Kızamık belirtileri Kızamık aşısı Kızamık hastalığı

Kızamık

Döküntülü bir virüs hastalığı. Başlangıçta herhangi bir soğuk algınlığından ayırt edilemez; fakat sonra kendine özgü döküntüleri görülür. Bir defa kızamığa yakalanan kimse ömrü boyunca bağışıklık kazanmış olur. Kızamık virüsü bütün dünyada yaygındır ve iki yılda bir salgınlar meydana getirir. Avrupa’da ve Türkiye’de kışın ve ilkbaharda ortaya çıkar.

Kışın meydana gelen kızamık salgınları kızamıktan sonra başka hastalıklara yol açar; bunlar çoğunlukla solunum yollarının mikroplu hastalıklarıdır. Yeni doğmuş çocuğun bir süre kızamığa karşı doğal bağışıklığı vardır. Bebek bunu doğumdan önce annesinden aldığı bağışıklık cisimleriyle sağlar. Ancak bu bağışıklık yavaş yavaş azalır ve bebek altı aylık olunca biter. Altı ayın sonunda bebek çok kolay kızamık kapacak durumdadır.

Virüs hastanın ağzından soluk verme sırasında çıkan nem damlacıklarıyla geçer; bulaşma olasılığı çok yüksektir. Bağışıklığı olmayan bir kimsenin kızamık virüsü alıp da hastalanmaması pek az rastlanan bir durumdur. Bundan ötürü bağışıklığı olmayanların hastalara yaklaşması kızamığı yayar. En çok çocuklukta, yuvada ve ilkokulda görülmesi bundandır. Gelişmiş ülkelerde en çok 3-5 yaş arasında, az gelişmiş ülkelerde daha erken yaşlarda görülür. Az gelişmiş ülkelerde kızamık çok şiddetli bir hastalıktır. Kızamıktan ölüm, yüksek bir oran gösterir. Bunun nedeni kızamık virüsünün bu ülkelerde daha güçlü olması değil, sağlık koşullarının kötü oluşudur.

Kızamık virüsü, kızamık hastalığının bilinmediği bir topluluğa girince, genellikle bütün halkı etkileyen çok büyük bir salgın başgöstermektedir. 1781 yılına kadar bu hastalığı bilmeyen Faroe adalarında o yıl görülen salgın bu duruma örnek gösterilebilir. O salgından sonra 65 yıl süreyle Faroe adalarında yine kızamığa rastlanmamış; 1846’da adaya gelen bir yabancı tekrar virüsü getirmiş, bu defa 65 yaşın üzerinde kimselere bir şey olmayıp 1781’den sonra doğanları etkileyen bir salgın başgöstermiştir.

Kızamık hastalığı, 2000 yıldan beri bilinmektedir. Eldeki en eski kızamık tanımlaması El Yehudi adlı bir İbrani hekiminin olup, I. yüzyıldan kalmadır. Hastalığa bir virüsün sebep olduğu 1911 yılında saptanmıştır. Maymunlara kızamıklı kimselerin diğer mikroplardan arınmış tükürükleri verildiğinde, hayvanların hastalığa yakalandıkları görülmüştür. Virüsün laboratuvarda üretilmesi ancak 1954’de gerçekleşmiştir.

Kızamık virüsü yapı bakımından tıpkı kabakulak virüsüne benzer. Çapı milimetrenin 0,0001’i ile 0,0003’ü arasında değişir. Virüsün ortası birbirine dolanmış proteinden ve ribonükleik asitten bir sarmaldır. Bu protein çekirdeğin çevresinde, bileşimi lipit ve protein olan ince bir zar vardır. Zardan dış yüzeye doğru kısa uzantılar çıkar. Bunlar virüsün hastalık bulaştıracağı hücreye bağlanmasını sağlarlar. Kızamık virüsü her ne kadar kabakulak virüsüne ve grip virüslerine benzerse de, seroloji açısından onlarla yakınlığı yoktur. Kızamık virüsünün proteinleri ayrıdır ve kızamık virüsünün bağışıklık cisimleri kabakulak ve grip virüslerini etkilemez.

Buna karşı kızamık virüsünün gerek biçim ve gerek seroloji açısından akraba olduğu virüsler bilinmektedir. Bunlar köpeklerde özel bir köpek hastalığı (distemper) yapan virüsle, sığır humması virüsüdür; Kızamık virüsünün doğal konağı insan ise de, bu hastalık maymunlara da geçebilmektedir. Virüs döllenmiş tavuk yumurtasına ve insan, maymun, köpek gibi çeşitli hayvanlardan alınan canlı hücrelere de verilebilmektedir.

Kızamık genellikle, kolayca tanınan bir hastalık olduğu için, teşhiste laboratuvar incelemelerine başvurulmaz. Ancak, kızamık virüsünden başka, ikinci derecede önem taşıyan mikropların da işe karışması durumunda bunlarla ayrı ayrı savaşabilmek için bu tür incelemelere girişilir.

Kızamık son derece bulaşıcı bir hastalıktır. Virüsü alan ve bağışıklığı olmayan bir kimse mutlaka hastalanır. Hastalık; virüsü solunum yolundan almakla başlar. Virüs daha solunum organı dokusunda iken çoğalmaya başlar. Başlangıçtaki bu yerel çoğalma 3-5 gün sürer. Bundan sonra virüs parçacıkları kan ve lenf dolaşımlarıyla bütün vücuda taşınır. Virüsün alınmasıyla deride döküntülerin görülmesi arasmda geçen süreye kuluçka dönemi denilir. Bu dönem 10-14 gün arasında değişir.

Hastalığın ilk belirtileri alelade soğuk algınlığı belirtilerinden ayırt edilmez. Ateş çok yüksek değildir. Ancak 38 dereceye kadar çıkabilir. Ateşle birlikte burun mukozasında kızartılar, nezle, aksırık, göz yaşarması ve kızarması da olur. Dil paslıdır. Kuvvetli bir öksürük vardır. Fotofobi yani parlak ışıktan rahatsız olma durumu görülür. Bazı çocukların sesleri kısılır, boğazları ağrır, ishal olurlar.

Olayların %95’nde kızamık genellikle ağızda ve yanakların iç yüzünde görülen koplik lekeleriyle anlaşılır. Ön azı ve azı dişleri karşısına rastlayan bu lekeler 12 mm. büyüklüğünde, ortası mavimsi beyaz, kenarı koyu pembe ya da koyu kırmızı sivilcelerdir. On on ikisi bir arada olmak üzere öbek öbek görünürler. Fakat gruplar kimi zaman o kadar sıktır ki, bütün ağız mukozası bunlarla kaplanır.

Hastalık bu aşamadayken kanda kızamık virüsü vardır; bu duruma viremi denilir. Virüs o sırada yalnız kanda değil, lenf bezlerinde, sümükte ve sidikte dt bulunur. Bu nedenle hastalık en çok bu aşamada bulaştırılır. Başlangıçtaki ateşten sonra vücut sıcaklığı normale döner; fakat döküntülerin görünmesinden önceki akşam tekrar yükselerek 40 dereceyi bulabilir. Genellikle koplik lekeleriyle döküntüler arasında 35 günlük bir ara olur.

Döküntüler önce başta ve özellikle kulakların arkasında, boyunda, alında belirirler. 2428 saat içinde gövdeye kol ve bacaklara ve sonra ellerle ayaklara yayılırlar. Döküntüler çoğalırken koplik lekeleri yavaş yavaş kaybolurlar ve döküntüler el ve ayaklarda belirdiklerinde, başlangıçtaki nezle ve öksürük gibi solunum yolları hastalıkları iyileşmeye yüz tutar. Döküntüler önce 3-5 milimetre çapında, birbirinden ayrılabilir noktalar halindedir. Bunlara «makula» (leke) denilir. Daha sonra renkleri koyulaşarak erguvana çalan bir kırmızı olur; kabarırlar ve sivilce görünümü alırlar. Döküntülere bu aşamada papula (kabartı) denilir.

Papalaların sayısı çok çoğaldığından aralarında birleşerek iri lekeleri andırırlar. Derideki döküntülerin nedeni henüz bilinmemektedir. Derinin altındaki hücrelerde virüs bulunmadı sonucu oluşabilecekleri gibi, vücudun virüsle bağışıklık cismi çarpışmasına karşı alerjik bir tepkisi de olabilirler. Bu ikinci düşünceyi destekleyen birtakım kanıtlar bulunmuştur. Son derecede seyrek rastlanan bazı olaylarda, kızamık virüsü alan bir çocukta ağır bir zatürree gelişmekte, virüs uzun bir süre çoğalmaya devam etmekte, fakat vücut virüsü yok edecek ve bağışıklığı sağlayacak bağışıklık cisimlerini üretmemektedir. Bu hastalıklarda genellikle döküntü görülmez.

Döküntüler 48-72 saat sonra şiddetini kaybeder; vücut sıcaklığı yavaş yavaş normale döner. Genellikle deride koyuca bir leke kalırsa da, bu geçicidir. Bir haftayla on gün arasında değişen bir sürenin sonunda deri soyulmasıyla bu da yok olur.

Kendisi oldukça hafif bir hastalık olan kızamığın getirdiği komplikasyonlar önemli bir sorundur. Bunların arasında en çok rastlanan bronkopnömonidir. Akciğer ve solunum yollarının yangısı demek olan bu hastalık, kişinin sağlığının zayıf olduğu bir sırada vücuda giren ve büyük zarar veren mikroplar tarafından meydana getirilir. Bu mikropların en yaygın türleri Streptococcus pneumonia ve Haemophilus influenzaedir. Kızamığın komplikasyonu bazen bir orta kulak yangısı olabilir. Bu, tehlikeli olabilecek bir durumdur ve az gelişmiş ülkelerde hastayı çoğu zaman ölüme kadar götürebilir.

Kızamığın yarattığı komplikasyonların en tehlikelisi ansefalomiyelittir. Bu durumda beyinde yangılanma olur ve sinir hücrelerini çevreleyen katlardaki miyelin bozunur. %15 oranında ölümle sonuçlanan bu durum bin kızamıktan birinde meydana gelir. Sinir hücrelerinin nasıl olup da böyle etkilendiği henüz anlaşılamamıştır. Gerek beyinden ve gerek beyin-omurilik sıvısından henüz virüs alınamamıştır. Ansefalomiyelitten kurtulan hastalarda çoğu zaman sara ya da sinir bozuklukları görülür.

Kızamık geçirdikten birkaç yıl sonra ortaya çıkabilen ancak pek seyrek rastlanan bir hastalık vardır. Buna kireçlenmeli panansefalit denilir. Bu hastalığın nedeni henüz bilinmemektedir. Son zamanlarda hastaların beyin dokusunda kızamık virüsüne benzer virüs parçaları bulunarak yalıtılmışsa da hastalığa uyuyan kızamık virüsünün tekrar etkilenmesinin sebep olup olmadığı henüz açıklanamamıştır.

Kızamıkçığın tersine, gebe bir kadının kızamığa yakalanmasıyla karnındaki çocuğun anormal olacağını gösteren herhangi bir kanıt yoktur. Komplikasyonları bir yana, kızamığın kendisi hafif bir hastalık olmakla beraber, genellikle çocuklukta geçirildiği için anneleri ürkütür. En iyi yol hastayı yatırıp hastalığın doğal sürecini tamamlamasını beklemektir. Hasta bağışıklığı olmayan, yani önceden kızamık geçirmemiş olan kimselerden ayrılmalı, bu ayırma döküntülerin görünmesinden en az iki hafta sonraya kadar devam etmelidir. Gözlerin ve ağzın bakımı çok önemlidir. Konjonktivit (göz sümükzarı yangısı) e karşı asit borikli sıcak suyla günde birkaç kez göz banyo su yaptırılmalıdır. Hasta fazla ışıktan rahatsız oluyorsa, loş bir odada yatırılmalıdır. Dili paslıysa ağzı zaman zaman sulandırılmış bir gargara ile yıkanmalı, bazen de gargaraya batırılmış bir pamukla silinmelidir. Ateşe karşı aspirin verilmelidir. Hasta sulu şeyler içmelidir.

Hastalık sürüp giderken araya başka mikropların etkisi girerse genellikle sülfamit ve antibiyotikler verilir ve hangi ilaçların kullanılacağını saptamak üzere laboratuvar tahlilleri yapılır.

Hastalığın ağır geçmemesi gammaglobülin tedavisiyle sağlanabilir. Hastayla birlikte bulunacak kimseler bile gammaglobülin alarak hastalıktan korunabilirler. Ancak bu korunma geçici olup aşağı yukarı iki haftalık bir bağışıklık sağlar. Gammoglobülin kullanma yönteminin yaygınlaşmamış olmasının iki nedeni vardır. Bunlardan ilki kullanmayı yaygınlaştıracak kadar çok gammaglobülin bulunamaması, ikincisi sağladığı yararın çok kesin olmamasıdır. Gammaglobülin tedavisinin iyi yönü kızamığa yakalanması kendisi için büyük tehlike olabilecek bir kimsenin korunmasıdır. Örneğin, başka bir hastalık nedeniyle zayıf düşmüş çocukları kızamığa karşı korumak iyi sonuç verir.

Herşeye rağmen hastalığın yayılmasını azaltacak birtakım basit tedbirler vardır. Örneğin, bir çocuğun kızamıklı biri ile beraber bulunduğu kuşkusu varsa çocuk hemen bir süre için kardeşlerinden ve arkadaşlarından ayrılır. Üç hafta sonra tekrar topluluğa karışabilir. Kızamığın ilk belirtileri başlarsa çocuk yatırılmalı, öteki çocuklardan ayrılmalıdır.

Kızamıklı biriyle temastan sonra kendine soğuk algınlığı belirtileri farkeden bir kimse çevresiyle, özellikle çocuklarla teması kesmelidir. Bugün iki çeşit kızamık aşısı kullanılmaktadır. Bunlardan birinde ölü, ötekinde etkinliği azaltılmış virüs vardır. Ölü virüsle yapılan aşı, birer ay ara ile üç defada yapılır. Yan etkileri önemli değildir, ama sağladığı bağışıklık da kısa, aşağı yukarı bir buçuk yıldır. Canlı virüs vermenin uygun bulunmadığı durumlarda uygulanır.

En çok kullanılan aşı canlı virüsten yapılmış aşıdır. Aşılananların %10’unda hafif bir ateş ve deri döküntüleri görülür. Çocuk bir yaşını tamamladıktan sonra, bir defa da koldan ve kas arasına şırınga edilir. İstatistikler aşılananların %15’inin bağışıklık kazandığını göstermektedir.

Hastalıklar alt kategorisi içerisinde
Kızamık


Advertisement

Yorum yazın