Ticari temsil

Ticari temsil nedir , Ticari temsil hakkında bilgiler

tacir kimliğine sahip kişi ile işlerini yönetmek ve adına imza koymak üzere görevlendirdiği kişi arasındaki hukuki ilişki.

Ticari temsilin kökeni Roma hukukuna dayanır. Roma’da köleler, gerçek temsilciler olmamakla birlikte efendileri adına anlaşma yapabilir ve yükümlülük altına girebilirlerdi. Bu durum Roma hukukunun işi yürütenler arasında olabildiğince doğrudan bir ilişkiyi yeğlemesinden kaynaklanıyordu. Ortaçağ boyunca hukuk yazarları Avrupa’ da bu kavramı değiştirmeye çalıştılarsa da çok başarılı olamadılar. 1200 dolayında Norman egemenliği altındaki İngiltere’de yaratılan iki özel makamla temsil kavramı geliştirildi. Bu makamlarda bulunan balli-vus ve attornatus efendi-uşak ilişkisine yakın konumlarla ortaya çıktı. Ballivus temsil ettiği kişinin ticari işlemlerini yürütüyordu. Zamanla hemen hemen bağımsız hareket etmeye başlayarak temsil ettiği kişi adına toprakların yönetiminden sorumlu bir kişiye dönüştü. Attornatus ise temsil ettiği kişi adına mahkemeye çıkıyordu.

Ticari temsilin efendi-uşak ilişkisine benzer yönü yüzyıllarca sürdü. Günümüzde bile ticari temsilin özünde bu anlayış yatar. Teknik açıdan, bir kişiye ya da bir ticaret kuruluşuna bağlı olarak çalışan kişi kendisini çalıştıran kişiyle olan ilişkisinde “hizmet eden” durumundadır ve temsilci sayılır. Temsilci üçüncü bir kişiye zarar verdiğinde hukuki bir sorun doğar. 17. yüzyılda Ingiltere’de ortaya atılan respondeat superior kavramı zarar gören üçüncü kişiye, temsilcinin verdiği zarardan onun efendisi durumundaki işvereni sorumlu tutma hakkını tanır. Çünkü işverenin, çalıştırdığı kişinin davranışlarına yön verdiği ve bu nedenle de onun yaptıklarından sorumlu olduğu kabul edilir. Bu sorumluluk genellikle “yapılan işin sınırlan içinde kalan” edimlerle sınırlıdır.

18. yüzyıl sonlarıyla 19. yüzyıl başlarında denizcilik, bankacılık, sigortacılık ve öteki ticaret işlemlerinin büyük bir gelişme göstermesi bir başka tür ticari temsilciliği öne çıkardı. Gemi kaptanları, sigorta komisyoncuları, banka müdürleri, komisyonla satış yapan aracılar ve satıcıların temsil ettikleri kişilerle olan ilişkileri efendi-uşak ilişkisi olarak görülmeye başladı. 19. yüzyılda özellikle Avrupalı hukuk bilginleri hukuki işlemler yapma yetkisinin, iş sahiplerince yapılan özel anlaşmalardan bağımsız olarak temsilcilere ait olduğunu ileri sürdüler. Bu yaklaşım birçok ülkede ticari temsile ilişkin çağdaş hukuk kurallarının başlıca özelliğini oluşturur. Buna göre temsil ilişkisi iki bölümde ele alınır. İş sahibiyle temsilci arasındaki temsilcilik sözleşmesi temsil ilişkisinin içe dönük yönüdür. Bu sözleşmeyle iş sahibi temsilcinin hizmetinden yararlanma hakkını korur ve yalnızca belli işlemlerin yapılacağına ilişkin bir güvence alır. Temsil ilişkisinin dışa dönük yönü ise, temsilciye belli bir hukuk sistemi içindeki konumuna uygun olarak tanınan tek taraflı “yetki”dir.
Temsil ilişkisinin dışa dönük yönü hukuk düzenlerine göre değişir. Fransa, İspanya, Portekiz ve Brezilya gibi ülkelerde temsilci iş sahibinin dolaysız olarak verdiği yetkiyi kullanır. Efendi-uşak ilişkisine daha yakın olan bu vekâletin geçerlik kazanması için belli bir resmiyet taşıması gerekir. Örneğin Sovyet hukukunda bir temsilciye verilecek yetkinin yazılı olması koşulu aranır. İskandinavya ülkeleri, Almanya, Japonya, Polonya, İtalya ve başka birçok ülke, ticari temsilcinin herhangi bir yazılı özel vekâlete bağlı olmaksızın yetkili olduğunu kabul ederek daha çağdaş bir anlayışı benimsemiştir. Türk hukukunda temsil edilen, vekâlet belgesini ticaret kütüğüne kaydetmek zorundadır, ama bu kayıttan önce de temsilcinin işlemleriyle borç altına girer. Genel bir sorumluluk verilen bir temsilci iş sahibi adına daha esnek bir biçimde hareket edebilir. Karmaşık bir hukuk sistemine sahip olan ülkelerde bu esneklik önemlidir. Örneğin reşit olmayanlar, kişisel olarak kullanamayacakları birçok hakkı temsilcileri aracılığıyla kullanabilirler.

Temsil ilişkisinin dışa dönük yönü, hukukta “görünür yetki” olarak adlandırılan bir sorun yaratabilir. Bu sorunla, bir temsilcinin temsil sözleşmesinde yer almayan bir konuda bağımsız yetkisini kullanmaya kalkması durumunda karşılaşılır. Üçüncü kişileri korumak açısından kara Avrupa’sı ve Angloamerikan hukuk sistemleri “görünür yetki”yle yapılmış anlaşmaları geçerli sayarak sorunu çözer. Böyle bir durumda iş sahibi temsil sözleşmesine uymayan temsilciye karşı ayrı bir dava açabilir.

Ticari temsilin kapsamı hem kara Avrupa’sı, hem de Angloamerikan hukuk düzenlerinde oldukça geniştir. Avrupa ülkelerinde “ticari temsilci” birçok yetki taşıyabilir. Komisyoncu bir komisyon karşılığında, temsil ettiği kişi adına mal satar ve ticari işlemlerini istediği gibi yürütür. Ticari temsilci sözleşme imzalamak üzere görüşmeler yürütür ve temsil ettiği kişi adına sözleşme yapabilir. Simsar, temsil ettiği kişiden bağımsız olarak iş ve işçi bulur. Satıcı temsil ettiği kişiyle doğrudan bir bağlılık ilişkisi içindedir. Angloamerikan hukukunda komisyoncu ve aracı olarak nitelenen kişiler özel mülk alım satımına ilişkin ticari işlemleri de yaparlar. Komisyoncular mala sahip olmamakla birlikte sözleşmeler yoluyla alım satımı gerçekleştirirler. Emlak komisyoncuları satış görüşmelerinde mal sahibini temsil edebilir, ama malın satışını gerçekleştirecek işlemleri yapamazlar. İş dünyasında müdür ve yönetici konumda olanlar da büyük bir temsilciler grubunu oluştururlar. Çok geniş yetkilerle donanmış olabilen bu grup içindeki şirket yöneticileri, hisse senedi satışı politikasını belirleyebilir. Avukatlar gibi yasal temsilciler meslek bilgilerini müvekkillerinin yararına kullanmaya çalışırlar.
Yasalara göre çeşitli temsilcilik biçimleri vardır. Genel temsilcilikte, temsilci iş sahibinin bütün işlerini onun adına yürütür ve her alanda onu temsil eder. Özel temsilcilikte ise temsilciye sınırlı bir yetkiyle yalnızca özel bir işi yürütme işi verilir. Temsilci ne olduğu kesin olarak belli özel bir göreve ya da genel hatlarıyla bilinen bir göreve de atanmış olabilir. Bazı hukuk sistemlerinde temsilcilik görevi taraflardan birinin ölümü, iflası ya da akli dengesinin bozulması gibi nedenlerle ya da karşılıklı birbirlerinden hoşnut kalmamaları ve yasalara aykırı davranışları nedeniyle sona erebilir. Türk hukukuna göre temsil edilen temsil yetkisini temsilciden her zaman geri alabilir. Temsil edilenin eylem yeteneğini yitirmesi ya da ölümüyle temsil yetkisi kendiliğinden sona ermez.

Advertisement

Yorum yazın