Tümel Ve Tikel Kavramlar

tümel ve tikel, bilgi felsefesi ve mantıkta, birincisi belli bir sınıflandırma ilkesine dayanılarak gruplandırılmış bireylerin tümünü kapsayan, İkincisi ise bütünün tek bir parçasını temsil eden terimler. Genel ve özel adlar biçiminde de düşünülebilir. Felsefede önemli tartışmalara yol açmış, örneğin tikel kırmızı nesneler dışında kırmızılıktan söz edilip edilemeyeceği gibi sorulan gündeme getirmiştir.

Tümellerin niteliği tartışması, Eski Yunan düşüncesindeki biçim ya da idea kuramından kaynaklandı. Platon idea’ların tekil nesnelerdeki dışa vurumlarından ayrı gerçek bir varlığı olduğunu ve herhangi bir nesneye güzel denebilmesi için önkoşul olarak bir ideal güzelliğin bulunması gerektiğini ileri sürdü. Aristoteles ise tümellerin gerçekte var olduğunu kabul etmekle birlikte bu varlıklann içinde yer aldıkları tikellerden bağımsız olmadığını, tümellerin ancak tikellerin içinde var olduğunu savundu. Her ikisi de tümellerin gerçek olduğunu savunan bu iki filozof arasındaki fark sonradan universalia ante rem (Platon’un, “tümel nesneden önce”) ve universalia in re (Aristoteles’in, “tümel nesnenin içinde”) kavramlarıyla özetlendi.

Ortaçağ Hıristiyan skolastik filozofları tümellerin gerçekliği konusunda hem Platon’ dan, hem de Aristoteles’ten etkilendiler. Augustinus Platoncu biçimleri Tann’nın zihnindeki ilk örneklerle özdeşleştirdi. Bo-ethius ise Porphyrios’un Eisagoge eis tas Aristotelous Kategorias’ı (İsagoge, 1986) üzerine yorumunda türlerin (tümellerin) nasıl bir tözü olabileceği sorununa değindi.

Tümellere asın bir gerçeklik tanıyan Platon-cu-Augustinusçu yaklaşım Sahte Dionysios Areopagites, Johannes Scotus Erigena, An-selmus, Guillaume de Champeaux ve Gilbert de la Porrée’nin yapıtlarına, Aristote-lesçi ılımlı bir gerçeklik tanıma eğilimi de Albertus Magnus ve Aquino’lu Tommaso’ nun yapıtlarına yansıdı.

Ortaçağda iki tür Gerçekçiliğe de karşı çıkan küçük bir grup tümellerin yalnızca zihinsel kavramlar olduğunu savundu. Kavramcılık olarak bilinen bu görüşü Roscelin, Abaelardus ve Ockham’lı William gibi düşünürler dile getirdi. Ama Roscelin ve Ockham’ın ödün vermez yaklaşımları, görüşlerini Adcılıkla (tümellerin benzer nesneler için kullanılan keyfi sözcük ya da adlar olduğu görüşü) eş tutan eleştirilere yol açtı. 17. yüzyılda Thomas Hobbes düşünce ve söz arasındaki yakın ilişki üzerine kurulu ılımlı bir Adcılığı savundu. Ontolojinin geçerliliğini savunanlar ve yalnızca mantık ve dil çözümlemesi ile ilgilenenler olarak ikiye bölünen sonraki filozoflar ise tümeller tartışmasını bilgi felsefesi alanına kaydırdılar.

Advertisement

Etiketler:

Yorum yazın