Hormon nedir – Hormon çeşitleri

Hormon nedir – Hormon çeşitleri – Hormonal Sistem hakkında bilgiler

Hormonların varlığı yakın yıllara kadar bilinmiyordu. XX. yüzyılın başından bu yana araştırmalar, iç salgıbezlerinin hormon diye adlandırılan ürünlerinin insan vücudunun işleyişi üzerindeki etkilerini açıklığa kavuşturmuştur. Bu yazıda hormonların türleri ve nitelikleri açıklanmakta çalışma mekanizmaları konusunda ayrıntılı bilgi verilmektedir.
İnsan organizmasının hemen hemen bütün doku ve rganları bir ya da daha çok maddeler salgılarlar, u maddelere, organik işlev ve etkinlikleri kamçıla-ıcı bir takım özellikler taşıdıkları için, hormon adı verilir. Hormon sözcüğü Yunanca «ormao» (uyarma) sözcüğünden türetilmiş ve ilk olarak 1902 yılında Starling tarafından kullanılmıştır. Bugün hormon süzcüğü genellikle iç salgıbezleri adı verilen organların ürünleri için kullanılmaktadır. İç salgı-bezlerinin en belirgin etkinliği, öbür organ ve dokular için bir ya da daha fazla işlev uyarıcı maddeler salgılamaktır.

 

Hormonal sistem

Hormonlar, organik kimyasal yapılı, az ya da çok karmaşık normal fizyolojik ürünlerdir. Kendilerine
özgü biyolojik özellikler taşıyan hormonlar çok küçük dozlarda bile (oligodinamik etki) etkili olurlar. Hormonlar iç salgıbezleri tarafından hazırlanır, sonra da iç salgıbezlerinden doğrudan doğruya kana karışarak kan yolu ile uzak ya da yakın doku ve organlara ulaşırlar; bunların organik işlev-lik ve etkinlik derecesini değiştirirler. Hormonlar yükseltici veya uyarıcı ya da düzenleyici veya yozlaştırıcı olarak etki gösterirler. Hormonlar etkiledikleri organın ya da dokunun işlevsel etkinliği koşullandıran biyokimyasal metabolizma süreçleri üzerinde uyarıcı ya da önleyici bir rol oynarlar. Böyle-ce bu dokunun ya da organın işlevi i I ik vfe etkinlik derecesini değiştirirler.

Vücut tarafından üretildiği halde hormon sınıfına girmeyen maddeler vardır. Bunların başında Gley parahormonları gelir. Glikoz, karbonik asit ve laktik asit Gley parahormonlarının en önemlileridir. Bu maddeler de organlardan kana karışırlar. Fakat hormonlar gibi çeşitli organ ve dokuların işlevi iliği üzerinde yükseltici ya da düzenleyici etkiler meydana getirmezler.

Hücresel hormonlar da hormon sayılmazlar. Bun-| lar insan organizmasındaki hücreler tarafından organizmanın metabolizma süreci sırasında üretilen maddelerdir. Bu maddelerin aracılığı ile her hücre aynı doku üzerinde bulunan komşu hücreler üzerinde belli bir etki meydana getirir. Fakat bu etkif gerçek ho’monların etkisi ile karşılaştırılamaz.

Organ hormonları da hormonlar sınıfına girmezler. Organ korunması ve etkinliği üzerine etki eder-| ler. Bu hormonların eksikliği ya da önemli bir ölçüde azalışı ilgili organ üzerinde hastalık ya da yozlaş-| ma meydana getirir.

Vejetatif sinir sisteminin sempatik ve parasempatik sinir uçları üzerinde oluşan adrenalinle ya da asetilkolinle eş özellikli organik ürünler de hormon değildirler.

Gerçek hormonlar, biyolojik özellikleıi açısından, işlev uyarıcı ve işlev düzenleyici özellikteki hormonlar olmak üzere ikiye ayrılırlar. İşlev uyarıcı hormonlar bu hormonlara karşı duyarlılık gösteren organ ve dokular üzerinde etkilidirler. İşlev düzenleyici hormonlar ise, bu hormonlar içinde daima belli bir tanesine karşı duyarlılık gösteren organ ve dokulara karşı etki gösterirler.

 

Çeşitli hormonlar ve üretildikleri yerler:

 
Çeşitli iç salgıbezleri ve bu bezler tarafından salgılanan hormonların başlıcaları şunlardır:

Hipofiz bezi ön hipofiz (adenohipofiz ya da pre-hipofiz) ve arka hipofiz (nörohipofiz) olmak üzere ikiye ayrılır. Bunlardan ön hipofiz adrenokortikotropik hormonu; büyüme hormonu olan somatotrop hormonu; tireotrop ya da tireotropin hormonu; fo-likülin uyarıcı hormonu (gonadotropin A); lütein-leştirici hormonu (gonadotropin B); lüteotrop hormonu (prolaktin ya da lüteotropin) salgılar. Arka hipofiz ya da nörohipofiz ise oksitosin ve vazopres-sin ya da pitressini salgılar.

Paratiroit bezleri kalsiyum tuzları metabolizmasını uyaran parathormon ya da paratirini salgılarlar.

Kalkanbezi kendi işlevini gerçekleştiren tiroksin ile triiyodotironin ve tetraiyodotironin gibi bileşikleri salgılar.

Tiroksin, organik metabolizmayı uyarır, yapısal gelişmeyi olumlu bir biçimde etkiler.

Pankreas, ensülin ve glukagon hormonlarını salgılar.

Böbrek üstü bezlerinin korteks (kabuk) bölgesi mineral kortikoit hormonları (ya da mineral aktif kortikoitler), glikokortikoit hormonları (glikoaktif ya da karbonhidrat hormonları) salgılar. Bunlardan karbonhidrat hormonları ya da glikokortikoit hormonlar, karbonhidrat metabolizmasını etkilerler. Böbrek üstü bezlerinin merkez bölgesi ise adrenalin ve noradrenalin hormonlarını salgılar.

Dişi gonatlar, östrojenleri ve plasenta tarafından üretilen progesteron ya da lüteini salgılarlar.

Erkek gonatlar androjen hormonları salgılarlar; androjen hormonların başlıcaları testosteron, and-rosteron, dehidroizoandrosterondur.

Hormonlar, iç salgıbezleri tarafından üretildikçe hemen kana karışıp karışmadıkları henüz kesinlikle bilinmemektedir. Belki de belirli zaman aralıkları içinde kana karışmaktadırlar. Bununla birlikte, örneğin kalkanbezi gibi birtakım bezler tarafından salgılanan hormonların aralıklı olarak kana karıştıkları bilinmektedir. Çünkü bu bezlerin mikroskop altında yapılan dokusal gözlemlerinde koful adı verilen birtakım boşluklara rastlanmıştır. Koful, belirli bir miktardaki hormonun kana karışmadan evvel toplandığı bir yer olarak kabul edilebilir.

Hormonların kimyasal yapıları

Hormonlar kimyasal yapıları bakımından üç büyük grupta toplanırlar. Bunlar kimyasal yapıları basit olan hormonlar, karışık protein yapılı hormonlar ve steroit hormonlardır.

Kimyasal yapıları basit olan hormonlar aminoasit tipindedirler. Bunlara örnek olarak adrenalin ve tiroksin gösterilebilir.

Steroit hormonlar böbrek üstü kabuğu ve erbez-leri ve yumurtalıkların küçük aralıklar içindeki dokuları tarafından salgılanırlar.

Günümüzde hormonlardan sadece bazılarının kimyasal formülleri kesin olarak bilinmektedir. Bunlar, erbezlerinden türeyen testosteron, yumurtalıklardan türeyen progesteron, böbrek üstü kabuğu tarafından salgılanan kortizon ve dezoksikortikoste-ron, ön hipofiz ve arka hipofiz tarafından salgılanan hormonlar (ACTH ve büyüme hormonu), bazı kalkanbezi hormonları, böbrek üstü iliği hormonları ve ensülindir.

Bir hormonun kimyasal yapısı ve biyolojik etki tipi arasındaki ilişkileri ortaya koyabilmek için yapılan araştırmalarda çeşitli hormonların kesin kimyasal formüllerinin bilinmesi gerekir.
Hormonların başlıca fiziksel ve kimyasal özellikleri şunlardır; Hormon moleküllerinin kimyasal yapısı basittir. Kan ve dokuların küçük aralıkları içindeki lenfler gibi organik sıvılarda kolayca çözünürler ve büyük ölçüde yayılırlar. Bu ikili özellikleri yüzünden kana karışırlar ve kandan da dokulara u-laşırlar. Isıya karşı direnç gösterirler. Bu özellik yüzünden hormonlar, enzim ya da fermetlerden farklı olarak ısıda parçalanmazlar ve etkinliklerini yitirmezler. Sadece bazı hormonlar ısıya karşı dayanıksızdırlar. Bu yüzden parçalanırlar, yani yozlaşırlar ve belirli bir sıcaklıkta etkinliklerini yitirirler.

Hormonların biyolojik özellikleri

Hormonların biyolojik özellikleri şöyle sıralanabilir:

Belirli etkileme özelliği; yani her hormon sadece ve daima belirli organ ya da dokuların etkinliklerini uyarır ya da azaltır; başka organ ya da dokuları etkilemez.

Oligodinamik ya da mikroerjik etki; yani sonsuz küçük dozlarda bile belirgin ve önemli bir takım etkiler gösterme özelliğine (vitamin, ferment ya da enzim ve antigen gibi bazı maddeler de bu tepkiyi gösterirler) sahiptirler. Bu nedenle hormonlar tedavide çok küçük miktarlarda bile kullanıldıklarında, biyolojik etki bakımından hızlı ve önemli sonuçlar sağlanır.
Zoolojik belirginsizlik özelliği; bir hayvan türünden elde edilen bir hormon diğer bir hayvan türünden elde edilen benzer bir hormonla değiştirilebilir. Bununla birlikte tür bakımından belirginlik gösteren bir hormon olan adenohipofizin somatotrop hormonu gibi birtakım hormonlar bu özelliği göstermezler. Zoolojik belirginsizlikten yararlanılarak örneğin bir şeker hastasının pankreası tarafından az miktarda salgılanan ensülin, ineğin pankreasından salgılanan ensülin ile değiştirilebilir. Hormonların bu özelliği tedavi açısından büyük bir değer taşır. Çünkü yapay yoldan elde edilemeyen hormonlar, ancak bu şekilde değiştirilmektedir.

Hormonların etkileri

Hormonların insan organizması üzerindeki etkilerinin başlıcası yapı düzenleyici etkilerdir. Hormonlar, henüz büyüme devresinde olan organizmalarda vücut biçimlerinin gelişimini düzenlerler. Gley tarafından hormozon adı verilen bu çeşit hormonlar ö-zellikle erbezleri, yumurtalık, kalkanbezi, ön hipofiz ve boyun altı bezi tarafından salgılanırlar. Bu yüzden, bu bezlerin hormon salgılama işlevlerindeki yozlaşmalar, yani bu bezlerin kötü çalışmaları, büyüme ,devrelindeki bir organizmanın gelişmesini olumsuz bir biçimde etkiler. Bunun sonucu vücudun daha sonraki gelişiminde normalden sapmalar görülür. Böylece ön hipofiz kökenli bir cücelik ve bir devlik hali, kalkanbezi kökenli bir cücelik hali ve 12 14 yaşlarından önce iğdiş nedeni ile cinsel-bedensel distrofi hali ortaya çıkar. Bu distrofi halinde dış üretim organlarının gelişimi durur, kılların çıkması, kadınlarda göğüslerin büyümesi, sesin kalınlaşması (erk,eklerde) gibi ikincil cinsel özellikler ortaya çıkmaz; kol ve bacaklardaki kemikler uzunlamasına gelişir ve bunun sonucu vücut anormal bir şekilde büyür. Bunun sebebi erkeklerde erbezlerinin, kadınlarda da yumurtalıkların hormon salgılamamalarıdır. Bu cinsel hormonlar insanlarda cinsel olgunluğu sağlar ve ayrıca boyun aşırı bir şekilde uzamasına engel olurlar.

Hormonların kimyasal bakımdan düzenleyici etkileri de vardır. Organik metabolizmanın bütün biyokimyasal süreçlerini ayarlarlar. Glisidik yani karbonhidrat metabolizması üzerinde birbirine karşıt iki hormon grubu rol oynar. Bunlar hipoglisemileş-tirici hormonlar ve hiperglisemileştirici hormonlar olmak üzere ikiye ayrılır. Hipoglisemileştirici hormonlar glikozu karaciğerde glikoiene dönüştürerek ya da dokularda yakarak kandaki glikoz oranını düşürürler (glisemi). Bu hormonlardan başlıcaları en başta pankreasın salgıladığı ensülin ve timusbe-zi, paratiroitler, cinsel organların (er bezleri, yumurtalıklar) küçük aralıklar içindeki dokular tarafından salgılanan hormonlardır. HipergI¡semileştirici hormonlar ise, diğerlerinin tam tersine, glikojenin glikoza parçalanmasını sağlayarak ya da glikozun dokular tarafından kullanılmasını önleyerek kandaki şeker miktarının artmasına yol açarlar. Bu sınıftan olan hormonların başlıcaları böbrek üstü bezi kökenli adrenalin ve kortikosteroitler ve pankreas kökenli glukagondur. Kalkanbezi hormonları ve bazı cinsel bezlerden (erbezi, yumurtalık) salgılanan hormonlar, insan organizmasında (derialtı dokusunda ve iç organların etrafında) birikmiş olan yağların tüketilmesini sağlayarak lipit metabolizması üzerine etki ederler. Nitekim.cinsel kalkanbezi hormonlarının az salgılanması sonucu yağların insan vücudunda aşırı bir şekilde birikmesinden doğan yağlılık halleri görülür. Üreme bezlerinden salgılanan hormonlar, ön hipofiz hormonu ve ensülin ise organizmayı protein bakımından zenginleştirir-ler. Proteinler, hücrelerdeki dokuları oluşturan temel maddeyi meydana getirirler.

Öte yandan kalkanbezi kökenli bir hormon, yukardaki işin tam tersini meydana getirir. Bu hormon proteinleri oksitleyerek bunların tüketimini sağlar. Vücuttaki dokuların su metabolizması ise özel bir şekilde antidiüretik (işemeyi önleyen) hormon tarafından düzenlenir. Bu hormon hipofizin arka lobu tarafından salgılanır. Şekersiz diyabette temel yozlaşma, bu arka hipofiz bezi hormonunun az salgılanması sonucu su metabolizmasında ortaya çıkan dengesizlikten ileri gelir. Nihayet, sodyum, potasyum, klor, fosfor, kalsiyum gibi mineral tuzların metabolizmasına paratiroit hormonu ile deoksikor-tikosteron hormonu etki ederler. Bunlardan paratiroit hormonu kalsiyum ve fosfor metabolizmasını ayarlar, böbrek üstü kabuğu tarafından salgılanan deoksikortikosteron hormonu ise sodyum, klor, potasyum ve tuz metabolizmasını ayarlar. Bu yüzden bu ikinci hormona su-mineral düzenleyicisi adı da verilir. Sonuç olarak organik metabolizmaya birbirine karşıt iki hormon grubu etki eder. Bunlardan bazıları anabolizma uyarıcı, diğerleri ise katabo-lizma uyarıcıdırlar. Bunlardan anabolizma uyarıcılar organik metabolizmanın anabolizma evresinin özümleme süreçlerini olumlu bir biçimde etkileyerek vücudun şişmanlamasına, yani yağlanmasına yol açarlar. Katabolizma uyarıcılar ise organik metabolizmanın katabolizma evresindeki özümlemenin karşıtı olan süreçleri hızlandırarak, vücudun zayıflamasına yol açarlar. Kalkanbezi tarafından salgılanan hormonlar katabolizma uyarıcı hormonlar sınıfına girerler.
Hormonların sinir düzenleyici etkileri de vardır. Gerçekten de kimi hormonlar merkezsel ve çevresel sinir sisteminin gerginlik ve uyarılabilme özelliğini ayarlarlar, örneğin adrenalin, sempatik sinir sisteminin uyarılabilme gücünü ve derecesini yükseltir Bu nedenle adrenaline sempatik-mimeti.k hormon a dı verilir. Paratiroit bezler tarafından salgılana parathormon ise kalsiyum, magnezyum, potasyu metabolizması üzerinde yaptığı etkilerle sinir kas larının uyarılabilme yeteneğini düzenler.

Hormonların bir etkisi de ruhsal düzenlemedi Ruhsal düzenleyici hormonlar insanın ruh yapısın heyecanlarını, karakter özelliklerini, huy değişik liklerini, ruhsal uyarılabilme derecesini ve zekâ ye teneğini ayarlarlar. Örneğin kalkanbezi tarafında salgılanan hormonlar, ruhsal düzenleyici özelli taşırlar. Nitekim Basedow hastalığına yakalanmı kimselerde_ aşırı duyarlılık, aşırı heyecanlar, aşı iticilik, şiddetli tepkiler, kavgacılık anî ve çabuk ka rakter ve huy değişmeleri görülür. Kalkanbezinin a şırı derecede hormon salgılaması ile meydana ge n Basedow hastalığından başka bir de kalkanbezinin az çalışması yani yeterli derecede hormon sallanmaması yüzünden ortaya çıkan guatr hasta-ığı vardır.

Hormonların organizma üzerindeki yapısal, kim-asal, sinirsel, ruhsal etkilerinden başka bir de or-anizmadaki etkinliklerin çeşitli bölümlerini bir arada tutan ve bunların birbirleri ile uyuşmasını sağ-ayan etkileri vardır. Bu etkiler sayesinde organizmadaki organların her biri kendi hesabına değil e, hep bir arada, birlikte çalışır. Organların bir arada çalışma işlevini hem hormonlar, hem de vejetatif sinir sistemi gerçekleştirir. Bu yüzden vejetatif inir sistemi ile hormonlar arasında sıkı bir bağıntı e işlevsel bir bağımlılık vardır.

Bu çok yönlü işlevsel bağlantı ve uyuşma bütün hayat boyunca hormonlar tarafından gerçekleştirilir. Bununla birlikte bu çok yönlü işlevsel bağlan-ı ve uyuşma haycıt boyunca değişiklikler de gösterir. Çünkü hayatın her devresinde hormonlar ile vejetatif sinir sistemi arasındaki denge değişiktir. Yıllar geçtikçe yeni bir takım hormon salgılanmaları eydana gelir ve buna paralel olarak bazı horonların etkinlikleri durur. Örneğin üreme bezleri rginlik çağı ile birlikte faaliyete geçerler; boyun İti bezleri ise erginlik çağının başlaması ile etkinliklerini yitirirler. Birtakım hormonlar ise hayatın er devresinde de varlıklarını sürdürürler; fakat ayat boyunca az ya da çok şiddetli fizyolojik derişikliklerle karşılaşırlar.

 

Hormonların çalışma mekanizmaları

Hormonlar temel olarak kimyasal bir uyarıcı gibi tki ederler. Omurgasız ve çok küçük hayvanlarda ormonlar biricik organik uyarıcılardır. Çünkü bu eşit hayvanlar sinir sisteminden yoksundurlar. Şiir sistemleri olan insanlarda ve omurgalı hayvan-arda hormonlar sinirsel uyarılarla işbirliği yaparak, her bir organ ve dokunun kendilerine özgü işlevsel etkinliklerini uyarırlar ya da önlerler. Sinirsel ve kimyasal uyarıdan etki bakımından en hızlısı inirsel uyarıdır. Çünkü sinirsel uyarı çeşitli sinirsel iletim yolları ile yapılır. Sinirsel uyarının yayılma hızı hormonların yayılma hızlarından çok daha yüksektir. Çünkü hormon kendisini salgılayan iç salgıbezlerinden hareket ederek organlara ya da dokulara varıp buradan kana karışana kadar, sinirsel uyarı çoktan hedefine varmış olur.

Birçok deneyler hormonların, vücuttaki işlerini tamamladıktan sonra da yaşadıklarını ve sonra da sidikle organizmadan atıldıklarını göstermiştir. Hormonlardan bazıları madensel hiç bir değişiklikle karşılaşmadan vücuttan atılırlar; diğerleri ise yapısal bir takım bölünmelere uğradıktan ya da karaciğer aracılığı ile diğer maddelerle birleştikten sonra vücuttan atılırlar.
Hormonlar ve sinirler

Yukarıda, bazı hormonların sinirleri düzenleyici etkilerinden, merkezsel ve çevresel sinir sistemlerini ve özellikle vejetatif sinir sisteminin uyarılabilme yeteneği üzerindeki düzenleyici etkilerinden söz e-dilmişti. Bunun gibi vejetatif sinir sistemi de bazen iç salgı sistemini değişik bir şekilde etkiler, örneğin vejetatif sinir sistemi bir iç salgıbezinin belirli bir hormonu salgılama sürecine etki eder. Nitekim sempatik sinirler kalkanbezinin hormon salgılama işlevini, parasempatik sinirler ise pankreas tarafından ensülin salgılanmasını olumlu yönde etkilerler. Vejetatif sistem ayrıca hormonun kendisini salgılayan bezden kana karışma temposunu düzenler. Örneğin henüz salgılanmış bir durumda olan ve kalkanbezinin içindeki toplanma boşluklarında bulunan kalkanbezi hormonlarının kana boşalımını sempatik sinirler olumlu bir biçimde etkilerler; parasempatik sinirler ise bu hormonların kana karışmasına engel olurlar. Vejetatif sistem belirli bir hormonun etkisi ile karşılaşacak olan organ ya da dokuları etkileyerek, bu organ ya da dokulara bu etkileri daha iyi alabilir bir nitelik kazandırır ya da bu organ veya dokuları hormonların etkilerine karşı daha dayanıklı bir hale sokar.

İç salgı sistemi ve nörovejetatif sistemler arasındaki bu karşılıklı ilişkiler, bu iki sistem arasında sıkı bir işlevsel işbirliği durumunu gerekli kılarlar. Bu şekilde insan organizmasının çeşitli organları, dokuları ve organik metabolizmanın çeşitli bölgeleri vejetatif sinir sistemi ve hormon sistemi tarafından aynı şekilde etkilenmiş olurlar.

 

Hormonlar ve vitaminler

 
Hormonlar ile vitaminler arasında çok sıkı ilişkiler vardır. Bazı araştırıcılar hormonları «hayvansal vitaminler», vitaminleri de «dış hormonlar» ya da bitkilerde bulunan ve bitkilerden sağlanan «bitkisel hormonlar» olarak tanımlarlar. Nitekim gerek vitaminler, gerekse hormonlar oldukça basit bir molekül yapısı gösterirler. Fiziksel ve kimyasal etkenlerin parçalayıcı etkilerine iyi direnç gösterirler.

Isıya karşı fazla dayanıklı değildirler. Sonsuz küçük dozlarda bile hızlı etki ve iyi sonuçlar verirler.

Bununla birlikte hormonlar ile vitaminler arasında önemli bir fark vardır. Hormonlar, organizmada iç salgıbezleri tarafından meydana getirilirler. Oysa, insanlar ve hayvanlar vitaminleri dokularında kendiliklerinden üretemezler, bunları ancak dışarıdan, taze sebze ve meyvelerden alırlar. İnsan ya da hayvan organizması meyve ve taze sebzelerle vücuduna sağladığı bazı provitaminleri (etkin halde olmayan vitaminler) etkin vitaminler haline sokar.

 

 

 

Advertisement

Yorum yazın