Romanya Tarihi

TARİH Rumen halkının menşei

Rumen halkının M.S. III.-XIII. yy. arasında ülkeye yerleşmiş romalı öncesi ve romalı halklarla (latin asıllı dilini ve adını Romalılardan aldı), çeşitli ırklardan (germen, İslav v.b.) barbarların karışmasından doğduğu sanılır. Fakat tarihçilerle etnologlar, rumen milletinin meydana gelmesinde bu halklardan hangisinin ağır bastığını henüz tespit edememişlerdir. Romanya’nın coğrafyası, yerleşmenin, yüksekliklerle kuşatılmış olan Erdel’de ve Karpatlar’da, güney ve doğudaki bozkır özelliğinde ovalara göre daha devamlı olduğunu düşündürür, ilk bozkır imparatorlukları’ nin (M.ö. 1200’e doğr.-700 arası Kimbriler, 700-300 arası Is-kitler, 300 – M.S. 200 arası Sarmatlar) uçları olan bu bozkır bölgelerine, yenilen çetelerin ve iyi teşkilâtlanmamış kabilelerin (Getler, Bastarnalar) kalıntıları sığınmıştı; bölge, M.ö. VII. yy.da kıyıda kurulan yunan sitelerinin (Callatis, Tomes, Histria, Tyras) kültürel desteğinden yararlandı; M.ö. II. yy.da, yarı efsanevî Aganthyrses’lerin yerini alan Get Daçya devletinin, helen etkisiyle kurulduğu sanılır. Trakya kabilelerini hâkimiyetleri altına almağa çalışan Romalılar, M.ö. 75 yılında Aşağı Tuna’ya ulaştılar ve Augustus devrinde Mesia’yı kurdular, bugünkü Eflak’ta yaşayan get kabilelerine himayelerini kabul ettirdiler. Daçya devletinin Romalılarla komşu olması imparatorluğu kaygılandırdı ve Trajanus’un yaptığı seferler sonunda (107) dağlık bölge ve Batı Eflak ile sınırlanan bir Daçya eyaleti kuruldu: kuzeyde bağımsız Daçlar kaldı; Bastarnalar ile Roksolan Sarmatlarının yaşadığı az kalabalık ovalarda ise Roma’nm etkisi ağır basıyordu. Eyalet 271-275 arasında Aurelianus tarafından boşaltıldı ve Roma sadece küçük îskitya’yı (Dobruca) muhafaza etti; fakat, gerek romalı, gerek roma-lılaştırılmış daçya köylüleri bölgelerinden ayrılmadılar, ya kendilerini sömüren barbaT efendilerin hâkimiyeti altında yaşamağa razı oldular ya onlardan kurtulmak için yüksek bölgelere kaçtılar. Zaten, Gotlar (III.-

V. yy.), Gepidler (IV.-V. yy.), Hunlar (IV.-

VI. yy.), Avarlar (VI.-VII. yy.), îslavlar (VI. yy.), Bulgarlar (VII.-XI. yy.), Macarlar (IX. yy.), Peçenekler (IX. yy. – XI. yy. sonu), Kumanlar (XI.-XIII. yy.) ve Tatarlar (XIII. yy.) bu bölgelerde çok az kalıyor, daha zengin ve .daha kalabalık bölgelere saldırıyorlardı.*

Ortodoks dinine bağlı olan, buîgar âyin u-sulünü uygulayan ve Latinceden türeme, is-lavca pek çok kelime kapsayan bir dil konuşan RomanyalIlar adına ancak XIII. yy.-dan kalma belgelerde rastlanır. X.-XIII. yy. arası RomanyalIlarla îslavlarm karışık yaşadığı birçok küçük prenslik kuruldu. Fakat X. ve XI. yy.da Macaristan Erdel’i (Transilvanya) fethederek sakson ve macar kolonlar yerleştirdi; Macarların ortodoks-ları ezmesi üzerine, Rumenlerin bir kısmı Tuna ovalarına doğru göç ederek orada, bağımsız yaşayan ırktaşlaııyle (Tatarlar bölgeden kovdukları [1237-1242] Kumanlarm yerine gerçekten yerleşmedikleri için) buluştular. Yani rumen halkı yayılmağa ve istilâcı halkların kalıntılarını bünyesinde e-ritmeğe devam etti: fakat siyasî bütünlük ancak XX. yy.da sağlanabildi.

Rumen prenslikleri
Rumen prensliklerinin kaderleri birbirine benzemez. Macar ve Sakson azınlığının hâkimiyeti altında yaşayafı ve millî özelliklerini kaybetmeyen Erdel’de Rumenler, soylularının macarlaşması yüzünden bir köylü sınıfı haline geldi; bu sınıf, XV. yy.da e-fendileıine karşı sık sık ayaklandı (Bobilna, ayaklanması, 1437-1438). XIII. yy.dan sonra oldukça bağımsız bir prenslik haline gelen Erdel, bağlı olduğu batı kültürünü ve dinini aldığı Macaristan tarafından yutulmak tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Tersine, XIV. yy. başında Karpatlar’ın ötesinde iki katışıksız rumen devleti kuruldu: güneyde, Bulgarlarla Sırpları bünyesinde eriten ve Janos Basa-rab’m Karoly I Robert’i yenmesiyle (1330) hürriyetini kazanarak Eıdel’de Almaş ve Fagaraş düklüklerini işgal eden Eflak (veya Tara Romineasca); doğuda Ruthenleri bünyesinde eriten ve Bogdan I zamanında Macaristan’ın metbuluğundan kurtulan (1359) Boğdan. Her iki devlet de ülkelerinin mutlak hâkimi olan ve Macaristan’da millî hanedanın sönmesinden (XIV. yy. başı) yararlanarak bağımsızlığını ilân eden bir voyvoda veya hospodaı tarafından yönetiliyordu. Toplum, boyar’lar, gönüllü mültezimler ve mültezimlere bölünüyordu; mültezimler voyvodaların, boyarların veya manastırların kendilerine verdikleri toprakları bırakma hakkına sahipti. Bu devirde tahıl (özellikle darı) tarımının hayvancılıktan (at ve sığır) daha az önemli olduğu sanılır. Ticaret, ancak Tuna ve Dniester vâdilerinin ağızları ve Cenova ticaretiyle büyük doğu nakliyatının son iskeleleri olan Chilia (Kilia) ve Ak-kerman (Cetaîea Alba) limanlarında önemliydi. Macaristan kralları ve XV. yy.dan sonra Polonya kralları, bu limanları ele geçirmeğe ve voyvodanın Boyarlar -meclisinde prens aileleri arasından seçilmesi yüzünden çıkan sülâle kavgalarını kışkırtarak iki prensliği vasallaştırmağa çalıştılar; fakat onların zayıflığından yararlanan Türk-ler önce Eflak’ı, sonra Boğdan’ı vergiye bağladılar; osmanlı ordusu 1475’te Boğdanh Stefan Cel Mare’ye (îstvan III) Raho-va’da yenilmesine rağmen, XV. ve XVI. yy.da stratejik noktalan ele geçirdi: Tuna kaleleri, Chilia ve Cetatea Alba, Bendery (Tighina) bölgesi. Türklerin Tatarları va-sallaştırması (1475), Belgrad’ın düşmesi (1521) ve Mohaç zaferlerinden sonra Macaristan’ın çökmesi (1526) sonucunda, voyvodaların bağımsızlıklarını ve ortodoks dinini savunmağa çalıştıkları prenslikler kesinlikle kuşatılmış oldu. Romanya’nın geleneksel kahramanları (Eflak’ta Büyük Mircea [1386-1418], Kazıklı Vlad III [1456-1462]; Boğdan’-da Büyük Ştefan III [1457-1504], Petru Ra-reş [1527-1538 ve 1541-1546]) gözüpek, zalim ve kurnaz zorbalardı; fakat Eflak prensi Büyük Mihail’in (1593-1601) Türkleri ülkeden çıkararak (1594-1597) daç tarihinde ilk olarak Rumen milletlerini tek bir devlet (1600-1601) halinde birleştirmeyi (bu devlet, kaygılanan Habsburg’lar tarafından yıkıldı) ve Erdel ile Boğdan tacını giymeyi başarmasına rağmen, îslâmiyete karşı mücadele başarısızdı. Voyvodalar, özellikle osmanlı seferlerine karşı daha savunmasız olan Eflak voyvodaları, sonunda, XVI. yy.a kadar hı-ristiyan krallarından daha istikrarlı ve daha sözünün eri olan osmanlı padişahlarının metbuluğunu kabul ettiler. Babıâli, önceleri sadece düşük bir vergiye (nakdî ve aynî) bağladığı prensliklerin metbuluğunu kabul etmeleri ve belirli sayıda asker vermeleriyle yetindi; prensliklerde ne türk kolonisi, ne de cami vardı. Fakat tebaalarını sömürerek zenginleşeceğini uman birçok taht adaymm ortaya çıkması üzerine padişah ve görevlileri voyvodalık tahtını açık artırmaya koydular; en fazla veren voyvodalığa getiriliyor, sonra herhangi bir bahaneyle devriliyordu; görev almak için birbiriyle çekişen boyarlar da bu Oyuna, prenslerinden şikâyet ederek katıldılar; tam yetkili hale gelerek mültezimleri soydular ve köylüleri toprağa bağlı serfler haline getirdiler. Manastırların mülkleri devamlı olarak genişliyor ve prensler rumen manastırlarını büyük yunan manastırlarına bağlamış olduklarından, topraklarının kazancı yabancılara gidiyordu. Prensliklerdeki zenginliğin çektiği birçok yunan serüvencisi Eflak ve Boğdan’a akın etti. Boyarlar sınıfı, Millî parti ve Yunan partisi olarak ikiye bölündü; Yunan partisi çok erken bir tarihte bazı üyelerini Eflak (Şerban Cantacuzinos, 1678-1688) ve Boğdan (Dimitri Cantemir) prensliklerinin yöneticisi seçtirdi ve 1711’de Babıâli artık Boğ-dan’da hospodarlık görevine Fenerli rum-lardan başkasını getirmemeğe karar verince (1716’da Eflak’a) yönetimi kesinlikle ele geçirdi.
Rumen ülkelerinde XVIII. yy.m en önemli olayı, Polonya, Macaristan ve özellikle OsmanlIlara karşı XV. yy.dan beri devam eden mücadeleyi sağlamlaştırmak için latin ülkeleriyle kurulan ilişkiler sonucunda millî kültürün gelişmesidir (XVIII. yy.da yüksek sosyete fransız kültüründen büyük ölçüde etkilendi). Erdel’de uniat kilisesi ve piskopos Micu bu kültürel gelişmeyi destekledi; Boğdan ve Eflak’da yunanlıların kilise yüksek görevlerini ele geçirmeleri resmî dil ve âyin dili olan slavoncanm terk edilmesine yol açtı; mahallî rahip sınıfı, artık bu kutsal dili öğrenme imkânı olmadığından, âyinlerini ıumence yapmağa başladı. Gene anlamlı bir olay da rumen edebiyatının önce dinî, sonra tarihî eserlerle başlamasıdır (1688’de Eflak’ta rumen dilinde ilk Incil’in yayımlanması).

Erdel 1538-1691 arası Macaristan’dan ayrıldı; BabIâli’nin ve Habsburg’larm istekleri birbirini dengeleyince, ülke komşularından çok daha bağımsız hale geldi; Reformun sızmasıyle ayrıcalığı arttıysa da, XVIII. yy.-daki yeni avusturya istilâsı sonucunda muhtariyeti hemen hemen ortadan kalktı ve Habsburg’larm katolik siyasetine karşı, tarih ve filoloji kaynaklarına dayanarak rumen halklarının aynı kökten geldiğini yayan milliyetçi anlayış yeniden canlandı. Tam bir çöküş içinde olan Polonya’nın savunmada kalmasına karşılık, hızla gelişmekte olan Rusya, Büyük Pet-ro’dan (1682-1725) sonra, İstanbul yolu üstünde birer merhale olan prensliklere göz dikti ve Avusturya’nın Aşağı Tuna üstündeki niyetlerini engellemeğe başladı. Rusların ortodoks olmaları bir avantajdı; ama askerî işgal, prensliklerin halkını ayaklandırmağa yetti ve prenslikler iki büyük devlet arasındaki rekabetten yararlanarak ayakta kalmayı başardılar: Eflak’ın 1715-1739 arası Avusturya’ya bağlanan Ol-tenia’yj geri almasına karşılık, Rutenlerin tekrar üstünlüğü ele aldığı Bukovina’yı A-vusturya’ya (1775), Beserabya’yı da Rusya’ya kaptırdı (1812). Ruslar Besarabya’ya uk-rayna’lı kolonlar yerleştirdiler; Rumenler nüfuslarının artması sayesinde bu kayıpları Erdel’de ve Tamışvar (Timişoara) [XVIII. yy.] banatlığmda telâfi ettiler. Küçük Kaynarca antlaşmasından (1774) sonra her savaşta prenslikleri işgal eden Rusya’nın himayesi yavaş yavaş, hospodarları canı isteyince azletme hakkını kaybederek yedi yıllık bir süre için tayin etmek zorunda kalan (1802) BabIâli’nin himayesinin yerini aldı. Eflak hospodarı Konstantinos Ipsilanti*-nin Sırp ayaklanmasını (1804) desteklemesi, Babıâli tarafından azledilmesine (1806) ve ülkenin Rusya tarafından işgaline (1806) yol açtı. Konstanlinos’un oğlu Aleksandros Ip-silanti*nin Osmanlı imparatorluğundaki hı-ristiyanları ayaklandırma teşebbüsünden sonra, Fener ramları rejimi yıkıldı (Tudor Vladimirescu’nun isyanı, 1821). Türkler, a-yaklanan Yunanlılarla Rumenlerin anlaşmalarını önlemek için rumen asıllı prenslerden lon Sturdza’yı Boğdan’a ve Grigore Ghika VlI’yi Eflak’a tayin ettiler ve Romanya için yeni kanunlar koymağa karar verdiler; böylece Fener rejimi sona erdi (1822). Kont Pavel Kiselyov tarafından temsil edilen çar, prenslikleri işgal ederek, Edirne antlaşmasından (1829) sonra, Eflak (1831) ve Boğdan’da (1832) «organik bir talimat»ı kabul ettirdi. Bu talimata göre hospodarlar büyük boyarlar tarafından kaydı hayat şar-tıyle seçiliyordu. Çar aynı zamanda, parlamento rejiminin çekirdeği olan «kamu meclisleri» kurdu. Gerçekte bir smıf rejimi o-lan bu rejim, buğday ihracatının gelişmesiyle aynı zamanda başladı; 1829’da serbest bırakılan ihracat küçük köylü mülkiyetinin zararına olarak büyük toprakları değerlendirdi. Bununla birlikte, batı etkisi Rusya’-nınkinden daha kuvvetliydi. 1848’de, rus ordusu tarafından bastırılan devrim denemelerinin başarısızlığına rağmen prensliklerin birleşmesi ve rejimin serbestleştirilmesi hareketi gelişti; Baltalimanı uzlaşmasıyle (1849) hospodarların iktidarı yedi yıla indirildi ve iki Kamu meclisinin yerini iki özel divan (Divan ad hoc) aldı; fakat Napoléon IIl’ün cömert hareketi, prensliklerin önce Rusya (1853-1854), sonra Avrupa adına hareket eden avusturya birlikleri tarafından (1854-1856) işgaline yol açan Kırım savaşından sonra millî hareketin başarıya u-laşmasma imkân verdi. Güney Besarabya’yı Boğdan’a veren Paris antlaşması, prenslikleri, büyük devletlerin garantisi altına aldı; Osmanlı devletinin hâkimiyeti devam ediyordu, ama ordusu her çeşit müdahale hakkını kaybetmişti. Boğdan (Mihail Kogal-niceanu’nun nutku) ve Eflak’ta niyetlerini açığa vuran birlik taraftarları 1857 seçimlerini kazanınca, Paris konferansında (1858) Eflak ve Boğdan Birleşik prenslikleri tanındı. AvusturyalIlarla OsmanlIlar arasındaki düşmanlıktan dolayı birlik, ancak 18 ü-yeli bir merkez cemaati ve Focşani’de toplanan bir temyiz mahkemesi tarafından temsil edildi; fakat Önce Boğdan, arkasından da Eflak, Alexandru Cuza’yı hospodar seçti (1859-1866) ve hükümetlerle parlamentolar birleştirildi (1859). Prens diktatörce usullerle ve Kogalniceanu’nun da desteğiyle yunan manastırlarının mallarına elkoydu ve çar Aleksandr II’yi örnek alarak ilk tarım reformunu yaptı (1864). Soylular Cuza’yı kovarak (şubat 1866) yerine Hohenzollem’li Karl’ı getirdiler ve daha liberal bir anayasa hazırladılar. Yeni kral güç bir başlangıçtan (1870-1871’de kralın Almanlara yakınlığının doğurduğu buhranlar ve Avusturya-Macaris-tan ile bir ticaret antlaşmasının imzalanması) sonra, kurnazlığı sayesinde kendini kabul etirdi; fakat çoğunlukla gerçek iktidarı, tahta çıkmasına yardım etmiş olan liberal lon Bratianu’ya bırakmak (özellikle 1876-1886 arası) zorunda kaldı.

Modern Romanya
Romanya’nın Rus-Türk savaşında (1877 -1878) Rusların safında yer alması ve rumen ordusunun Plevne’nin alınmasına katılması, bağımsız Rumen devletinin kurulmasına (mayıs 1877) yol açtı. Romanya Besarabya’-yı (çar tarafından geri alındı) vererek halkının çoğu bulgar ve türk olan Dobruca’yı aldı (1878 Berlin antlaşması). Veraset hakkı tanınan prens, 1881’de Carol I (1881-1914) adiyle Romanya kralı oldu; Rusya’yı Berlin’e karşı tutumundan dolayı bağışlamayan kral, Almanya ve Avusturya-Macaristan ile gizli bir ittifak imzaladı (1883). Berlin’in bu ittifaka katılması, Erdel meselesini unutturdu; 1881’de Erdel’de kurulan millî Rumen partisi Erdel’i Macaristan’ın 1867 oldubittisiyle kesinlikle ilhakını kabul etti. Kamuoyu Erdel’in macarlaştırılmasma öfkelendi. Romanya, 1913’te Dobruca’nm güneyindeki bölgeyi Bulgaristan’dan almak için (Bükreş antlaşması, 10 ağustos 1913) İkinci Balkan savaşma katıldı. Birinci Dünya savaşı patlak verdiğinde ülkesinin Almanya safında savaşa girmesini sağlayamayan kral kısa süre sonra öldü. Yeğeni ve vârisi Ferdinand I (1914-1927), lon Bratianu’-nun öğüdüyle müttefikler safında savaşa girdi (ağustos 1916). Çabuk ezilen rumen ordusu, ülkenin büyük kısmını boşalttı ve Siret kıyısına çekildi (aralık 1916). Rusya yararına Besarabya’da, bir Boğdan Sovyet Sosyalist cumhuriyeti halinde kuruldu (kasım 1917), fakat rumen birlikleri tarafından işgal edilerek Romanya’ya katıldı (aralık 1918). Rusya’nın desteğini kaybeden kral, alman ordusu karşısında yenilerek, Dobru-ca’yı Bulgaristan’a, Erdel’e yakın bölgeleri Avusturya – Macaristan’a bıraktı (7 mayıs 1918, Bükreş antlaşması). Habsbuıg’ların yı-kılmasıyle bu antlaşmanın şartları hükümsüz hale geldi; ayrıca Bukovina (Cernauti [Çemovtsıy] meclisi 27 ekim), Erdel ve Banat (Alba lulia meclisi, 1 aralık 1918) Romanya ile birleştiklerini ilân ettiler. Bu birleşmeyi Avusturya (Saint-Germain-en-Laye,

10 eylül 1919) ve Macaristan (Trianon antlaşması, 4 haziran 1920) tanıdı; Macaristan ayrıca Romanya’ya Timişoara banatlığını da bıraktı.

Büyük Romanya

Ülkenin yüzölçümü 130 000 km2’den, 295 000 km2’ye yükseldi, fakat aşırı rumen milliyetçileri müttefiklerin çizdiği sınırları güçlük-İe kabul ediyordu; rumen ordusu, ilk hücumdan (nisan-mayıs 1919) sonra Bela Kun rejimini yıktı ve Doğu Macaristan’ı işgal etti (temmuz-ağustos 1919). Bükreş hükümeti, müttefiklerin kraliyet nüfusunun dörtte birini meydana getiren millî azınlıklar (ma-car, alman, ukraynalı, bulgar, rus, sırp) i-çin istediği garantileri vermeyi reddetti; ayrıca yahudi aleyhtarlığı gelişti. Sosyal meseleler de ciddîydi; büyük toprak sahiplerinin baskısına karşı uzun süredir kargaşalıklar (1888) veya 1907’deki gibi genel isyanlarla (vahşîce bastırıldı) direnen yoksul ve cahil köylüler, 5 800 000 ha’lık büyük toprak parçalarının dağıtılmasını sağlayan bir tarım kanunu çıkarttırmayı başardılar, fakat çoğu taksitleri ödeyemeyecek kadar yoksul olduğu için, kendisine verilen toprak parçacığını satmak zorunda kaldı. Gelişmeyi ö-zellikle petrol ile ilgilenen yabancı sermaye sağlıyordu. Siyasî hayat da iyi teşkilâtlan-mamıştı; 1923 Anayasası genel seçim sistemini onayladı fakat kral ve bakanlar parlamentonun çalışmasını engellemeğe devam etti. 1929 İktisadî buhranı krallığı etkilemeğe başlayınca, partiler arasındaki çatışma arttı; sağcı partilerin yahudi düşmanlığını, 1931’de Corneliu Codreanu (Demir Muhafız) tarafından kurulan totaliter hareket daha da geliştirdi. Kral Ferdinand, oğlu Carol’u mirastan mahrum ederek tahtını ölürken (1927), altı yaşındaki torunu Mihail I’e bıraktı (1927-1930); fakat haziran 1930’da Carol II (1930-1940) iktidarı oğlunun elinden aldı ve siyasî kargaşalığı bahane ederek 1938’de diktatörlüğünü kabul ettirdi: Demir Muhafızlar teşkilâtı dağıtıldı, Codreanu öldürüldü (1938), fakat taraftarları suikast teşebbüslerine devam etti.
1919 Antlaşmalarından yararlanan Romanya, dış siyasette önce Habsburg’larm imparatorluğunu bölüşen ülkeleri birbirine bağlayan Küçük Antant’a hâkim olan Fransa ile dostluk kurdu. Fransız etkisinin zayıflaması, 1938’den sonra, Romanya’yı Hitler’in Reich’ının etkisi aianına soktu; ülkede buğday, mısır ve özellikle alman savaş ekonomisine gerekli petrol vardı. Alman-sovyet antlaşması (1939), S.S.C.B.’nin Besarabya’-yı ve Bukovina’nın kuzeyini ele geçirmesine (haziran 1940) imkân verdi. Hitler ile Mus-solini, Romanya’yı, Erdel’in kuzeyini Macaristan’a vermek zorunda bıraktılar (Viyana, 30 ağustos 1940). Bu bozgun, general lon Antonescu’nun iktidara gelmesine (eylül 1940) yol açtı; Antonescu, kralı, Mihail

I lehine tahttan feragata zorladı. Dobruca’-nın Bulgaristan’a bırakılmasını (Craiova antlaşması) kabul etmek zorunda kalan general, conducator (yönetici) unvanını aldı ve gönüllü olarak Alman birliğine giren «Lejyoner devlet»i kurdu. Romanya, ekim başında Wehramcht tarafından işgal edildi. Yeniden kurulan Demir Muhafızlar teşkilâtı birçok siyaset adamını ve yahudiyi öldürdü, sonra birbirine düşerek kanlı çatışmalarla parçalandı (eylül 1940-ocak 1941). 1941 O-cağında lon Antonescu bir askerî hükümet kurdu ve partileri yasakladı. 22 Haziran 1941’de alman ordusunu desteklemek için S.S.C.B.’ye savaş açtı; Besarabya’nın geri alınmasından ve birliklerinin Odessa’ya girmesinden sonra, mareşalliğini ilân eden Antonescu, Dniester ile Bug arasındaki Tansnistria’yı ilhak etti (ekim 1941). Fakat 1941 sonunda, Almanların ilk yenilgilere uğramasından sonra rumen kamuoyunun cesareti kırıldı; dışişleri bakanı Mihail Antonescu, Büyük. Britanya ve A.B.D. nezdinde 1944’e kadar devam edecek olan bir dizi sondaja girişti; fakat batılıları S.S.C.B.’ye karşı kışkırtmayı başaramadı. Romanya’ya yapılan sovyet hücumlarının başarıyle sonuçlanması üzerine patlak veren devrimci ayaklanmada antonescu’lar tevkif edildi (23 ağustos 1944); kral Mihail bir koalisyon kabinesi kurdu ve müttefiklerden mütareke istedi; Bükreş’in Almanlar tarafından bombalanmasından soma Romanya Reich’a savaş açtı. Moskova mütarekesiyle, S.S.C.B. işgalindeki Besarabya ile kuzey Bukovina’-dan ve Bulgaristan’a bırakılan Güney Dob-ruca’dan vaz geçti, fakat Kuzey Erdel’in kendine geri verileceği (Macaristan’dan) vaadini aldı; ayrıca 300 milyon dolarlık tazminat ödeyecek ve Almanya’ya karşı savaşa katılacaktı. Bu mütarekenin toprakla ilgili maddeleri, Paris antlaşmasıyle (1947) onaylandı. Romanya sovyet etki alanı içine girince bir Millî Demokratik cephe halinde çevresine milliyetçi-köylü, liberal ve sos-yal-demokrat partileri toplayan (1944 ilkbaharı) Komünist partisi, durumunu hızla düzeltti; 6 mart 1945’te «Çiftçiler cephesinin kurucusu Groza’nm yönetimi altında bir kabinenin kilit bakanlıklarını ele geçirdi; bu kabine yeni bir toprak reformu yaptı (25 mart 1945 kanunu). 19 Kasım 1946 seçimlerini Komünist partisinin yönetimindeki Demokratik Partiler bloku, kazandı; sonra Maniu’nun (köylü) mahkûmiyeti, Tatares-cu’nun (liberal) ve Petrescu’nun (sağ sosyalist) bertaraf edilmesi ve Milliyetçi-Köy-lü partisinin kapatılmasıyle muhalefet yok edildi (1947). 30 Aralık 1947’de kral istifa etmek zorunda kaldı ve hükümet Romanya Halk cumhuriyetinin kurulduğunu ilân etti. Cumhuriyet 1955’te Birleşmiş Milletler teşkilâtına kabul edildi. Ülke siyasetine komünistlerle sol sosyalistlerin birleşmesinden doğan ve Gheoghiu-Dej’in yönettiği Rumen işçi partisi hâkimdi; tek liste rejimiyle seçilen (mart 1948) bir Büyük Millet meclisi nisan 1948 Anayasasını oyladı. E-nerji kaynaklarıyle sanayi millileştirildi (1948); zengin köylülerin mallarına elkon-du (1949), fakat tarımı kolektifleştirme hareketi ancak 1962’de tamamlandı. Ekonomi planlandı (beşer yıllık iki plan; 1951-1955, 1956-1960). Planlamanın sonucu olan iktisadı güçlükler «sağ sapmacıların» (Anna Pauker gibi) bertaraf edilmesine (1952) yol açtı; bu güçlükler ayrıca Groza hükümetinin başına Gherorghiu-Dej’in getirilmesine ve çok önem verilen millî azınlıklar meselesini çözmek için, Erdel’in güneybatısında muhtar bir macar bölgesi kuran yeni bir a-nayasanın kabulünü (24 eylül 1952) gerektirdi. Stalin’in ölümünden sonra işçi partisi yöneticileri İktisadî siyasetlerini esnekleştirdi; fakat bir karşılıklı yardım antlaş-* ması imzalanmasıyle (4 şubat 1948) S.S.C. B.’ye bağımlı olmağa devam ettiler ve Varşova paktına katıldılar (1955). S.S.C.B. 1954 -1956 arasında rus-rumen karma kuruluşları olan «Sovrom» rejiminden yavaş yavaş vaz geçti. Hükümet yönetimini Chivu Stoi-ca’ya bırakan (1955) Gheorghiu-Dej, Rumen İşçi partisi genel sekreteri oldu ve genel siyasî af ilân ettirdi (1955), S.S.C.B. Komünist partisinin XX. kongresinde (şubat 1956) Stalin’ciliğin suçlanmasından yararlanan Romanya, Yugoslavya ile ilişkilerini yeniden kurdu, partinin muhaliflerini bertaraf etti (1957 ve 1958) ve sovyet kuvvetlerinin ülkeden çekilmesini sağladı.

1961’de, ağır sanayiye öncelik tanıyan, fakat hayat seviyesini düzeltmeyi hedef tutan hafif sanayilere daha önemli yer veren ü-çüncü bir beş yıllık plan yürürlüğe kondu. 1961’de, Komünist partisi tarafından yönetilen Demokratik Halk cephesinin kazandığı (oyların yüzde 99,77 si) seçimlerden sonra, Millet meclisi tarafından tayin edilen ve Gheorghiu-Dej’in başkanlığına getirildiği yeni bir Devlet konseyi, eski prezid-yumun yerini aldı ve hükümetin ve yargı-tayın çalışmasını kontrol etmekle görevlendirildi.

Hükümetin üçüncü önemli görevi olan Bakanlar kurulu başkanlığı önce Chivu Sto-ica’ya (1955-1961), sonra Gheorghe Maurer’e verildi. Gheorghiu-Dej’in ölümünde devlet başkanlığına Chivu Stoiea, işçi partisinin başına Nicolae Ceauşescu geçti.

1965 Yılının başlıca iki siyasî olayı, temmuzda Rumen İşçi partisinin Rumen Komünist partisi adını alması ve Ceauşescu’nun 21 ağustosta Millet meclisinde tarımı kolektifleştirme işi bittiği ve artık bütün üretim a-raçları toplumun eline geçtiği için Romanya’nın artık bir «Halk cumhuriyeti» değil bir «Sosyalist cumhuriyet» olduğunu ilân etmesidir. 1952 Anayasasının yerini alan 21 ağustos 1965 Anayasası, Millet meclisinin devlet ve yönetim organları üstündeki hukukî kontrolünün genişletilmesini öngördü. Bununla beraber Rumen Komünist partisinin (1 ocak 1966’da bir buçuk milyon üye) toplumun yönetici gücü olmağa devam ettiğini belirtir. Bu madde Ceauşescu’nun o-toritesini artırdı. 8 Aralık 1967’de Ceauşescu Chivu Stoica’nın yerine Devlet konseyi başkanı seçildi (ayrıca parti başkanı olmağa da devam edecekti.) Bu tekelden yönetim sistemi Ceauşescu’ya, Konsey başkanı yardımcısı olan ve uzun süreden beri Gheorghiu-Dej’in halefi gözüyle bakılan Gheor-ge Apostol’u basit bir bakan seviyesine indirme imkânını verdi.

5 Mart 1961 ve 7 mart 1965 seçimlerinde seçmenlerin hemen hepsi, Komünist partisi tarafından yönetilen Demokratik Halk cephesi adaylarına oy verdiği için (tek liste) Millet meclisinin yapısı (465 milletvekili) değişmedi. Bununla birlikte aralık 1966’da meclis, seçmenlere tek liste içindeki birçok adaydan tercih yapma hakkını veren bir seçim reformunu oyladı.
Bu reform Romanya’nın Doğu Avrupa’daki orijinal durumunu daha sağlam bir şekilde belirleyen daha geniş bir reformun parçasıdır. Bu orijinallik daha çok dış siyasette kendini gösterir, önsözü Romanya’nın Sov-yetler birliğine bağımlılığına âlet yapmayan 1965 Anayasası «bağımsızlık» ve «karışmama» prensiplerini açıkça belirtti. Bükreş, Moskova’yı Pekin ile çatıştıran anlaşmazlıkta taraf tutmayı reddetti. Hattâ Çuen Lay’-ın Bükreş’e ve Maurer’in Pekin’e yaptıkları yolculuktan sonra, 15 şubat 1967’de Bükreş’te Çin ile Romanya arasında bir antlaşma imzalandı. Haziran 1967 Arap-İsrail çatışması sırasında Romanya, sosyalistlerin İsrail’i suçlamalarına katılmadı; hattâ Budapeşte ve Karlovy Vary’de tertiplenen zirve konferansına temsilci göndermedi. Romanya’nın bu bağımsız davranışı, Varşova askerî paktına, Komekon’a katılmasının tartışılmasına yol açtı ve Ceauşescu ekim 1966’da Dünya Komünist Hareketi konferansına resmen karşı çıktı, öte yandan Romanya, Balkanlar’da kendine imtiyazlı bir durum sağladı: Bulgaristan ile antlaşmalar imzalandı, Yugoslavya ile işbirliği gelişti. Romanya, Kıbrıs meselesine karışmamakla Türkiye ve Yunanistan ile yakınlık kurdu. Eylül 1966’da Yunanistan ile Romanya arasında birçok antlaşma imzalandı; bu anlaşmalar özellikle malları Romanya’da devletleştirilmiş olan yunan a-sıllıların tazminat almalarıyle ilgiliydi. RomanyalI yöneticiler, ticaret ve kültür antlaşmaları imzalamak üzere La Haye’e ve Paris’e gitti (1966 ve 1967). Romanya’nın siyasî muhtariyetini iki teşebbüs ortaya koydu. İspanya (5 haziran 1967), Federal Almanya (31 ocak 1967) ile ticarî ve İktisadî ilişkilerin yeniden kurulması, Romanya dışişleri bakanı Corneliu Manescu’nun Birleşmiş Milletlerin 22. oturumuna (eylül 1967) başkan seçilmesi Romanya’nın milletlerarası itibarını ortaya koydu.

Son gelişmeler

9 Aralık 1967’de Romanya Komünist partisi genel sekreteri Nicolae Ceauşescu, Büyük_ Millî meslis tarafından cumhurbaşkanı’ (Devlet konseyi başkanı) seçildi. Meclis, aynı zamanda Bakanlar kurulunu da yeniledi. Yeni yöneticiler, 6-8 aralıkta Bükreş’te toplanan parti konferansında alman İktisadî reform kararlarını uygulamak için bu görevlere getirilmişti.

14 Mayıs 1968’dé Fransa cumhurbaşkanı De Gaulle, Romanya’yı ziyaret eden ilk fransız devlet başkanı olarak Bükreş’e geldi, iki ülke arasında teknik ve kültürel işbirliğinin gelişmesi için bir program yapıldı. Romanya aynı zamanda İsrail ve A.B.D. ile de ticarî ve bilimsel işbirliğini geliştiren temaslar kurdu.

21 Ağustos 1968’de ortak toplantı yapan Romanya Komünist Partisi Merkez komitesi, Devlet konseyi ve hükümet S.S.C.B.’nin Çekoslovakya’yı işgali konusunda «derin endişe» duyduğunu ve bu hareketin sosyalist ülkeler arasında millî hâkimiyet ilkesini zedelediğini belertti. Bu konuda Ceauşescu, yugoslav devlet başkanı Tito ile 24 ağustosta bir görüşme yaptı. Bu arada, Moskova radyosu, S.S.C.B.’nin Romanya’ya saldıracağı konusundaki söylentileri yalanladı; fakat iki ülkenin Çekoslovakya’nın işgali konusundaki tutumu, sovyet radyo ve basınında şiddetle yerildi. Romanya ve Yugoslavya devlet başkanları şubat 1969’da tekrar buluşarak milletlerarası meselelerde aynı görüşleri paylaştığını belirttiler. A.B.D. cumhurbaşkanı Nixon, 2 ağustos 1969’da Bükreş’i ziyaret etti. 17 Ağustosta Romanya ile İsrail’in diplomatik ilişkilerini büyükelçilik seviyesine çıkardıkları bildirildi. Bunun üzerine Sudan ve Suriye, Romanya ile diplomatik ilişkilerini kesti; B.A.C., büyükelçisini geri çekti. Kısa bir süre sonra Irak da aynı davranışta bulundu. Eylül 1969’da Ceauşescu, İran’ı ziyaret etti ve u-zun vadeli İktisadî ve teknik yardım antlaşması imzalandı. İngiltere ile de İktisadî ilişkiler geliştirildi. Romanya’da 1968-1970 yılları arasında stalin’ci bir rejim uygulayan yöneticiler yavaş yavaş tasfiye edildi. Gheorghiu-Dej rejiminin ilerigelen liderleri görevden uzaklaştırıldı. Sosyalist Birlik cephesi yerine 19 kasım 1968’de Halk Demokratik cephesi kuruldu ve bu birliğe Komünist partisi’nden başka sendikalar, kooperatif kuran çiftçiler ve tüketicilerin teşkilâtlarıyle meslekî, bilimsel ve dinî kurumlarm temsilcileri ve azınlıkların kuruluşları da katıldı, Halk Demokratik cephesi 2 mart 1969’da yapılan seçimlerde sandalye için bir aday gösterdi. Resmî sonuçlara göre 12 500 000 seçmenin yüzde 99,96’sı seçimlere katıldı, 13 Mart 1969’da toplanan mecliste Ceauşescu tekrar cumhurbaşkanı ve i. Maurer de başbakan seçildi. Ağustos 1969’da toplanan Komünist Partisi kongresi, Gheorghiu-Dej rejiminin yöneticileri hakkında alman tedbirleri onayladı. Mayıs 1970’te, Romanya tarihinde yüzyıldır görülmeyen bir sel felâketi 160’tan fazla insanın ölümüne, 250 000 kadarının evsiz kalmasına sebep oldu ve

1 000’den fazla şehri tahrip etti.
Romanya, S.S.C.B. ile ilişkilerini geliştirerek 7 temmuz 1970’te bir dostluk ve karşılıklı yardım antlaşmasını Bükreş’te imzaladı. E-kimde Doğu Almanya, kasımda da Polonya ile aynı şekilde birer antlaşma yapıldı. Batı Almanya cumhurbaşkanı G. Heinemann mayıs 1971’de doğu avrupa ülkelerini ziyaret eden ilk batı alman devlet başkanı olarak Bükreş’e geldi. Romanya’da bulunan çok sayıda alman veya almanca konuşan azınlık konusu ele alındı. Romanya hükümeti, 1971 şubatından itibaren 7 000 kadar alman asıllı rumenin Batı Almanya’ya gitmesine izin vermişti. Başkan Ceauşescu 1971’de Çin Halk cumhuriyetini ziyaret etti. Romanya, Malta’nm yeni başbakanı Mintoff’un yönetimini de aestekledi; Sudan ile diplomatik ilişkilerini aralık 1971’de yeniden kurdu. (Bk. FK CİLT)

Askerî tarih

Romanya’nın ilk silâhlı kuvvetlerini 1831’de Rusya kurdu. 1861’de, Eflak-Boğdan prensliklerinin tek bir devlet halinde birleşmesi sonucunda millî bir ordu meydana geldi. İlk rumen birlikleri (40 000 kişi) 1877 Türk-Rus savaşında çarlık ordusu safında çarpıştı (bk. BALKANLAR, Ask. tar.). İkinci Balkan savaşından sonra prusya ordusu örnek alınarak yeniden teşkilâtlandırılan rumen ordusu, balkanlı müttefikleriyle birlikte 1913’te Bulgaristan Dobrucası’nı işgal etti. 600 000 kişilik bu ordu 1916’da İtilâf Devletleri kuvvetleriyle birleşti, fakat Fal-kenhayn’ın ve Mackensen’in hücumları karşısında tutunamayarak Boğdan’a çekildi ve kısa süre sonra savaşa son vermek zorunda kaldı. 1917’de general Bertholot emrindeki fransız heyetinin yeniden teşkilâtlandırdığı romanya ordusu, alman ordularına karşı genel bir hücuma girişti (Maraşeşti muharebeleri), Macaristan’da Bela Kun’un Komünist devrimini yok etmek için savaştı ve Budapeşte’yi işgal etti (1919).

Yeniden fransız usulüne göre donatılan ve eğitilen bu ordu, ikinci Dünya savaşı arifesinde 24 piyade tümenini ve 4 süvari tümenini (200 000 kişi) kapsıyordu. Son savaş sırasında bu kuvvetler (30 tümen) önce Rusya’ya karşı alman ordusu safında (1941-1944), sonra almanya’ya karşı sovyet ordusu safında (14 tümen) savaştı (1944-1945). 1947 Paris antlaşmasıyle romanya ordusu, 138

000 kişiye indirildi. Fakat o tarihte tespit e-dilen rakamları aşarak 1960’ta 500 000 kişiye yaklaştı. 1955’ten beri Varşova Paktı çerçevesinde görevlendirilen romanya kuvvetleri üç askerî bölgeye (Yaş, Bükreş ve Cluj) dağıtılmıştır. Hava Kuvvetleri, 1960’-ta beş hava tümenini kapsıyordu.

Deniz Kuvvetleri, Tuna’da güvenliği ve Karadeniz kıyılarının korunmasını sağlar. 1947 Antlaşmasıyle 15 000 ton ve 5 000 kişi olarak sınırlandırılmıştı. 1962’de Sovyet Rusya tarafından verilmiş 1 kruvazörü, 6 refakat gemisi ve 6 denizaltıyı kapsıyordu. Deniz kumandanlığı ve Deniz okulu Köstence’dedir.

Romanya’da nizamî ordunun yanı sıra, bütün halk demokrasilerinde olduğu gibi, güvenlik kıtaları (12 alay ve 8 hudut tugayı), kışlalarda milis kuvvetleri ve Komünist Partisinin kontrolü altında sanayi kurumlarınm korunmasını sağlayan işçi taburları vardır.

Advertisement

Yorum yazın