Roma sanatı Ve mimarlığı

Roma sanatı Ve mimarlığı

• Roma’da sanatın doğuşu. Cumhuriyet. Eski roma tarihinde sanata az rastlanır. Roma efsanenin söylediği ve arkelojinin kanıtladığı gibi M.ö. VIII. yy. ortasında doğdu. Oysa, şehrin etrüsk görünüşü ve kültürünü sanat eserini gereksiz ve kötü bir lüks sonucu sayma eğilimiyle çelişti. Hem yenilen hem de zafer kazanan helenizm, temel özellikleri ayırt edilmesi gereken bir sanatın başlamasına yol açtı.

kazandığı Toscana dönemi bir yana bırakılırsa M.ö. II. yy.dan eski bir roma sanatından söz edilemez. Güney İtalya’nın, Sicilya’nın, Yunanistan’ın ve doğu ülkelerinin fethi sırasında helenizmle doğrudan doğruya ilişki kurulması, enerjik ama estetik araştırmalara ve zevklere pek yatkın olmayan Latinlerin edebiyat ve sanatlarla gerçekten ilgilenmeleri için gerekliydi. Akdeniz dünyasının yeni başkenine yunan dünyası hâzinelerinin akması bu değişikliği kesinleştirdi ve Scipio’lar devrinde seçkin bir sınıfın meydana gelmesi, atalardan kalma

Romalılar mizaçlarını ve dehalarını en iyi şekilde mimarîde yansıttılar. Cumhuriyet döneminden itibaren İtalya’da ve eyaletlerde dinî, siyasî ve sosyal hayatlarına gerekli anıtları yaymağa başladılar. Roma’da bile, cumhuriyet döneminden kalma bütün yapılar daha sonraki yapıların altında kayboldu. Forum Boarium’da, Vesta tapmağı denen tapınağın yanındaki Fortuna tapınağı mucizevî bir şekilde yıkılmadan kaldı. M. ö. 100 yakınlarından kalan bu eserin planı, ion tarzı sütun sistemi ve zarifliği, yunan tapınaklarından örnek alındı. Ama tabanı o-lan yüksek podium’da İtalyan geleneği yansıtır. Yunan Doğusu’nun geniş ve düzgün planlı şehirleri, düzen ve aydınlık tutkunu Romalıları etkilemişti. Ama Roma yüzyıllar boyunca hiç bir önceden yapılmış plana bağlı olmadan gelişti. Sulla dönemi mimarları Roma dışında yunan şehirciliğini kutsal bir bütünde taklit etmeyi başardılar: Praeneste’de Fortuna Primigenia tapmağı. Bu tapmak ikinci Dünya savaşından sonra italyanlar tarafından sistemli bir şekilde kazıldı.
Plastik sanatlar ise önce, esir düşen veya çeşitli siparişlerin Roma’ya çektiği yunanlı ve doğulu sanatçılar tarafından uygulandı. Bununla birlikte kısa süre sonra asıl roma sanatının özellikleri ortaya çıktı. İnsanların özelliklerini ve ifadelerini süslemeden yansıtan gerçekçi portrelere ilgi duyuldu: böy-lece magistra, rahip ve vatandaşların aslına sadık görünüşleri muhafaza edilebiliyordu. Bununla birlikte etrüsk portreleri geleneği ve yunan portre örneği romalı heykeltıraşları bu yöne itti. Ama ataların yüzünün balmumu kalıbını evlerde saklamağa dayanan roma geleneği zaman zaman acımasız olan cumhuriyet dönemi portrelerindeki gerçekçiliğin temelidir.

Aynı zamanda alçak kabartma sanatı gelişiyordu. Romalıların mizacının temel eğilimlerinden biri aynı zamanda bir öğretim olan bir sanata tutkunluktu: görüntü aynı zamanda bir ders olmalıydı. «Sanat sanat içindir» kavramı Roma’da hiç bir zaman tutunamadı. Yapıcı ve fetihçi bir millet için sanat her şeyden önce «yararlı» olmalıydı. Oysa dinî bir sahneyi, bir siyasî olayı, bir muharebeyi, bir zaferi hatırlamak için, Res gestae’nin hatırasını muhafaza edebilecek tek şey olan alçak kabartmalara başvuruluyordu. Cumhuriyet döneminden kalma «Do-mitius Ahenobarbus» sunağının kabartmaları, hiç değilse Louvre müzesinde olanlar, böyle bir eğilimi yansıtır.
• İmparatorluğun ilk iki yüzyılı. Augus-tuslar çağı ve Antoninuslar çağı roma sanatının altın çağıydı. O tarihte mimarî büyük işler başarmak zorunda kaldı ve başardı. Yeni bir inşaat tekniği, opus caemen-ticium, şehircilerin ve mimarların görevini büyük ölçüde kolaylaştırdı. Harç ve küçük taş blokların (caementa) karıştırılmasına dayanan bu teknikle çok sağlam duvarlar, kemerler, büyük kubbeler yapıldı. Duvarların dış yüzleri çağlara göre çeşitli tipte süslerle (bugün tarihlendirilebilir) süslendi. M.ö. II. yy.da imparatorlukta inşaat malzemesi olarak tuğla kullanımı yaygınlaştı.

Hafif, dirençli ve ucuz olan tuğla, duvarların hem temellerinde hem süslenmesinde kullanıldı ve bu yeni tekniğe opus laterici-um adı verildi.

Cumhuriyet döneminden kalma eski forum, birçok anıtının ve kutsal yerlere saygı gösterilmesinin sonucu olarak Roma’nın merkezi olmağa devam ettiyse de, önce Sezar, sonra birçok imparator (Augustus, Vespasi-anus, Trajanus ve Domitianus) yeni meydanlar, daha geniş ve düzgün planlı fora’-lar yaptırdılar. Trajanus’un yaptırdığı forum bunların en büyüğüdür: güneyden kuzeye doğru asıl forum, Ulpia bazilikası ve Trajanus sütununu çevreleyen iki kütüphane, birbirini takip eder. Dikgen planlı yeni şehirler, şehir medeniyetinin henüz gelişmediği Kuzey Afrika gibi eyaletlerde inşa edildi. Bazilikalar magistra mahkemesini kapsıyordu. Tapmaklar tanrıların eviydi, zafer takları roma ordusunun ve kumandanlarının şerefine inşa ediliyordu. Romalıların eğlence ve oyundan hoşlanması, yeni ve bazıları çok büyük anıtlar inşasına yol açtı. Amfiteatrlarda gladyatör döğüşle-ji ve vahşî hayvan avlan yapılıyor; tiyatrolarda mimlere ve pandomimalara büyük öl çüde yer veren oyunlar oynanıyor; geniş circus’larda halkları coşturan araba yarışları yapılıyordu. Roma halkının ihtiyaçlarını ifade eden Juvenalisin meşhur kelimesi (panem et circenses), kısmen gerçekti. Roma’da şehri süsleyen birçok anıttan iki eşsiz örnek kaldı: Flavien sülâlesinin yaptırdığı dev amfiteatr coliseum ve Agrippa’nın bütün tanrılara adayarak inşa ettirdiği (sonradan birçok defa yeniden yapıldı) Pant-heon. Pantheon’un bugünkü hali Hadrianus zamanından kalmadır. Sekiz sütunlu geniş bir revaktan girilen daire planlı salonunun yüksekliği ve çapı 43 m’yi aşar. Gökkubbe-yi taklit eden çok geniş bir kubbe salonu örter ve kosmos’un küçültülmüş görüntüsü gibidir.

Romalıların günlük yaşayışının temel olaylarından biri yıkanmanın önemiydi, imparatorluk hamamları bugünkü kamu hamamlarından çok büyüktü. Hamamlar soğuk bir oda, sıcak bir oda, havuzlar, oyun alanları hattâ okuma ve dinlenme salonları kapsıyordu. Büyük salonları kubbeler ve yarı kubbelerle örtülüydü. Şehirleri çevreleyen kırlarda şehre gerekli suları taşımak için su kemerleri inşa edildi. Bunların başlıca-sı Fransa’daki Gard köprüsüdür; üs üste kemerleri şaşılacak bir uyumdadır, özel meskenlerdeyse daha değişik kurallara u-yuldu: domus önce patricilerin, sonra zengin vatandaşların eviydi. İtalik asıllı, üzeri açık atrium çevresinde inşa edilirdi, bir bahçesi vardı. Domus’un yerini sonraları sütunlarla çevrili üzeri açık bir alan ve çevresinde adalarla bir peristil aldı. Ama halk kütleleri için daha basit ve daha az masraflı meskenler gerekiyordu. Halk için insulae*ler inşa edildi. Bu büyük evler katlara ve dairelere bölünmüştü; imparatorluk sarayları ise Palatina’da birbirini izledi; karmaşık mimarîleri Roma’nm hâkiminin ihtiyaçlarına karşılık veriyordu.

Plastik sanatlar alanında Roma ile eyaletlerinin ve İtalya’nın görünüşü farklıdır. Roma’da imparatorun ve saray halkının etkisi ağır basıyordu ve her zaman olmasa da sık dengeli ve yunan klasisizminden ilham alan bir sanat uygulanıyordu, öbür kısımlarda ise italik veya mahallî özellikler ağır basıyor ve portrede gerçekçilik ile anlatımcı ve geleneklere daha az bağlı doğrudan doğruya bir üslûp uygulanıyordu. Ama bunlar genel görünüşlerdir ve çağlarla yerlere göre farklarını kesinlikle ortaya koymak gerekir.

Tolgalı ve zırhlı heykeller magistraların ö-zellikle de en büyük magistra olan imparatorun savaşçı ve yurttaş özelliklerini yüceltiyordu. Bu hevkeller üslûp açısından yunan etkisindeydi ama ifade ettikleri şey tama-mıyle Romalılara hastı. Portre sanatı parlaklığını devam ettiriyordu, imparatorların ve ailelerinin üyelerinin büstleri, kişiler ve saltanatların çeşitli eğilimlerini yansıtır: Flavianus devrinde Augustus klasisizmi-nin yerini daha ileri bir gerçekçilik aldı. Ertesi yüzyıl Hadrianus’un yunan dostluğu, ortaya en saf yunan geleneklerinden ilham alan bir moda attı. Alçak kabartma alanında en geniş ve en güzel eserler verildi.
Augustus barışını kutlamak için yapılan Ara Pacis Augustae sunağı (M.ö. 9’da a-çıldı) bir çeşit imparatorluk gösterisidir. Alegorik alçak kabartmalar Roma’nın menşei efsanesini hatırlatır ve İtalya’nın verimliliğini yüceltir. Uzun bir süreçte, anıtın a-çılış günü ağır ağır ilerleyen roma halkı ve magistralaı temsil edilmiştir. Yunanistan’da olanın (sanatın genellikle ebedî bir değeri vardı) tersine, sahne burada uzayda ve zamanda sağlam bir şekilde yerleştirilmiştir. Böylece aynı etki altında kalmalarına rağmen Panathenaia frizleriyle Ara Pacis çelişir.

Ama Roma’da barış dönemi kısa sürdü ve ondan sonraki meşhur imparatorluk kabartmalarında savaşlar, meydan muharebeleri, zaferler temsil edildi. Velia’da dikilen Titus anıtı Yahudiye’nin alınmasını canlandıran alçak kabartmalarla süslüdür. Zafer kortejine katılan halkın hareketi göz boyayıcı bir teknikle verilmiştir. Trajanus sütunu roma lejyonlarının bugünkü Romanya’da yaşayan Daçya kabilelerini M.S. 101-107 arası yenişini gösterir. 200 m.den uzun bir. yontulmuş friz, ana gövdenin çevresinde dolambaçlarla döner ve bu savaşların çeşitli bölümlerini yansıtır; ırmakların aşılması, imparatorun birliklere yardımları, fedakârlıklar; lejyonların ilerlemesi, savaşlar, zaferler, yağmalar. Birbirini izleyen tabloları, şematik unsurlar (friz’in eni bir metreden az olduğundan) coğrafî açıdan çerçeveler. Kısacası bu sütun taş üzerine kazılmış gerçek bir tarih ve roma dehasının en büyük eseridir. II. yy. sonunda birincisinden büyük ölçüde ilham alan ikinci bir kulede (Marcus Aurelius sütunu) imparatorun Tuna kıyısındaki barbarlara karşı zaferleri canlandırıldı. Bu sütunda üslûp daha serttir; plastik nitelik daha hafiflemiştir ve yerini devamlı olarak gelişen bir şemalaştırmaya (geç eskiçağ sanatının habercisi) bırakır.

Bu zafer kabartmalarının yanı sıra, M.S.

II. yy. ortasından sonra lahitler, sembolik değeri olan ve öbür dünyada mutlu bir hayat yaşama umutlarını yansıtan oyma sahnelerle donatıldı. Yunan tragedya ve efsanelerinin dönemleri, az çok karmaşık bir sembolizme göre Romalılarda doğan kavramları ifade etmeğe yarıyordu. Sonra doğu dinlerinin gelişmesi, resimle yeni huzur doktrinlerini yansıtmayı hedef alan dinî alçak kabartmaları yaydı. Bu kabartmalar kurtarıcı tanrıların temel edimlerini yansıttı ve hareketsizlikleri burada sanatın yenilenmesini engelledi.

Roma resim sanatı üstüne bilgiler her şeyden önce M.S. 79’da Vezüv’ün lavlarının örterek muhafaza ettiği Pompei ve Her-culanum fresklerine dayanır. Bu freskler, hedefi evlerin duvarlarını hayalî bir mimarîyle ve yunan resminden mülhem sahnelerle kaplamak olan dekoratif bir resim sanatını ifade eder. Resimde de yunan etkisi açık ve çoktur; ama roma mizacı, uygulanan sanatın dekoratif özelliğinde ve temsil edilen sahnelerin sıkıştırıldığı arşi-tektonik çerçevelerde yansır. Pompei resminin gelişmesinde Sulla döneminden (M. ö. 80 yakınları), Campania şehirlerinin yıkılmasına kadar dört üslûp ayırt edilir. Bunlar birbirlerinden fantezi ve serbestliğin çok veya az olmasıyle ayırt edilir. Ne-ron çağındaki son üslûp barok ve tiyatro-varî zevkiyle ayırt edilir. Resimler canlı, egzotik ve tabiattan alınmış sahneler çoktur. Bu resim sanatı kaçıp kurtulma ihtiyacını ve derin tabiat sevgisini ifade eder.
Yan duvarlardaki ve zemindeki çiniler de aynı gereklere, aynı zevklere cevap verir ve roma evinin iç kısmının süslemesine başarılı bir şekilde eklenir. Çini sanatı imparatorluk zamanında İtalya ve eyaletlerde haklı ve uzun süreli bir modaydı. Sahneler çoğunlukla yunan sanatından aktarılmıştır; ama gerçek hayattan alınmış birçok sahne de vardı. Para basımcılığı, mücevhercilik ve bütün küçük sanatlar, belgesel ve estetik bakımdan çok önemli eserler yarattı.

• Roma sanatının sonu. İmparatorluğun son iki yüzyılındaki karışık dönemde sanatçıların pek azı kendilerinden öncekilerin istikrar ve zenginliğine kavuşabildi. Toplum değişiyor, fertlerin istekleri yenileniyor ve sanat ağır fakat köklü bir evrim geçiriyordu. Mimarîde Roma’da Caracalla ve Diocletianus hamamları ile Maxentius bazilikasının da gösterdiği gibi dev boyutlu yapılar inşa etme düşkünlüğü devam etti. İmparatorluğun hemen her yerinde barbar akınlanndan korunma ihtiyacı, kütlemsi, kaba görünüşlü surların çoğalmasına yol açtı. Aynı zamanda Geç imparatorluk dönemindeki mutlakıyetçi ve kutsal krallık, Diocletianus zamanında Spalato’da inşa edilen saray gibi bazıları kale görünüşünde geniş saraylar inşa etti.
Severius’lar zamanında portreler yeni bir iç dünyayı yansıtmağa başladı. M.S. III. yy.da filozof imparator Gallianus’un zamanında ve IV. yy. başında iktidarını çağlar ötesinden imparatorluğun kurucusu Au-gustus’unkine bağlamak isteyen Constanti-nus’un zamanında olduğu gibi ortaya çıkan bazı klasikçi tepkilere rağmen, çağın ve sanatçıların anlayışı anlatımcılığa hattâ bazen dokunaklı bir ifade tarzına yöneldi. Zafer anıtlarına veya lahitlere yapılan alçak kabartmalardaki ölçülü tutum ortadan kalktı; sanatçı renkli (aydmlık-gölgeli) araştırmalara yöneldi; kabartmalarda temsil edilen kimselerin çoğunlukla birbirine karışması barok bir izlenim uyandırır. IV. yy.da yapılan alçak kabartmalardaki figürlerin yüzü sistemli olarak seyredene bakar ve temsil edilen sahneden ayrı gibi görülür. Sonradan bizans sanatına miras kalacak olan bir cephecilik ve hiyeratizm hazırlanmaktaydı. Bununla birlikte çinicilik ve mücevhercilik sonuna kadar canlı kaldı. Daha geç bir dönemden kalma mücevherler aşirı ölçüde değerli taşlarla süslenmiştir ve altın yontuculuğu ile yuva hazırlanması Ortaçağ mücevherciliğinin habercisidir.

Advertisement

Yorum yazın