İslam Uygarlığı – İslam Medeniyeti

İslam Uygarlığı Hakkında Bilgiler – İslam Medeniyeti Nedir – İslam Medeniyeti Tarihi
İSLÂM UYGARLIĞI, her yönden büyük bir ilerleme göstermiştir. Müslümanlar, güçlü bir imparatorluk kurdukları gibi, uygarlıkta da başarılı olmuşlardır. İslâm dini, Araplara yeni bir hukuk ve devlet düzeni getirdi. Ülke zenginleşti. Ele geçirilen yerlerdeki eski uygarlıkların etkisi ve öteki milletlerden İslâm dinini benimseyenlerin çalışması ile düşünce, bilim, sanat ve ekonomi alanında kısa sürede önemli bir gelişme sağlandı. Ortaçağ’ın en ileri uygarlığı yaratıldı. Türklerin ve İranlIların, bu uygarlığa büyük katkıları oldu.
Devlet örgütü: Hz. Muhammed, Müslümanların hem din, hem de devlet başkam idi. Kendisinden sonra, yerine kimin geçeceğini kesin olarak açıklamadı. Yalnız hastalandığı zaman, Ebubekh’e imam olarak namaz kıldırmasını bildirdi. Peygamberden sonra, din ve devlet başkanı olan dört halife, bir çeşit seçimle işbaşına geçtiler. Bunlar, Peygamberin vekili (halife) olarak ölünceye kadar bu görevde kaldılar. Halifeliği sırasında, Ebubekir’e devlet işlerinde en yakın arkadaşı olan Ömer, ona da halifeliğinde Ali yardım etti. Emeviler döneminde halifelik babadan oğula geçti. İslâm devletinde henüz merkez örgütü kurulmamıştı. Haİife, ileri gelen kabile başkanlarının düşüncelerini alır, son kararı kendisi verirdi. Emevîler, sınır boylarından ve illerden kısa sürede haber alabilmek için düzenli bir posta örgütü kurdular. Abbasılerde de halifelik babadan oğula geçti. Yalnız Abbasiler, Peygamberin amcasının soyundan oldukları için, başta bulunmaları tartışılmadı. Bunların zamanında devletin en yetkili memurları vezirlerdi. Maliye, askerlik ve posta işleri divan denilen dairelerde görülürdü.

İslâm devletinin başkenti önce Medine idi. Ali’nin halifeliği zamanında Küfe başkent oldu. Emevîler Şam’ı, Abba-sîler yeni kurdukları Bağdat’ı başkent yaptılar. İlleri, valiler yönetirlerdi. Emevîler döneminde, valilere geniş yetkiler verildi. Vali, o ilin hem en yüksek mülkiye memuru, hem de en büyük komutanı idi. Abbasiler döneminde iller küçültüldü. İlk zamanda, adalet işlerine halifeler bakarlardı. Yeni ülkeler fethedilince, uzak illerin adalet işlerini görmek üzere buralara kadılar gönderildi. İlk kadıyı Ömer atadı. Kadılar, anlaşmazlıklarda ve suç işleyenler hakkında Kur’an’a göre karar verirlerdi. Kur’an’ da bulamadıkları bir durum olursa, Peygamberin sözlerinden ve hadislerinden yararlanırlardı. Emevî halifelerinden Yezit zamanına kadar adalet işleri İslâm kanununa göre yürütüldü.

İslâm imparatorluğunda maliye örgütüne çok önem verildi. Hâzineye «Bey-tülmal» denirdi. Devletin geliri zekât, cizye, haraç, aşar ve gümrük vergileri idi. Toplanan gelirin büyük bir bölümü, askerlik yapmakla görevli olan Arapla-ra mâaş olarak dağıtılırdı. Bunun için bütün Arap ailelerinin defterleri tutulurdu. En çok maaş alanlar Kureyş kabilesinden olanlardı. Gelirin bir bölümü de savaş giderlerine ve bayındırlık işlerine ayrılırdı. Emevî halifelerinden Ab-dülmelik’e (Bak.) kadar, Araplar, Doğu Roma ve Sasanî paralarını kullandılar. İlk Arap parasını Abdülmelik bastırdı.
Ordu: İlk zamanlarda, her eli silah tutan Arap asker olurdu. Daha sonra düzenli bir askerlik örgütü kuruldu. Yeni ülkeler alınınca, buralarda ordugâhlar oluşturuldu. Irak’ta Basra ve Küfe’ ye Araplar yerleştirilerek kendilerine İ-ran’ın ve Türk illerinin fethi görevi verildi. Suriye’de Filistin, Dımışk, Kinnes-rin, Ürdün ve Humus ordugâhları kuruldu. Bunlar da Anadolu’yu ele geçireceklerdi. Mısır’da Füstat, Kuzey Afrika’ da Kayruvan birer ordugâhtı.

Araplar, İslâm dininin verdiği güçle çok büyük kahramanlıklar gösterdiler. Müslümanların, kâfirlerle savaşmaları bir görevdi.

Abbasiler, Arap olmayan Müslümanların yardımıyla devlet yönetimini ele geçirdikleri için, onları da orduya aldılar, özellikle Türklere önemli görevler verdiler. Doğu Roma imparatorluğu üzerine gönderdikleri orduların başına Türk-lerden komutan seçtiler.

Araplar, deniz kuvvetlerine de önem verdiler; Mısır ve Tunus’ta tersaneler kurdular. Güçlü donanmalarla Akdeniz ülkelerine seferler yaptılar. Bizans’ı karadan ve denizden kuşattılar.

Sosyal ve Ekonomik Durum: İslâm dininde, Müslümanlar arasında ayrılık olmamakla birlikte, imparatorluğu kuran Araplar, .kendilerini öteki milletlerden üstün gördüler. Emevîler döneminde, halk, üç sınıfa ayrıldı: 1) Araplar; bunlar, yüksek sınıf sayılırdı. Askerlik yaparlar, devletten maaş alırlardı. 2) Mevalî; Arap olmayan Müslümanlardı. Kendilerine hor gözle bakılırdı. İslâm uygarlığını daha çok bu sınıf geliştirmişti. Mevalî olanlar, zaman geçtikçe tarım, ticaret ve sanatla zenginleştiler. Bu sınıfın karşı çıkmasıyla Emevîler yıkıldı. Abbasiler döneminde Araplarla Mevalî arasında eşitlik sağlandı. Bundan sonra Araplar, imparatorluktaki üstünlüklerini yitirdiler. 3) Müslüman olmayanlar; bunlar da ikiye ayrıldı: a) Ehli kitap, b) Ehli küfür. Ehli kitap olanlar, Hıristiyanlarla Musevilerdi. Ehli küfür olanlar ise tek Tanrılı dinleri benimseyenlerin dışında kalanlardı (Putperestler. Hindular, Brahmanlar vb.) Bu ü-çüncü sınıftan, ayrıca, haraç ve cizye a-dıyla vergi alınırdı. Bu sınıflardan başka bir de tutsaklar vardı.

Müslümanlık, günümüze göre kadınla erkeği ayrı tutmuştur. Kadınların kapalı yaşaması gerekli görülmüştür. Her evde haremlik ve selâmlık yerleri vardı. Kadınlarla erkekler bir arada toplanamazlardı. Evlerin pencereleri, orta yerde bulunan avluya açılırdı. Bir erkek nikâhlı olarak dört kadın alabilirdi. Erkek, çok kolay olarak karısını boşaya-bilirdi.

İslâm dini, insanları çalışmaya yönelten kurallar getirmişti. Dokuz günlük bir yaşama süresi için, on günlük çalışmak gerekli idi. Tarımda eski bilgilerden yararlanılarak büyük bir gelişme sağlandı. Bu alanda bilimsel çalışmalar yapıldı. Devletin önemli görevlerinde bulunanlar, tarımla uğraştılar; bundan zevk duydular. Halifeler, su kuyuları kazdırdılar; su kaynakları bulanlara ö-dül verdiler. Suları toplamak için bentler, dağıtmak için de kemerler yaptırdılar: kanallar açtırdılar. Su işlerini yürütmek için su divanı adıyla bir daire kuruldu. Çeşitli ülkelerden iyi cins tahıl ve meyve tohumları getirildi. Bunların çoğaltılmasına çalışıldı.

Madenlerin işletilmesine, silah yapımına önem verildi. Şam’da çelik yapımında çok ileri gidildi. Madenden vazolar, ibrikler, tepsiler, lambalar ve çeşitli kaplar yapıldı; üzerleri, oymalar, kakmalar, nakışlar ve resimlerle süslendi. Keramik ve cam işleri de çok ilerledi. Mineli çömlekler, altın yaldızlı porselen-ler yapıldı. Mısır’ın, Suriye’nin, Bağdat’ın cam işleri, dış ülkelerde büyük ün kazandı. Dokumacılık da ileri gitti. Yapağı, pamuk, keten, tiftik, deve yünü, ipek ve sırmadan kumaşlar dokundu. Musul, ince kumaşları dokumakta ün kazandı.
İslâm imparatorluğu döneminde, doğu ülkeleriyle batı ülkeleri arasında geniş ölçüde ticaret yapıldı. En önemli iskeleler Basra, Aden, İskenderiye, Kartaca, Tanca, Barselon (Barselona) idi. En çok Doğu Roma imparatorluğu ile ticaret ilişkilerinde bulunuldu. Arap gemileri baharat, koku, inci, değerli taş, ipekli kumaşlar almak için Kaliküt ve Sumat-ra’ya kadar gidip geldiler. Çin’den daha çok kervaplarla mal getirildi. En işler ticaret yolu Mısır’dan geçiyordu.

Dil ve Edebiyat: Arapça, Abdülmelik zamanında resmî dil oldu. Daha önce yerli diller de kullanılıyordu. Ele geçirilen ülkeler halkı, İslâm dinini benimsemek ve Arapçâyı öğrenmek zorunda bırakıldılar. Bu yüzden benliklerini yitirdiler. Mısır ve Kuzey Afrika ahalisi. Ispanya’da yaşayan Gotlar ve İberler, A-raplaştı. İran’da ve Türkistan’da bu etki az oldu. Güçlü bir Pars dili İranlIların, büyük gruplar halinde Müslüman olmaları Türklerin benliklerini korumalarını sağladı.

Arap edebiyatının özelliği sözcük sanatı ve uyumudur. Konu, her zaman ikinci planda kalmıştır. Emevîler döneminde söz söyleme sanatı çok gelişti. Siyasal söylevler, olayların gelişmesinde önemli bir rol oynadı. Bazen bir dakikalık etkili bir söz, savaşın kazanılmasına neden oldu. Araplar çabuk duygulanan insanlardı. O anı kullanmasını bilen devlet adamları, komutanlar, politikacılar kazanmışlardır. Abbasîler döneminde, felsefe ile ilgili düşünceler edebi yata girmiştir.

Bilim: İslâm bilgifıleri, çeşitli yönlerden Kur an üzerinde titizlikle ve dikkatle çalıştılar. Arapçanın sözlüğü ve grameri hazırlandı. Abbasiler döneminde, bilimin çeşitli dallarında önemli bir ilerleme sağlandı. İslâm dini ve hukuku ile ilgili yeni bilimler oluşturuldu. Pozitif bilimlerde, öteki milletlerden yararlanıldı ve orijinal eserler meydana getirildi. İslâm bilimlerinden tefsir, hadis, fikıh ve kelâm üzerinde önemli çalışmalar ya-

P’ld’

Pozitif bilimlerde, önce, geniş ölçüde bir çevirme işine girişildi. Halife Memun zamanında, çeşitli konularla uğraşan çevirme kurulları kuruldu. Eski Yunanca-dan, Sanskritçeden, Farsçadan birçok eser çevrildi. Felsefe, tıp, matematik, doğa bilimleri ile ilgili olan bu kitaplardan İslâm bilginleri yararlandılar. Kendileri de yeni telif eserler hazırladılar. Çok önemli keşiflerde de bulundular. Fransız kimya bilgini Lavoisier kadar başarılı olan Razî, asit sülfiriği buldu. Harzemli Musa’kardeşler, matematik ve astronomide büyük başarı gösterdiler. Sincar ovasında, yerin meridyen dairesini ölçtüler. Geometride de İleri gidildi. Cebir, bu dönemde oluşturuldu, lbni Cemşit, ondalık kesir yöntemini buldu. Daha sonra trigonometride kirişler yerine sinüsler kullanıldı. İkinci, üçüncü dereceden olan denklemlerin çözüm formülleri bulundu.

tslâm imparatorluğunda, felsefede Fa-rabî (Bak.) öncülük yaptı, tbni Sina (Bak.; ve lbni Rüşd (Bak.) büyük filozoflardır. Bu ünlü bilginlerin ve düşünürlerin çoğu Türk’tür.

Bu dönemde İslâm ülkelerindeki uygarlık, her yönden Avrupa’dan üstündü, tspanya ve Sicilya medreselerinde okuyan Hıristiyan çocukları, Eflatun ve A-risto gibi eski Yunan bilgin ve filozoflarının eserlerini Müslümanlardan öğrendiler. Müslümanlar, tarih yazıcılığında da başarılı oldular. Tarihle ilgili olayları, felsefî bir görüşle incelediler ve değerlendirdiler. Bu olayları en doğru biçimde yazmaya önem verdiler. Taberî, Mesudî, İbnülesir, İbni Haldun, ünlü tslâm tarihçileridir.

Güzel Sanatlar: İslâm sanatı, İran,
Türk ve Bizans sanatının etkisiyle gelişti. Arapların, kendilerine özgü bir sanatları ;roktu. Orijinal tslâm sanatı yavaş yavaş ortaya çıktı. Kubbeli camiler, süslü saraylar yapıldı. Binalarda yarım kemerler yerine at nalı biçiminde kemerler kullanıldı. Duvar ve tavanlara çizilen geometrik şekiller, bitki resimleri, süslü yazılar İslâm sanatının özelliğidir. Buna «arabesk» denir. En önemli mimarlık eserleri, Kudüs’te Ömer camisi, Mısır’da Ezher ve lbni Tulon camileri, Kuzey Afrika’da Kayruvan’da Büyük cami, Ispanya’da Gırnata şehrindeki El-hamra sarayıdır. İslâm sanatında oymacılık, kakmacılık ve nakkaşlık gibi süsleyici sanatlar çok ileri gitmiştir.

Advertisement

Etiketler:

Yorum yazın