bunun başlıca nedeni, havadaki kükürt dioksit oranının çok yükselmesidir. Bademcik yangısı, farenjit, larenjit, traşeit, bronşit gibi hastalıklar da yine bu dönemlerde artmaktadır. Kükürt dioksitten başka içinde katran bulunan başka kirleticiler de, solunum aygıtı mukozasını hırpalamakta, hastalığa yol açmaktadırlar.

Hava kirliliğinin yaptığı ivegen hastalıklar arasında allerjik rahatsızlıklar da vardır. Yapılan araştırmalar astımın, allerjik burun mukozası yangısının hava kirliliğine bağlı olarak arttığını göstermiştir. Hava kirliliğinin uzun vâdeli etkisi ise dır. Gerek beta gerek alfa ışınlarının hızı, ışığın hızından çok düşüktür; elektriksel ya da manyetik alanlar bunları saptırır.

Radyoaktif maddeler zamanla radyoaktifliklerini kaybederler. Ancak bu kaybediş çok kısa bir süre içinde olabileceği gibi, milyonlarca yıl da sürebilir.

Radyoaktifliğin biyoloji ve tıp açısından getirdiği zararlar Hiroşima ve Nagazaki’nin bombalanmasından (1945) sonra Japon halkı üzerinde incelenmiştir. O zamandan beri atom bombası denemelerinin yasaklanması yolunda pek çok girişim olmuşsa da kesin bir görüş birliğine varılamamıştır.
en çok süreğen bronşitte ve akciğer kanserinde görülmektedir.

 

Radyoaktif ışınların havayı kirletmesi

 
İkinci Dünya Savaşından sonra, endüstri, biyoloji ve tıp alanlarında radyoaktif maddeler kullanılmasına başlanmış, bunların havayı kirletmesi toplum sağlığı için büyük bir tehlike olma yoluna girmiştir, özellikle atom enerjisiyle işleyen endüstri kuruluşlarının ortaya çıkışı ve bunların radyoaktif katı, sıvı ve gaz artıkları büyük bir sağlık problemi yaratmıştır. Bu artıklar bir yandan hava, toprak, su ve besinleri kirletirken, bir yandan da doğrudan doğruya organizmayı etkileyerek ciddî bir tehlike yaratırlar, ikinci Dünya Savaşının ve savaşı izleyen yılların gösterdiği gibi, atom bombaları, nükleer denemeler, atom reaktörlerinin boşalması, radyoaktif gazların kaçması bütün canlı varlıklar için büyük bir tehlike olmaktadır.

Gerek doğal, gerek insanoğlunun yarattığı radyoaktif maddelerden çıkan ışınlar iyonlaşma yoluyla etki yaparlar; yani üzerine bu ışınlardan düşen cisimler elektrik yükü alır. Elektrik yükü sırf tane-[cikler biçiminde olabildiği gibi, elektromanyetik dal-jgalar halinde de olabilir, örneğin iks ve gamma ı-şınları böyle manyetik dalgalara sahiptirler. Bu |ışınların hızı ışığın hızına (saniyede 300 000 km.) eşittir ve bir cismin içine girme güçleri çok yüksektir. Beta ışınları elektron ve pozitronlardan meydana gelirler. Bunların dalga uzunluğu çok kısadır; hafif madenler, kalınlığı birkaç milimetre olan maddeler bunları durdurur. Alfa ışınları artı helyum iyonlarıdır. Bir cismin içine girme güçleri çok az-
Hava kirliliğine karşı tedbirler

Bu tedbirler kirletici kaynaklara, etkenlere göre değişmektedir. Hava kirliliğini önlemek amacını güden tedbirlerin başlıcaları şöyle sıralanabilir:

Motorlu taşıt kökenli kirlenme en çok motorların hızlanıp yavaşlaması sırasında olduğundan, taşıtların elden geldiğince aynı hızla gideceği yolların yapımına çalışılmaktadır. Ayrıca birçok Avrupa ülkesinde .şehir içi motorlu taşıt trafiği sınırlanmakta, birçok cadde motorlu taşıtlara kapatılmaktadır. Taşıtların motorlarında değişiklik yapılması ve e-lektrik enerjisiyle işleyen taşıtlar kullanılması da düşünülmekte, fakat şimdilik gerçekleşmesi hayli güç görünmektedir. Ayrıca birçok yerde otobüs yerine troleybüs ve tramvay kullanılması yoluna gidilmektedir.

Kalorifer, soba vb. bacaları çatı düzeyinde olduğundan bunlardan çıkan kirleticiler havaya motorlu taşıtlarınkinden daha çabuk karışır. Birçok ülkede kükürdü az yakıt kullanılması ve kalorifer kazanlarının yakma yeteneğinin artırılması gibi tedbirlere başvurulmaktadır.

Kaynağı endüstri kuruluşları olan kirlenme ötekilere oranla daha kolay denetim altına alınabilmektedir. Ancak bunun için daha önceden yasaların böyle bir denetimi öngörmüş olması gereklidir. Birçok fabrikada tozları, dumanları ve gazları yok edici düzenekler kullanılmaktadır. Bacalar, kirleticilerin havada dağılmasını sağlayacak bir yükseklikte yapılmaktadır. Gazlar için yıkama işlemine başvurulmakta, bu yolla kükürt dioksitin % 80 oranında azalması sağlanmaktadır. Amonyak ve benzeri maddelerin katılmasıyla kükürt dioksitin nö-türleştiriImesi de bu amaçla uygulanan bir başka yoldur. Dumanlar is emici tesislerle az çok zararsız duruma getirilmektedir. Tozlara karşı da nemlendirilmiş kumaş elekler kullanılmaktadır. Ayrıca işçi lojmanlarının fabrikalardan uzak yerlerde yapılması yoluna gidilmektedir.

Bütün bu tedbirlere karşılık, hava kirliliği sorununun kesin olarak bir çözüme bağlandığını ileri sürmek henüz mümkün değildir.

Advertisement

Yorum yazın