Romanya Edebiyatı

Romanya Edebiyatı

Eflak prensliği XIV. yy.m başında, Boğdan prensliği ise aynı yüzyılın ortalarında kuruldu. Bu rumen prensliklerinin manevî hayatları önce güney İslav dünyası içinde yeı aldı. Bunun içindir ki, bazı efsane ve törelerde «bogomil» geleneklerinin etkisine rastlanır. Âyinler bakımından Bizans’a bağlı o-lan kilise törenleri (kilise, İstanbul patrikliğine bağlıydı) Bulgar Slavoncasını kullanırdı. Bununla birlikte millî bir edebiyatın doğmasına yol açan ilk etkiler (bu etkiler başlangıçta pek önemli değildi) Kutsal Ki-tap’ın halk diline çevrilmesi yoluyle Batı’-dan geldi. Gerçekte de hus’çu, luther’ci ve calvin’ci propaganda, ilk elyazması metinlerin (XV. yy.dan itibaren) ve basılan kitapların (XVI. yy.dan itibaren) ortaya çıkmasını sağladı. Millî dil bu eserlerde kesin halini almağa başladı. Transilvanya’ya yerleşen eflaklı basımcı Coresi diyakosu, ör-nekseme bir edebiyat yoluyle pan-rumen dilini yayan en ünlü zanaatkârdı.

XVII. yy.da ve XVIII. yy. başında edebiyatta orijinallik, iki yönde gelişti: birinci özellik henüz dini (kutsal metinlerin manzum tercümeleri ve vaızlar), öbür özellik kronik tarzında ve din dışıydı. Grigore U-reche, Miron Costin, lon Neculce ve özellikle bütün Avrupa’da ün kazanan hümanist Dimitrie Cantemir, batı anlayışının etkisinde yetişmiş (İtalya, Polonya) parlak vaka-nüvislerdi.

Bu arada, halk edebiyatı, elyazmaları yoluyle ve sözlü olarak aktarılan efsanelere ve düzmece dinî anlatılarla besleniyordu. İskender’in Hayatı ve Varlaam ve toasaf, folklorda sürekli izler bırakan eserlerin en verimlileri arasında yer alır.
XVII. yy. ortasından itibaren İslav etkisi a-zalmağa başladı ve yerini, XVIII. yy.da siyasî alanda «Fener’li» prenslerin devrinde doruğuna ulaşan yunan etkisine bıraktı. Bununla birlikte, Yunanlılar okulları ve edebi-yatlarıyle rumen kültürünü bizans etkisi altına sokamadıkları halde batı hümaniz-masmın hâzinelerini bu kültüre kazandırdılar.

1750’ye doğru, Transilvanlı Latinceciler rumen dilinin ve halkının latin menşeli olduğunu keşfettiler ve hem millî hem de dilbilimsel açıdan köklü sonuçlar çıkarmağa çalıştılar.

XIX. yy. başında, rumen bilinci bir reddetme (daç soyundan gelenler ve roma kolonları ne islavdır ne de yunanlıdır) ve bir istekle (milletin ve kültürünün orijinalliğini doğrulamak) tanımlanıyordu. Seçkinler bu orijinalliği köylü ruhunda bulacaklarını sandılar ve bu yüzden halk masallarını ve şiirlerini toplamak istediler. Böylece bütün rumen yazarlarının yararlanmaktan geri kalmadığı bir hazine toplandı. Yunan ve İslav olmayı kabul etmeyen bu aydınlar, Batı’-da bir destek aradılar. Bunun sonucunda ortaya çıkan tehlike, her türlü orijinalliği kaybetmekti. Yüzyılın ilk otuz yılında, aktarmalar ve tercümelerden (genellikle seçim yapmadan aktarmalar yapıldı ve ne ele geçerse çevrildi) meydana gelen bir edebiyat gelişti. Bununla birlikte bu bağımlılıktan kurtulmuş olan güçlü kişiler de çıktı. La-martine’in etkisinde kalmasına rağmen rumen olmayı başaran lirik şair V. Alecsand-ri’yi (1821-1890) ve batı kötümserliğini benimsediği halde hayalleri ve millî özlemleri kişisel bir şekilde dile getirebilen M. Emi-nescu’yu (1850-1889) bu arada saymak gerekir. öbür yazarlar her türlü etkinin dışında kaldılar: Avrupa’nın en iyi hikâyecisi 1. Creanga (1837-1889) gibi. Genç Romanya’nın modern devlet şartlarına uyması, 1. L. Caragiale’nin (1852-1912) hem güldürücü güçleri, hem toplumsal tenkitlerinin inceliği ve hem de büyük ölçüde insancıl tipleriyle değer taşıyan tiyatro oyunlarına ilham kaynağı oldu.

Yaş’taki Junimea («Gençlik») derneği bu dönemde büyük etki gösterdi; demeğin dergisi Convorbiri Literare (Edebiyat Sohbetleri), millî edebiyat hayatının düzenlenmesine katkıda bulundu.

XX. yy. başında, rumen edebiyatı, orijinalliğine yeniden kavuşarak başlangıçta temel özelliklerini meydana getiren iki eğilime yeniden döndü. Bunların birincisi, halk ve özellikle köylü değerlerini yüceltmekti; Samanatorist denen hareket yayım organı Samanatorul (Ekici) dergisinde köycü şairler (G. Coşbuc, 1866-1918; S. losif, 1875-1913; O. Goga, 1881-1938) ve hikâyecilerle (M. Sadoveanu, 1880-1961) bu eğilimi dile getirdi, öteki eğilim (Batı’nın evrimini izlemek) Romanya’ya parlak bir sembolist şairler okulunu ve ilk değerli romancıları (L. Rebreanu, 1885-1944) kazandırdı.

İkinci Dünya savaşından sonra halk demokrasisi rejimi kurulunca (1947), rumen edebiyatı, soyalist gerçekçiliğe bağlandı. 1949’da kurulan Rumen Yazarlar birliği yeni estetik ilkeleri uygulayan edebiyatçıları biraraya getirdi.

Bu birliğin, yeni sanatın en iyi temsilcileri saydığı şairler şunlardır: uzun bir susma döneminden sonra birçok eserlerle birlikte, 1907, İnsanın İlâhisi, Alacalı Mısralar’ı yayımlanan T. Arghezi; birliğin bugünkü başkanı olan ve Bir Adam Güneşin Doğuşunu Bekliyor, Yol Kenarındaki Elma Ağacı, Bir Saat Daha Erken adlı eserlerin yazarı M. Beniuc (doğ. 1907); Lidice ve Hiroşima’nın Tebessümü şiirlerini kapsayan Barış ile Savaş Şiirleri adlı eserin yaratıcısı E. Jebe-leanu (doğ. 1911); Patron ve Amerika, Sana Söylüyorum adlı şiiriyle tanınan Maria Banuş (doğ. 1914); Hayat Türküsü’nün şairi O. Toma (1875-1954); Yıllar Boyunca, Güne Bakan’m şairi D. Botez (doğ. 1895). Yazarlar birliğinde savaş öncesinde adını duyurmuş ve sosyalist gerçekçilik formülünü benimsemiş bazı nesir yazarları da vardır: Mitrea Cocor ve Nicoaru Pot-coava adlı eserleri ile M. Sadoveanu (1880-1961); Balcescu dramı ile Camii Petres-cu; Gel ve Gör’ü ile Cezar Petrescu (1892-1961). Yeni rejimin kurulmasından sonra ün kazanan sanatçılar Yalın Ayaklar ve öfkeli Adamlar ile Z. Stancu (doğ. 1902), Sis ile E. Camiliar (doğ. 1910), Baragan ile V.E. Galan (doğ. 1921), Mo-romet’ler ile M. Preda (doğ. 1922), Susuzluk ile T. Popovici’dir (doğ. 1930). Dram yazarları arasında Horia Lovinescu sayılabilir.

Göç eden yazarlar yerleştikleri ülkelerin e-debiyatlarında yer almışlardır. Meselâ, Fransa’da Vingt-Cinquième Heures’ü (Yirmi Beşinci Saat) yayımlanan V. Gheorghia gibi. Bazıları Romanya’dan ayrılmadan önce eski rejimde ün kazanmışlardı (M. Elia-de, E. Ionesco, E. Cioran). Yeni rejimin kurulmasından itibaren ülkeden ayrılan ve ün kazanan göçmen yazarlar da vardır (msl. Aile Ziyneti ile P. Dumitriu).Cl. Busniocea-nu (1896-1961) ve Cl. Cotrus (1890-1961) gibi bazı şairler de, yabancı ülkelerde rumence yazmağa devam ettiler.

İkinci Dünya savaşından sonra, rumen edebiyatı, sosyalist hümanizma anlayışını benimseyerek gelişti. Fakat değişik nesillerden yazarların yaptıkları araştırmalar, edebiyata ilgi çekici bir üslûp ve tema çeşitliliği kazandırdı.

M. Sadoveanu (1900-1961) ve Camii Petrescu (1894-1957) roman türünde rumen tarihinin efsanevî simalarını canlandırırlar; Z. Stancu (doğ. 1902) ve M. Preda (doğ. 1922) ise yüzyıl başındaki günlük gerçeği ve halk hayatının güçlüklerini dile getirirler. Köylü hayatındaki maddî ve ruhî değişiklikler V.

E. Galan (doğ. 1921) ve T. Popovici (doğ.

1930) tarafından tasvir edildi. Bunun yanı sıra, aydınların çevresi G. T^alinescu tarafından incelendi (1899-1965). Günlük temalar, L. Fulya (doğ. 1917), Eugen Barbu (doğ. 1924), Ion Brad, Pop Simon, Nicolae Bre-ban’ın eseriyle rumen nesrinin büyük kısmına ilham kaynağı oluyorsa da edebiyat e-seri, artık olayların basit bir tasviri gibi düşünülmez ve genel eğilim hayal gücüne yeni bir çağındır. Tudor Aıghezi’nin (1880-1967) eserleri ve kişiliğinin hâkim olduğu çağdaş ıumen şiiri Lucian Blaga (1895-1961) ve Vasile Voiculescu (1884-1964) sayesinde, yeniden zaman ve kader arasında bir diyalog kurar. Mihai Beniuc’ta (doğ. 1907) derin düşünce, Miron Radu Paraschivescu’da (doğ. 1911) dokunaklı duygular, Eugen Je-beleanu’da hayal ağır basar; Radu Boure-anu (doğ. 1906) ise, şiiri görüntülerin canlandırılması olarak ele alır. Maria Banuş (doğ. 1914) ve Nina Cassian (doğ. 1924) sevgiyi savunur, temel İnsanî değerlerin yüceltilmesi Mihu Dragomir (1919-1964), Geo Dumistrescu (doğ. 1920), A.E. Baconsky (doğ. 1925), Alexandru Andiritoiu (doğ. 1929) ve Nicolae Labiş’in (1935-1956) lirizminin ana temasını meydana getirir. En genç nesil ise Nichita Stanescu, Cezar Bal-tag, llie Constantin, Marin Sorencu, Ana Blandiana ve Ion Alexandru ile biçim araştırmalarına yönelir. Tiyatro, M. Davidoğlu (doğ. 1910), Lucia Demetrius (doğ. 1910), Horia Lovinescu (doğ. 1917) ve P. Everac (doğ. 1924) ile çağdaş etik veya estetik meseleleri ele alır: Aurel Baranga (doğ. 1913) ve Al Mirodan’da (doğ. 1927) yergi ağır basar. (Bk. EK CİLT)

Advertisement

Yorum yazın