Kore Savaşı ve Türkiye

Kore Savaşı ve Türkiye

Demokrat Parti iktidara geldikten yaklaşık 1 ay sonra 25 Haziran 1950’de Kore Savaşı patlak verdi. Kuzey Kore, Sovyetler Birliği’nin desteğiyle Güney Kore’ye saldırdı. Güvenlik konseyi Kuzey Kore kuvvetlerinin Güney Kore’ye saldırmasını barışı bozucu olduğunu kararlaştırmış ve 27 Haziran’da Birleşmiş Milletler üyelerini barış ve güvenliği geri getirecek yardımlarda bulunmaya çağırmıştır.

Bu olay, Batı yanlısı bir politika izlemekte olan Türkiye hükümeti ve basında tepkiyle karşılanarak “komünist güçlerin” yayılmacılığı olarak algılamışlardır. Örneğin Yeni Sabah gazetesinden Burhan Belge “Kore’de baş gösteren tehlikeli çıban, Sovyet Emperyalizminin askeri talim ve terbiyesinden geçen Kuzeylilerin işidir” diyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin Birleşmiş Milletler çatısı altında Güney Kore’ye yapacağı yardımın “niteliği” ve “boyutu” tartışma konusu oldu. Herkes yardım konusunda henüz meclisten karar çıkmadan, birlik içindeydi.

25 Temmuz 1950’de Demokrat Parti liderleri ve üst düzey askeri yetkililerin Yalova’daki toplantıda Kore’ye asker gönderme meselesi tartışılarak karara bağlandı. Menderes Hükümeti 4500 kişilik bir kuvvet ile Kore Savaşına katılmayı kararlaştırmıştır.

Bu kararın alınmasında, Menderes’in büyük etkisi olmuştur. Başbakan beş yıldan beri Türkiye’nin izlediği Batı ittifakı içinde yer alma politikasının ispatı ve NATO’ya girmek için önemli bir fırsat kabul edilmiştir. Köprülü ile yaptığı görüşmede bunu şöyle dile getirmiştir:

“Ortak güvenlik ruhunu yürütmek ve itibarımızı yükseltmek bakımından bu, bizim hesabımıza yaman bir fırsattır. NATO’ya kabul edilmemize de köprü olabilir. İngiltere ve diğer milletler bunu baştan savma karşılarlar ve suya düşerlerse, fırsat bizim için de, hür dünya için de elden gider. İşte bu yüzden herkesten evvel çağrıya olumlu cevap vermek ve diğer milletleri olmuş bitmiş bir durum karşısında bırakmak istiyoruz. Fakat işin içinde Türk askerinin davası olması dolayısıyla Meclis kararı almaya kalkışırsak, iş uzar, dedikodunun sonu gelmez. Bir saat bile kaybetmeden, sorumluluğu üzerimize alarak, karar vermek, kararı Birleşmiş Milletlere ve Amerika’ya bildirmek zorundayız…”

Türkiye Birleşmiş Milletler’in 1 Temmuz 1950 tarihli Kore Savaşı’na yardım çağrısına ABD’den sonra olumlu cevap veren ilk devlet olmuştur. Demokrat Partinin hedefi Türkiye’yi NATO’ya sokmaktı. Sovyet güdümlü Kuzey Kore’nin bu saldırısı Türkiye’nin güvenlik meselesi tekrar gündeme gelmiştir. Ayrıca ABD’li senatörlerin de Türkiye karar almadan önce Kore savaşına katılıp da NATO’ya girmesinin mümkün olacağını belirtmesi de bu kararda etkili olmuştur:

Türkiye’nin bir saldırının hedefi olması halinde tüm hür dünya ülkeleri ona yardıma gelirlerdi, ama bu iki yönlü çalışan bir sistemdir. Boğazları ve “Süveyş Kanalını” kontrolü altında tutan Türkiye, saldırıya uğrayan herhangi bir ülkeye yardımda bulunmak zorundadır. Eğer Türkiye Atlantik Paktı’na tam üye olarak girmiş olsa, bütün ülkeler kendilerine daha etkin biçimde koruma olanağına sahip olacaklardır. Büyük bir denizin kıyılarının sadece yarısının korunması olanaksızdır. Eğer, bu denizin tamamı korunmak zorunda ise, Türkiye’nin NATO’ya dahil edilmesi şarttır. ”

KORE SAVAŞI’NIN ÜLKE İÇİNDEKİ YANKILARI

Türkiye’nin Kore savaşına katılması geleneksel Cumhuriyet politikasında “İstisnai” bir durum arz eder. Türkiye o zamana kadar kendi sınırları dışında herhangi bir askeri harekata girmekten kaçınmıştır. O yüzden dış politikada Menderes Hükümeti’nin almış olduğu bu karar çok radikal ve yeni bir adımdı.

Türk kamuoyu bu kararı büyük bir sürprizle karşılamıştır ve karara ilk tepkiler memnuniyet derecesindedir. “Türkiye’nin Kore Harbine asker göndermesine en şiddetle karşı çıkan sol örgütler olacaktır. Behice Boran’ın başkanı olduğu “Türk Barışseverler Cemiyeti” kararı protesto etti; iptali için meclise başvurdu. ”

“Mecliste grubu bulunan iki muhalefet parti – CHP ve Millet Partisi – de birer bildiri yayınladılar. CHP adına genel sekreter Kasım Gülek ve Millet Partisi adına genel başkan Hikmet Bayur’un imzasıyla çıkan bildirilerde hükümetin kararı kendilerine danışmadan TBMM’de geçirmeden karar almasını eleştiriyordu. ” Aslında iki partinin bu kararda bir şikayeti birinci planda yoktu. Sadece kararın kendilerine danışılmadan alınmasında rahatsızdılar. Nihat Erim 27 Temmuz 1950 tarihi Ulustaki “Hükümetin son kararı” başlıktaki yazıda açıkça dile getirdi:

“Şahsi kanaatimce Anayasa ve kanunlar bakımından Meclis kararı şarttır. İşi sadece siyasi icaplar bakımından mütalâa etsek dahi, Büyük meclisin kararını almak gene lazımdır. ”

Yine Bayur da aynı günkü yazısında bu konudaki sitemini getirmiştir. Bu partilerin alınan karardan bir şikayeti olmayıp sadece kendilerinin de hisselerinin bulunmasını istiyorlardı.

Basına gelince Demokrat Partiye fazla yakınlığı olmayan gazeteler bile kararı müspet karşılamışlardır. “Cumhuriyet, Milliyet, Son Posta, Yeni İstanbul ve Vatan gibi gazetelerde hükümetin aldığı bu kararı büyük bir kararlılıkla desteklediler. Özellikle Yeni İstanbul ve Vatan gazeteleri bir saldırıya karşı ortak bir savunma cephesinin gerekliliğini vurgulayarak, sadece Türkiye’nin Kore’nin müdafaasına katılmasından dolayı ileride Türkiye’nin başına böyle bir durum gelirse, ancak böyle bir durumda yardım talep edebileceğini işaret ediyorlardı. ” Demokrat Partili kalemlerden M. Faik Gedik Zafer gazetesinde çıkan yazısında bu durumu şöyle ifade ediyordu: “Düşününüz bir defa; Eğer bu yardım yapılmamış olsa idi ( Kore Harbi’ni kastediyor) ve Demokrat Parti iktidarı CHP iktidarı zamanında olduğu gibi bir savsaklama, bir oyalama siyaseti takip etseydi, milletler arası topluluk içinde Türkiye ne vaziyete düşerdi? Memleketimiz maazallah bir tehlikeye maruz kaldığı zaman Birleşmiş Milletler ve Amerika’dan hangi yüzle yardım isteyebilirdik?”

Kore’ye asker gönderme konusunda muhalefet, hükümete gensoru açılması kararı verdi. Millet Partisinin tek milletvekili olan Osman Bölükbaşı’nın ve bağımsız millet vekili Kemal Türkoğlu’nun verdikleri ortak önerge neticesinde 25 Temmuz 1950 tarihinde TBMM’ye danışmadan Kore’ye asker gönderilmesini belirten hükümet kararının Mecliste tartışmalarına başlanmıştır. 6 Aralık 1950’de başlayan tartışmalar 11 Aralık’a kadar sürmüştür. “Muhalefet lideri İsmet İnönü bu tartışmalara katılmamış, muhalefet sözcüsü Faik Ahmet Barutçu, Hükümeti Anayasanın 26. maddesini ihlal etmekle suçlamıştır. ” Bilindiği gibi savaş ilân etme, savaşa katılma veya barış ilân etme sadece TBMM’ne aittir.

Gensoru önergesi gündeme alındıktan sonra söz alan Başbakan Menderes, Kore kararının bakanlar kurulunun “ittifak oyuyla alındığını” açıkladı. Başbakan bunun Türkiye’nin savaş ilân ettiğinin anlamına gelmediğini, o yüzden Anayasanın 26. maddesinin ihlal edilmiş olmasının söz konusu olmadığını söylemiştir. Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü ise Türkiye’nin güvenliğinin en iyi şekilde Birleşmiş Milletlerin desteklenmesi ile korunabileceğine inandıkları için bu kararı aldıklarını belirtmiştir.

Oylama sonuçları Osman Bölükbaşı ve Kemal Türkoğlu için ezici bir nitelikte idi. Ortaklaşa verilen önerge 39 evet ve 1 çekimser oya karşı 311 oyla reddediliyordu. Başbakan Menderes bir yıl sonra Vatan gazetesinde yapılan röportajında bu konuyla alakalı görüşlerini şöyle açıklıyordu:

“Bir hükümet için kriz anında karar alınırken, aynı sorumluluğu paylaşan muhalefete de danışmaktan daha cazip başka ne olabilirdi? Bizim Kore’ye asker gönderme kararında muhalefete niçin danışmadığımıza gelince: Biz gördük ki ülkemizin selameti uzun vadede sayısız riski göze almada ve dış politikadaki inisiyatiflerimizi korumada yatmaktadır. Tüm hür insanlığın güvenliği için, Kore’de saldırgana büyük güçlerle meydan okuyan Amerika’yı yapayalnız bırakamazdık. Gelecekteki savunmamızda aktif bir rol oynayabilmemiz açısından da bunun bize büyük yarar sağlayacağını gördük. Bu kararımız ve onu uygulama biçimi, bir saldırıya maruz kaldığımızda onunla nasıl mücadele etmemiz gerektiğine canlı bir örneğini verdi. NATO’ya dahil edilişimiz, bu yoldaki çabalarımızın sonucudur. Türkiye’nin adı uluslar arası ilişkilerde artık “büyük bir gü町eklinde geçmektedir. ”

Kore savaşı sırasında, Türk Tugayı büyük başarı göstermiş ve özellikle Amerikan 8. Ordu Komutanı General Walter Walker’ın dikkatini çekmiş olmalı ki, General Daily News’a yazdığı makalesinde “Yiğit Türkiye, Ortadoğu’nun Kalesidir. ” başlığı koymuştur.

Türkiye Kore savaşı boyunca, ateşkesin imzalandığı 27 Temmuz 1953 tarihine kadar; değiştirme birlikler göndererek, buradaki tugayın sayısını korumuştur. Özellikle Kuruni Muharebelerinde üstün başarılar elde etmiştir. Buradaki asker sayımız bazen 60. 000’in üzerine çıkmıştır.

Türk tugayı Kore’de toplam olarak 717 ölü 527 yaralı verdi. Türk esirlerinin sayısı ise 228’i buldu. Türkiye özellikle Sovyet tehdidinin artmasından sonra hedefini Batı ittifakı içinde yer alma olarak belirlemişti. 1950 Haziran’ında çıkan Kore Savaşının, Türkiye’nin NATO’ya girme çabalarına etkisi olumlu olmuştur. Batı bu konumda Türkiye’ye karşı tutumunu değiştirmeye başlamıştır. Ayrıca Türkiye’nin Kore savaşındaki askeri kahramanlıkları NATO üyelerinde olumlu izler bırakmış ve yakınlaşmada önemli etken olmuştur.

Türkiye Batı demokrasileri arasında askeri ve siyasi gücü ile de birlikte olduğunu göstermiştir. Türkiye’nin Kore savaşı sırasında Batılıların yanında yer alması, Batılı büyük devletlerin yanındaki önemini ve güvenirliğini artırmasında etkili olmuştur.

Ayrıca Türkiye bir nevi kendi saldırıya uğrarsa ABD ve Batılı güçler yanında girerek onların desteğini sağlamayı amaçlıyordu. Demokrat Parti, Türkiye’nin güvenliğinin garantisi olarak gördüğü NATO için bunu önemli bir fırsat olarak değerlendirmiş, Menderes ve Köprülü yaptıkları konuşmalarla bunu sık sık dile getirmişlerdir.

Menderes bu politikasıyla, Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri, ekonomik ve siyasi yardımından daha çok istifade etmeyi planlamıştır. Daha sonra Türkiye ile ABD arasında ki ilişkilerin gelişmesinde Türkiye’nin Kore politikasının çok faydası görülmüştür.

Etiketler:
Tarih 13 Mayıs 2010

Yorum yazın