Türkiye – Romanya ilişkileri

Türkiye – Romanya ilişkileri

OsmanlIların Romanya devleti kurulmadan önce bu ülkeyle ilişkileri, Memleketeyn denilen Boğdan ve Eflak ile başladı.

1. Boğdan – Osman ilişkileri, 1420’de Meh-med I zamanında başladı. Mehmed I, Eflak voyvodası Mihail’i yenerek Dobruca’-ya girdi; Boğdan’a akınlar yaptı ve Ak-kerman’ı (Cetatea Alba) kuşattı; fakat kaleyi alamadı. Boğdan voyvodası Âlexandru Cel Bun (1400-1432), 1431’de Murad II’nin ordularına karşı mücadele etti; fakat, türk baskısı kuzeye doğru yayıldı. 1455’te Pet-ru Aron, Fatih’in metbuluğunu tanımak zorunda kaldı ve Boğdan, türk askerî sistemi içine girerek devlete yıllık vergi (2 000 altın) ödemeğe başladı. OsmanlIlar da Boğ-dan’ın iç işlerine ve voyvodanın imtiyazlarına karışmadılar. Boğdan beyi Stefan Cel Mare (1457-1504), bağımsızlık için mücadele etti ve 1457’de Rumeli beylerbeyi Hadım Süleyman Paşayı Vaslui’de yendi; papa, Ştefan’a bu zaferinden dolayı «Ath-leta Christi» (İsa’nın pehlivanı) unvanını verdi. Kısa süre sonra, Kırım’da Kefe’yi Cenevizlilerden alan Fatih, 1476’da Akde-re’de (Valea Alba) Boğdanlılan yendi; merkezleri Suceava’yı yaktı. Bayezid II, 1484’-te, Eflak voyvodası Vlad ve Kırımlıların yardımıyle Boğdan’ın anahtarları ve kapıları sayılan Kili ve Akkerman’ı ele geçirdi. Ştefan, bu iki kaleyi almağa çalıştıysa da başaramadı, ömrünün sonuna doğru OsmanlIlara boyun eğerek 4 000 altına çıkarılan vergiyi Ödedi; oğlu Boğdan’a «ülkeyi, öteki milletlerden daha hâkim ve kuvvetli oldukları için, Türklere teslim etmesini» vasiyet etti. Boğdan voyvodaları genellikle bu vasiyete uydular. Ancak Petru Rareş (hük. 1527-1538; 1542-1546) buna uymadığı için, 1538’de Kanunî sefere çıkarak Suceava’yı aldı. Kırımlılar Yaş şehrini yaktılar; Bucak diyarı (Güney Besarabya) OsmanlI devletine katıldı; Dniester üzerindeki müstahkem Tighina şehrine Bender adı verildi. Rareş, İstanbul’da Kanunî’nin elini öperek yeniden Boğdan tahtına geçti; oğlu ve halefi tliaş, İslâm dinini kabul etti ve Silistre sancakbeyi oldu. İliaş, Halep’te zehirlenerek öldü (1562). Stefan’ın torunu lo-an Cel Cumplet (1572-1574), OsmanlIlara karşı savaştı; önce osmanlı kuvvetlerini Bucak’ta yendi, sonra Ahmed Paşa kumandasındaki orduya Boğdan’da yenildi ve idam edildi. 1591’de Boğdan prensi olan Aron Tiranul, papanın kışkırtmalarıyle kurulan Kutsal ittifaka katıldı; fakat Erdel beyi Bathory tarafından öldürüldü. XVII. yy.da Osmanlı devleti, rumları idareci olarak Boğdan’a gönderdi; Boğdan kilisesi yeniden İstanbul patrikliğine bağlandı. Rumlar, ülkenin iç işlerine karışmağa başladılar. Voyvoda Vasile Lupu (1634-1635), rumlara karşı çıkarak tahta geçti; birçok iş yapmak istediyse de, azledilerek altı yıl İstanbul’da Yedikule’de hapsedildi. 1681’de Boğdan voyvodası olan Gheorghe Duca, boğdan ordusuyle Türklerin yanında ikinci Viyana kuşatmasına katıldı (1683); savaştan sonra Lehliler Boğdan’a girdiler; fakat voyvoda Constantin Cantemir, onlara karşı koydu ve Mustafa II tarafından desteklendi. Constantin’in oğlu Dimitrie Cantemir uzun süre İstanbul’da yaşayarak türk eğitimi gördü; «Küçük Kantemiroğlu» adiyle ün kazanarak türkçe besteler yazdı, yeni notalar düzenledi; Kitabu İlmi’l-Musiki alâ Vechi’l-Hurûfat (Harflerle Musiki İlmi Kitabı) adiyle yazdığı eseri Ahmed H’ye sundu; fakat Osmanlı devleti aleyhine Petro

I ile anlaştı; böylece Ruslar ilk defa Romanya işlerine karıştılar. Dimitrie Cantemir, Prut savaşından sonra (11 temmuz 1711), Rusya’ya kaçarak çarın müşaviri oldu ve orada öldü. Bunun üzerine, Boğdan voyvodalığına Osmanlı devletinin kontrolü altındaki Fener’li rum beyleri getirildi. 1774’ten sonra Ruslar, Boğdan’da konsolosluk kurdular; 1775’te Bukovina, AvusturyalIlara geçti. Rum voyvodalar genellikle Rusları tutarak Boğdan’m parçalanmasına yardımcı oldular.
Mahmud II devrinde rum voyvodalarının hâkimiyetine son verildi. 1830’da uygulanan «Regulamentul Organic» adındaki anayasaya göre, köylülerden başka her sınıftan gelen 132 kişilik bir meclis, prensi seçecek ve kanunları yapacaktı. Osmanlı devletinin Rusya ile yaptığı Baltalimanı* ant-laşmasıyle (1849) Boğdan meclisi kaldırıldı ve Grigore Ghica (1849-1854) prens tayin edildi. Bu sırada Boğdan ile Eflak’ın (Mem-leketeyn) birleştirilmesini amaç edinen hareketler oldu; Boğdan’da aydınlar, bunun için çalıştılar. 1856 Paris* antlaşmasından sonra Ruslar, Boğdan’a Tuna nehri ağzındaki Cahul, İsmail ve Belgrad vilâyetlerini geri çevirince, Osmanlı devleti Mem-leketeyn’in tek melbuu oldu. Babıâli, Boğdan ile Eflak’ın birleşmesine karşı koydu; fakat yapılan bir plebisiti birleşme taraflıları kazandı. 5 Ocak 1859’da Boğdan’a albay Alexandru ton Cuza prens seçildi, aynı seçim Eflak’ta da yapıldı (24 ocak). Bu tarih, Rumenlerin millî bayramıdır. Cuza, İstanbul’a gelerek Abdülaziz’i ziyaret etti ve «gerek kendi, gerek bütün rumen milleti adına sultanın hâki payine yüz sürdü», İstanbul’da Küçüksu kasrında ağırlandı. Abdülaziz Memleketeyn’in Romanya adiyle bir ülke halinde birleşmesini kabul etti. Cuza’nın (1859-1866) yerine geçen prens Carol, 1877 Türk-Rus savaşlarında, Rusların yanında yer aldı. Millet meclisi, hemen Romnaya’nm bağımsızlığını ilân etti; önce Ayastafanos (Yeşilköy) ve Berlin antlaş-malarıyle Romanya’nın bağımsızlığı tanındı. 1881’de Romanya krallık oldu.
2. Eflak – Osmanlı ilişkileri, Vlaicu zamanında başladı. Vlaicu, 1373’te Murad I ile anlaştı; bu anlaşma Mircea Cel Batran (1386-1418) zamanında da devam etti. Bununla birlikte OsmanlIların Eflak üstünde hâkimiyet kurması Mircea zamanında oldu. Mircea Osmanlılar ile yaptığı savaşlar sonunda, Romanya’nın varlığını korudu; Kosova savaşma asker göndermesi üzerine, bir osmanlı kuvveti ilk defa Tuna’-yı aştı: Mircea Bulgaristan’a yürüdü. Ba-yezid I, 1394’te Eflak voyvodasını yenerek yerine Vlad’ı getirdi; Eflak arazisinde bulunan Turnu kalesiyle yörelerini aldı. Mircea, macar kralı Zsigmond ile anlaşarak Vlad’ı kovduktan sonra Niğbolıj savaşma katıldı, yenilince Eflak’a çekildi. Eflak-Os-manlı ilişkileri 1402-1412 yılları arasında çok gelişti; bu sırada Mircea, Balkanlar’-da hakem durumundaydı; osmanlı şehzadelerini korudu, Musa Çelebi ile Düzmece Mustafa’yı destekledi. Osmanlı devletini yeniden kuran Mehmed I, 1417’de Mircea’yı yenerek Turnu ile Giurgiu’yu (Yerköyü) ve Dobruca’yı aldı. Mircea her yıl 3 000 dukalık bir vergi vermeyi kabul etti. Oğlu Vlad Dracul (1436), Varna savaşında hı-ristiyanlarm yanında yer aldı; fakat Murad II’nin zaferinden sonra yeniden padişaha boyun eğdi. Bu yüzden Hunyadi, onu idam ettirdi. Oğlu Kazıklı Voyvoda Çepeş (Tepeş) [1456-1476] adiyle tanınan Vlad* III tabilik şartlarını yerine getirmeyince kendisini tutuklamak için gelen Niğbolu sancakbeyi Hamza ile rum kâtibi Katavele-nos’u bu kazığa vurdurdu (1461); Tuna’yı aşarak Bulgaristan’ı yağma etti ve 24 000 kişiyi öldürdü. Fatih, 1462’de sefere çıktı; Tuna’yı geçerek Eflak’a girdi; Vlad III, Fatih’i ele geçirmek için bir gece baskını düzenledi; başaramayınca Erdel’e çekildi; Fatih, onun yerine kardeşi Radu Cel Fru-mos’u geçirdi; bu yeni voyvoda (1462-1474) Osmanlı devletine bağlı kaldı ve vergi ödedi. Radu dela Afumati (1522-1529), osman-lı hâkimiyetine karşı isyan etti; 20 defa savaştı ye yenildi. Radu Paisie devrinde (1535-1545), İbrail (Braila) yöresindeki bütün araziyle Eflak, Osmanlı devletine katıldı. XVI. yy.da Eflak’ta osmanlı hâkimiyeti yerleşti. Eflak’ın zengin tuz madenlerinden çıkan tuzlar Tuna’daki iskelelere gönderiliyor; buğdayı, yumurtası, balı ve tereyağı özellikle İstanbul’da satılıyordu. Mihail Viteazul (1593-1601) son defa bağımsızlık için direnişe geçti. Kutsal İttifak ile birleşti; türk akıncılarını pusuya düşürdü. Mehmed III devrinde OsmanlIlar Eflak’ı ele geçirdiler; Sinan Paşa Eflak’ın merkezi Targovişte’yi alarak tahkim etti (1595). Mihail, Erdel beyi Bat-hory’nin desteğiyle Eflak’a yeniden hâkim oldu. Bulgaristan’a kadar ilerlediyse de. Mehmed III’Un Haçova savaşında Kutsal ittifakın kuvvetlerini yenmesi üzerine (1596), Belgrad’da, Ilasan Paşanın aracılığıyle os-manlı hâkimiyetini kabul etti (1597); fakat Rudolf Il’den para yardımı alınca, yeniden başkaldırdı. 1599’da Erdel’i, 1600’de Boğdan’ı ele geçirerek üç Romanya ülkesini birleştirdi, 1601’de arkadaşı Bosta tarafından öldürüldü. XVII. yy.da Eflak’ta yunan etkisi kuvvetlendi; topraklar yunan manastırlarına vakfedildi. Şar ban Cantacu-zino (1678-1688), Kara Mustafa Paşanın yanında yer alarak Viyana kuşatmasına katıldı (1683), savaştan sonra da hıristiyan-larla işbirliği yaptı ve kardeşi Jordache’ı Viyana’ya gönderdi; AvusturyalIlar Batı Eflak’ın bazı kısımlarını ele geçirdiler. Bunun üzerine OsmanlIlara yanaşan voyvodalar, AvusturyalIlarla iyi ilişkileri devam ettirmekle birlikte, yiyecek maddelerini eskisi gibi İstanbul’a gönderdiler. Constan-tin Brancoveanu (1688-1714), Prut antlaşmasından sonra (1711), Ruslar ile anlaşınca Cin Ali Paşa, onu hainlikle suçladı; Brancoveanu, dört oğlu ve damadıyle, Saray-burnu’nda yabancı sefirlerin önünde idam edildi. Babıâli, 1716’dan sonra Eflak’a voyvoda olarak Fener’li rum beylerini gönderdi; 1714 ile 1821 arasında Eflak’a 40 hospodar (vali) gitti. Eflak’ın toprak kayıpları, Boğdan’a oranla az oldu; 1774’ten sonra Eflak’ta rus konsoloslukları kuruldu; 1787-1791 Avusturya-Osmanlı savaşları sırasında Eflak voyvodası Nicolae Mav-rogheni, OsmanlIlara yardım etti. Tudor Vladimirescu, 1821 ’de Osmanlı devletine başkaldırdı, lakat Ethniki Eteria adlı yunan cemiyetinin ülkede başlatmak istediği ihtilâle karşı çıktı; sonra Bükreş’te yayımladığı emirnamede kendisini padişahın sadık tebaası olarak ilân etti; fakat Cfoleş-ti’de öldürüldü. Eflak, osmanlı-rus savaşları sırasında rus saldırısına uğradı, sonra da Osmanlı devletini ve Rusya’yı koruyucu olarak tanıdı. XIX. yy.m ilk yarısında rumen aydınları türk ve rus hâkimiyetinin kalkması ve RomanyalIların bağımsız bir Romanya içinde birleşmesi için çalıştılar. Baltalimanı antlaşmasıyle (1848), Osmanlı devletiyle Rusya, Memleketeyn’e

7 yıl süreyle prensler tayin etme konusunda anlaştılar. Barbu Ştirbey prensliğe tayin edildi (1849-1856). Eflak, Paris ant-laşmasıyle rus himayesi yerine, osmanlı hâkimiyeti altında, batı devletlerinin desteğini elde etti ve 24 ocak 1859’da Boğdan ile birleşti. Eflak milletvekilleri Boğdan’da seçilen Cuza’yı başkanlığı getirdiler. Memle-keteyn böylece bir tek devlet olarak Ro-

manya adını aldı.

Osmanlı – Romanya ilişkileri krallığın kurulmasından sonra dostça devam etti. Rumen ordusu, İkinci Balkan savaşında Bulgaristan’a karşı savaşa girerek Silistre ve Plevne bölgelerini işgal edince (10 temmuz 1913), Osmanlı devleti, büyük devletlerin karşı çıkmasına rağmen, 21 temmuzda Kırklareli, 22 temmuzda Edirne’yi geri almak fırsatını elde etti. Birinci Dünya savaşında türk birlikleri alman ordusuyle birlikte Romanya’ya girdi.

Romanya – Türkiye cumhuriyeti ilişkileri de dostane oldu. Romanya, hiç bir rolü olmamakla beraber, Lozan2 konferansına katıldı. özellikle Carol II (1930-1940) devrinde ilişkiler daha da sağlamlaştı. İki devlet Balkan antantı veya paktı ile geleceklerini teminat altına almak istediler. 1930’-da Atina’da toplanan konferansa iki devlet de katıldı; 1931’de İstanbul’da bu konferanslar tekrarlandı (bk. BALKAN ANTANTI). Bu devrede Bükreş sefiri Hamdullah Suphi Tanrıöver’in telkiniyle Romanya’da yaşayan pek çok gagavuz* Türkiye’ye göç etti; fakat çok geçmeden bir kısmı geri döndü. Carol II, 1938’de Erzincan’da meydana gelen zelzele sonunda zor durumda kalan felâketzedelere yakın ilgi gösterdi; pek çok kereste göndererek yardımda bulundu.

Advertisement

Yorum yazın